Kibris Gazetesi
ARŞIV


EN ÇOK OKUNANLAR
Gökyüzünde Ay ile Venüs'ün muhteşem buluşması
Öz kızına tecavüz davasında, sanığın ifadesi inandırıcı bulunmadı
Çarşıda "bayram" yok
Mağusa'daki ırza tecavüz davasında yeni tanık
Dalga Pub kundakçılarından biri para,ikisi hapis cezası aldı
Trafikte 894 sürücü rapor edildi
Talat ve Hristofyas'a "camdan mumluk"

YORUMLANANLAR
Avcılar eyleme gidiyor [1]
Çarşıda "bayram" yok [2]
Liste nihayet! [1]
Hiçbir şeyin değişmediğinin göstergesi [2]
Atılan çöpler hepimizi etkiliyor [1]
Eroğlu, parti meclisini de silme kazandı [2]
Hükümet yazı görmez [5]
Pakistan'dan yatırım girişimi [1]
2009 da kurak [1]
Yedikonuk İlkokulu'nda "Kitap Haftası" etkinliği [1]
12 yaşında, cinsel ilişkisi cep telefonuna kaydedilip tehdit edilen çocukları tedavi ediyorum [5]
Geri döndü [9]
Gönyeli emaneti geri aldı: 0-2 [1]
KAPARİ CİNSEL GÜCÜ ARTIRIYOR [3]
ZEYTİNYAĞLI ENGİNAR [2]
Çağın vebası AIDS [1]
Hatay [1]
BKP'den bir heyet Brüksel'e gidiyor [2]
Ambargolular Grubu'ndan kanlı haritaya tepki [1]
Maraş'a dönüş, hemen şimdi [5]



Eski Lefkoşa'nın eskileri

Bilbay Eminoğlu

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   5 Ekim 2008, Pazar Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

"Şişe alırımmm..."

"İslim ongarırım..."

"Hade galaycı geldi... Gazan, tencere, tava galaylarım..."

"Mangallar, maltızlar, maşalar... Ateş kürekleri de var... Yok mu isdeyen?..."

"Garyolacı geldi, garyola sustası da ongarırım..."

"Eskiciiii... Demir, bakır, çingo alırım...."

"Eski uruba, cizme, potin alırım..."

"Bileyci geldi... Makas bilerim, bıçak bilerim..."

                                                                    

                                                                      ***

"Sütçüüüüü.... Taze goyun sütü, keçi sütü var..."

"Yoğurtçu geldi... Yoğurdum kaymak....."

"Balıkçıııı... Şimdi çıktı denizden... Halis barbun bunlar..."

"Taze ayacık var... Hani pıratsa bişirenler?...

"Salep Hüsnüüüüü...."

"Köfteci... Kıymalı, soğanlı bulgur köftesi var..."

"Kebap yumurtaaa... Yumurtam kebap, yemesi sevap..."

"Kömürcüüüü... Yok mu kömür isteyen?..." 

 "Simit helvasııııı... Sıcak sıcak...."

"Lambasuyucu geldi... Lambasuyuuuu..."  

                                                                         ***

Nerde o, bir zamanların Lefkoşa'sında mahallelerde, sokaklarda sesleri yankılanan seyyar satıcı, tamirci ve eskiciler...  Nerde o, Samanbahça'nın, Yenicami'nin, Karabuba'nın, Tahtakala'nın, Ömerge'nin, Ayluga'nın  müdavimleri o renkli simalar. Her biri mesleğinin erbabıydı, her birinin ayrı bir özelliği, kendine özgü kişiliği, tarzı, ses tonu vardı.

Ama tümü de temiz yürekli, iyi insanlardı. Ayağına hizmet götürdükleri insanlara sevgi ve saygıda kusur etmezler, aynı şekilde karşılık görürlerdi. Alın  terlerinin karşılığını alırken içtenlikle teşekkür eder, "kesenize bereket" demeden  edemezlerdi... Aynı hizmeti verenler, kendi aralarında  birbirlerine karşı anlayışlı ve saygılıydılar. Rekabet nedir bilmezlerdi. Herkesin bölgesi, müşterileri ayrıydı. Kimse kimsenin bölgesini girmezdi. Örneğin yoğurtçu İsmail Efendi, Samanbahça'da satış yapıyorsa  yoğurtçu Ahmet Zilci, Tahtakala'daki müşterilerinin kapısına dayanırdı. Tahtakala'nın bir de yoğurtçu Mustafa'sı vardı. Benzinci, rahmetli Fikri Macila'nın kayınpederiydi. Ama öteki mahallerde de olabileceği gibi aynı meslekten kişiler birbirlerinin müşterilerini almaya çalışmazdı. Zilci'nin müşterileri başka, Mustafa Dayı'nınkiler başkaydı.

Kimileri yaya arşınlardı sokakları... Omzunda bir torba ya da kolunda bir sepetle... Kimileriyse el arabası ya da eski bir çocuk arabası kullanırdı. Ekmeğini yük bisikleti ya da hayvanıyla kazananlar da vardı.

                                                                                  

                                                                              *** 

Çocuk arabası dedim de aklıma geldi..:

İngiliz malı "Silver Cross" marka çocuk arabaları çok revaçtaydı o zamanlar. Zaten başka bir marka yoktu. Kıbrıs Türk kesimi bayii, "Lokmacı"nın oralarda mağazası bulunan  Şükrü Veysi'ydi.

O arabaların adaya  gelen ilk modelleri, iki bebeği sığacak büyüklükteydi ve üstü güneşe ya da yağmura, soğuğa karşı kapanabilirdi.

Çok sağlamdı, evladiyelikti. Bir ailenin bütün çocukları o arabalarda büyür ve yıllarca sapasağlam kalırdı. Nedense insanlar eskiden fakirliğe karşın çok çocuk yapardı. İnanamayacaksınız ama aynı arabada  6-8 çocuğun büyütüldüğü olurdu. Ve nihayet artık evde gereksiz olduğuna karar verildiğinde seyyar satıcılara satılırdı az bir parayla... Bir o kadar yıl da yeni sahibi kullanırdı "Silver Cross"ları. Hem de ne ağır yüklerle. Reklam oldu ama gerçekten taş gibi arabalardı.

                                                                                     ***

Yazımın girişinde nasıl çığırtkanlık yaptıklarını anlatmaya çalıştığım seyyar satıcılar, eskiciler verdiğim örneklerle ve sadece bizim insanlarımızla sınırlı değildi tabii. Kıbrıslı Türklerin yanında çok sayıda Ermeni ve Rum da ekmek parasını aynı şekilde kazanırdı. Örneğin simit helvası, börek, şamişi, lokma, lahmacun gibi Türk mutfağına özgü tatlılar da satarlardı sokaklarda....

Bir Rum helvacının , "Simisdaleno halvaaaa" (simit helvası) diye çığırtkanlığı hâlâ kulaklarımda. Çok lezzetliydi helvası. Camlı bir kapağı bulunan el arabasıyla karış karış dolaşırdı şeheri. Hiç unutmam; helvanın sıcağından arabasının camları buğulanırdı. Küçük bir teraziyle tartarak satardı helvasını. Bir kevgirle dilim halinde keser, o yıllarda bakkal çakkal herkesin kullandığı ince, beyazımsı, yağlı gibi kağıda koyar, üzerine de haşlanmış birkaç badem içi atarak tutturuverirdi elinize.

Öteki Rum ve Ermeni satıcılar, eskiciler de bir alemdi.

Sesleri hâlâ kulaklarımda...

"Avga oftaaaa" (kebap yumurta)...

Bir sepetin içinde fırında kebap edilmiş yumurta satan  Rum, yumurtaları ya kendisi hazırlar ya da  bizim Kıbrıslı Türk yumurtacıdan alırdı.

Kış akşamları, toprak mangal üzerinde kızartılmış ekmek, zeytin ve soğanla iyi giderdi o mis gibi kokan teze kebap edilmiş yumurtalar. Çok da ucuzdu... Tam olarak anımsamıyorum ama, herkes aldığına göre, fiyatı üç beş kuruşu geçmezdi herhalde.

Kıbrıslı Türk seyyar satıcı ya da eskicilerin müşterileri arasında Kıbrıslı Rumlar olduğu gibi Kıbrıslı Rumlar da Kıbrıslı Türk müşteriler edinmişti. Ve Türk mahallelerinde Türkçe çığırtkanlık yapmaya çalışırlardı.

"Bakir alirim, demir alirim, yun alirim... Aleminyo tencere da alirim..."

"Tavam var, zevde (cezve) var, kevgir, sac var..."

"Garyola susdasi da onaririm..."

                                                                                    ***

 

Ya el arabalarıyla Lefkoşa'nın belirli yerlerinde durup müdavimi müşterilerini bekleyen satıcılara ne demeli...

Sarayönü'nün Osman Gezer'leri... Çörekçi Mehmet Dayı'ları, Savva'ları....

Osman Gezer'i anlatmıştım size... Her birinin kitaplara konu olabilecek öyküleri var.

Anımsayacaksınız; bir yazımda Samanbahça'nın yoğurtçusu İsmail Efendi'den kısaca söz etmiştim size...

Polisin, ahırlarının da bulunduğu sokakta dükkanı vardı. O nefis yoğurtlarını orada hazırlar, orada satardı. Ama akşam saatlerinde mutlaka ama mutlaka el arabasıyla satışa da çıkardı.

Ya yoğurdu, verdiğiniz tabağa, darasını alarak (ağırlığını hesaplayarak) tartıyla koyardı ya da değişik okka ölçülerindeki kaselerde satardı. 

Hiç unutmam.

Babam bir akşam üzeri kaseyle yoğurt almıştı ve İsmail Efendi'ye yirmi para (bir kuruşun yarısı) borçlu kalmıştı.

İsmail Efendi ertesi gün akşam üzeri bizim kapının önünde durduğunda babama şöyle seslenmişti:

"O yoğurt  kasesini hem da o yirmiliciği beyimmm"

Düzeltmen arkadaşlarımızdan sevgili dostum Soner Bey anlattı...

Tahtakala'da da yoğurtcu Zilci bir gün Asiyaba'ya kasede yoğurt satmış ama parasını alamamış...

Birkaç gün sonra Asiyaba'nın kapısı önünde durduğunda şu söz dizileri dökülmüş ağzından:

"Asiyanımcığım...

Yoğurdu yedin...

Paramı da yedin...

Kaseyi da mı yeycennnnn?....

                                                                                   

                                                                             ***

Zaman ne kadar değişti değil mi?

Günümüzde, evde bozulan bir eşyamızı tamir ettirebilmemiz için akla karayı seçeriz.

Nerden almışsak bizi satmayı çok iyi becerenler, bir arıza ortaya çıkmamış olsun, tamire yanaşmazlar.

Bırakın eve gelip yerinde arızaya bakmalarını, ayaklarına götürseniz de naz ederler. Ve sizi, öyle olmadığı halde  arızadan sorumlu tutabilirler de...

Tabii istisnalar müstesna... Dürüst, gerektiği gibi hizmet sunan müesseselerimiz yok değil.

Ne ki, fakirlikten, yokluklardan da mı neydi eski satıcılar, tamirciler bir başkaydı.

Hizmeti ayağına götürdüğü müşterilerini el üstünde tutarlardı. Ceplerine giren üç kuruşa tam anlamıyla hak kazanmayı, parayı helal etmenizi isterlerdi. Borç kalan yirmi parayı vermezlik etseniz de, ertesi gün ayağınız hizmet götürmekte hiç tereddüt etmezlerdi.

O zamanlar, istenmesi halinde yorgancılar bile, dükkanlarının önüne "biraz sonra dükkanda olacağım"anlamına gelen bir iskemle devirip evlere gelir, gözünüzün önünde pamuğu atar;  şilte, yorgan ve yastıklarınızın yüzünü yenilerdi.

Nerde o eski günler, nerde o güzel insanlar.

Haftaya bir başka nostaljik yolculukta yeniden birlikte olmak dileğiyle esen kalın.                                                                               

 

   521 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
02 Aralık 2008, Salı   Bu adaletsizlik, daha ne kadar sürecek?...
30 Kasım 2008, Pazar   Kanlı Dere 90 yıl önce bir aktı, bir aktı ki...
29 Kasım 2008, Cumartesi   Hakemsiz maç yapılabilir mi?
28 Kasım 2008, Cuma   Çocuklarımızın hatırına...
27 Kasım 2008, Perşembe   Derdimiz yokmuş gibi...
26 Kasım 2008, Çarşamba   Cezaevine ağıt
25 Kasım 2008, Salı   Devlet eliyle ağaç kıyımı
22 Kasım 2008, Cumartesi   Merkezi Cezaevi yanardağ gibi!
21 Kasım 2008, Cuma   Dostlar alışverişte görsün
20 Kasım 2008, Perşembe   Her işimiz yarı buçuk!



DÖVİZ KURLARI : .
DÖVİZ CINSI ALIŞ SATIŞ
1 DOLAR 1.5847 1.5958
1 STERLİN 2.3879 2.4057
1 EURO 2.0038 2.0179



YAZARLAR : .

Başaran Düzgün

YURT SEVGİSİ

Ali Baturay

BOZULDUK... ÇOK BOZULDUK

Hasan Hastürer

Partiler gücü oranında zarar da verir...

Mustafa Doğrusöz

Kırmızı çizgili yıllar(53)...

Akay Cemal

Dubai'den mesaj var: Oradaki Türklere ...

Ahmet Tolgay

Devlet ve belediye malı, deniz mi?...

Bilbay Eminoğlu

Bu adaletsizlik, daha ne kadar sürecek?...

Omaç BAŞAT

Lige merhaba

Hüseyin EKMEKÇİ

Gidişat nereye?

Dilek ÇETEREİSİ

Meclisten Notlar (25/11/08)

Aysu Basri

AYTUĞ ÖLDÜ!

Emin AKKOR

Karşı duruşun sebebi, güvensizlik

Uzm. Mine Çağlar

Akciğer kanseri

Dr. İsmail KEMAL

Terör, Tac Mahal, Hindistan

Oğuz Metiner

Hac ve kurbanın mahiyeti

Harid Fedai

Sefâlet!





© 2003 - 2006 Kibris Gazetesı
Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak belirtilmeden yayınlanamaz.
Haber Merkezi: info@kibrisgazetesi.com
Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Kibris Gazetesı harici linklerin sorumluluğunu almaz.
Last Digital
eNewspaper Automation Software
Technology by:
                     
Dışarıya link Last Digital