|
Yakın tarihimize kısaca bir göz atalım:
Kıbrıs konusunda, Türkiye, Yunanistan ve İngiltere arasında 1968'de başlayan görüşmeler, 1974'e kadar sonuç vermeden sürdü. Türk tarafının, zayıf bir merkezi hükümete sahip "iki bölgeli federal devlet" önerisinin Rum tarafınca reddedilmesi üzerine, "Otonom Kıbrıs Türk Yönetimi" 1975 Şubat'ında yerini Kıbrıs Türk Federe Devleti'ne bıraktı. Ağustos 1977'de Rum yönetimi başkanı Makarios öldü; yerine Spiros Kipriyanu başkan seçildi. Toplumlararası görüşmelerin kesildiği 1983 Mayıs'ından altı ay sonra, 15 Kasım 1983'te, Türk Federe Meclisi, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti adıyla bağımsız bir devlet kurduğumuzu bütün dünyaya ilan etti.. Kıbrıs Türk Federe Devleti Başkanı Rauf Denktaş'ın okuduğu kuruluş ve bağımsızlık bildirgesi, Federe Meclis üyelerinin oybirliğiyle ayakta alkışlanarak onaylandı.
O günü görenler, Federe Meclis binası önünde yaşanan sevinç ve coşkuyu unutmuş olamaz.
***
KKTC ilan edilirken, gelecekte kurulacak iki toplumlu, iki bölgeli federal bir Kıbrıs cumhuriyetinin dışlanmadığı, tam tersine olası yeni ortaklığın 'Kıbrıslı Türk ayağı' olarak öngörüldüğü vurgulanmıştı.
1983-2008...
Aradan 25 yıl geçti...
Çeyrek asır az bir zaman dilimi sayılamaz...
Ancak, ne federal bir Kıbrıs cumhuriyeti kurulabildi ne de ilerleyen zaman içinde bunun gerçekleşebileceğine dair somut bir belirti ortaya çıktı.
Cumhurbaşkanı Talat'la Rum yönetimi başkanı Hristofyas arasında kapsamlı görüşmeler başlarken, halkımızın uluslararası toplumla birlikte yeşeren umutları gün geçtikçe soluyor... İyimserlik yerini umutsuzluğa ve karamsarlığa bırakıyor.
BM temsilcilerinin, iki liderin dikenli konular dışında kalan ve pek önemi bulunmayan bir kaç konu üzerinde uzlaşmaya varmasına bakarak memnuniyet belirtmesi, müzakere sürecinin iyi gitmediğini gizlemeye yetmiyor.
***
Cumhurbaşkanı Talat, başkentteki kutlama töreninde bugün yapacağı konuşmada, muhakkak ki ağırlıklı olarak Kıbrıs sorunu ve Rum tarafıyla sürdürülen müzakere süreci üzerinde duracak, Kıbrıs Türkü'nün adil ve kalıcı çözüm istencini yineleyecektir.
Bunu hep yapıyoruz zaten.
Ama nereye kadar?
Sonsuza dek olmasa gerek.
Sayın Cumhurbaşkanının konuşmasında, bütün herkesçe "son fırsat penceresi" olarak görülen görüşmelerin sonucundan gerçekten umutlu olup olmadığına, iplerin bir yerde kopması halinde ne yapacağımıza, ne yapabileceğimize ilişkin bir mesaj vermesi beklenemez.
Çünkü, en azından geldiğimiz bu aşamada KKTC'nin tanınmasını isteme ve bunun gerçekleşmesi için belirsiz bir zamana kadar beklemenin dışında, başka bir seçeneğimiz olduğunu sanmıyorum.
25 yıl önce devletimizin kuruluşunu dünyaya ilan ederken, çok sürmeden varlığının kuruluş ve bağımsızlık bildirgesinde sözü edilen amaca hizmet etmediğinin görüleceğini; 25 yıl sonra günümüzde bile aynı gerçekle yüzleşeceğimizi nerden bilecektik. Ama kabul etmek lazım ki, devletsiz de olamazdık. O zaman azınlık olarak nitelenmekten kurtulmamız, karşı toplumla siyasal eşitliğe sahip bir konuma gelmemiz çok daha zor olurdu herhalde.
Peki, sonuçta ne olacak?
"Her olmayan işte bir hayır var" derler... Olacak olacağına varır!
***
15 Kasım Cumhuriyet Bayramımızı bugün ülke çapında törenlerle ama biraz da buruklukla kutluyoruz.
Kıbrıs sorunundaki belirsizlikten ve bilinen sorunlar yumağından öte bir takım hoş olmayan gelişmelerin, üzücü olayların yarattığı burukluktur bu...
25'inci yıl, ülkede olup bitenlerden halkımızın hiç olmadığı kadar yaşama sevincini yitirdiği, huzursuz olduğu, geleceğinden endişe ettiği kötü bir döneme denk geldi.
Kıbrıs sorunu yüzünden "evimizin" içine bakamıyoruz ve ortaya utanç verici, insanımızın layık olmadığı tablolar ortaya çıkıyor.
Günlerdir yazıyoruz...
Bu bayram gününde bunları bir kez daha burada sıralamaya gerek yok.
Umudumuz, karabasan gibi üzerimize çöken bu kötü günleri kısa sürede geride bırakmaktır.
Güzel günler, sağlık ve mutluluk dileklerimizle 25'inci yıl kutlu olsun..
|