|
Ülke sorunlarına son derece duyarlı, gündemi yakından izleyen ve iyi bir okur olan sevgili dost Tuğrul H. Berkay, geçen gün arasıra yaptığı gibi evime geldi, oturup biraz lafladık. Sonra bana renkli bir fotoğraf uzattı.
Köşemin kapasitesi elverse yayımlayacaktım.
Nerden alıntı yaptığını sormadığım fotoğraf bir dağ yolunda güzel bir manzarada çekilmiş.
Virajın üzerinde son model lüks bir araba görülüyor... Markası önemli değil ama ünlü bir marka; ülkemizde de satılıyor.
Reklama kaçmasın diye yazmadım. Zaten Tuğrul dostum da, bilgisayarında arabanın markasını kapatmış.
Bir reklam bu ve arabanın motorunun ne denli sessiz olduğu şu kıyaslamalarla gösteriliyor.
"Ağustos böceğinin ses seviyesi 112 dB (desibel)...
Arkadaş arayan geyiğin ses seviyesi 132dB...
Bıçkı makinesinin ses seviyesi 96 dB...
Sınıfının en sessiz 'diesel' motorun sesi 59 dB."
***
Neyse sadede gelelim.
Gelişmiş, çağdaş ülkelerde ses kirliliğiyle mücadeleye verilen öneme ve bir de bizim buradaki duruma bakın.
Onlar nerde, biz nerde... Aramızda dağlar kadar fark var.
Bizim mahallede, hemen her evde köpek besleniyor. Bazı evlerde iki tane var... Tabii, insanlara da hak veriyorum. Hırsızlara karşı başka ne yapabilirler ki? Ne ki, akşam oldu mu, özellikle gecenin ilerleyen saatlerinde tümü birden bir havlamaya başlıyorlar ki, kapıları pencereleri sıkı sıkıya kapatsanız, kulaklarınıza pamuk tıkasanız da gözünüzü kapatamıyorsunuz. Ses seviyesi ölçülecek olsa herhalde 200 desibeli aşar!. Bizim evin hemen arka sokağında bir tanesi var ki, orkestra şefi gibi! "Hav hav" diye start vermeye görsün, bölgede ne kadar varsa tümü birden başlar ve susmak bilmezler. Mübarek hayvanlar yorulmazlar da.
Ya trafikteki, özellikle devasa iş araçlarının motor ve egzozlarından çıkan ses...
Ya eğlence yerlerindeki orkestraların birkaç kilometre uzaklıktan bile duyulabilen, kulakları tırmalayan, müzik olmaktan çıkan sesi....
Ya ister açık alanda, ister kapalı alanda olsun düğünlerde yapılan sözde müziğin, yanınızdakiyle bir çift laf etmeye olanak tanımayan korkunç gürültüsü...
Düğünlere çocuklarıyla, hatta bebekleriyle giden insanlarımız var. Tanrı korusun, kim bilir kaç desibel olan o gürültü ne tahribat yapıyor miniklerin kulağında.
***
Girne Kaymakamı Savaş Orakçıoğlu başkanlığında Girne Belediye Başkanı Sümer Aygın, Polis Müdür Muavini İsmail Manicioğlu, Polis Müdürlüğü Cürümleri Önleme Şube Amiri Turgul Tomgüsehan ve Çevre Koruma Dairesi Bölge Sorumlusu Yaşar Coşan'ın katılımıyla yapılan toplantıda, ilçe hudutlarındaki açık alanlarda müzik yayını yapan eğlence yerlerinin ses izolasyonu yaptırmalarına karar verilmiş. Girne Kaymakamlığı'ndan yapılan açıklamaya göre, ilgili işyerlerine yayın izinleri, izolasyon yapıldıktan sonra verilecek.
Çok geç kalınmış olmasına karşın yerinde bir karar ancak eksik. Böyle bir önleme sadece Girne ilçesi için mi gerek duyuldu?... Lefkoşa ve öteki ilçelerimiz ne olacak?... Dahası bu kararla iş bitmiyor. Önemli olan uygulamaya geçilmesi ve özellikle yaz aylarında aralıksız denetimlerde bulunulmasıdır.
Bir de şu var... Meskun mahallerde, evlerde, hatta bazen sokaklarda bile, adına müzik denilen öyle gürültü yapılıyor ki eğlence yerlerindekine dur şurda dedirtir.
Vatandaşlardan bu konuda zaman zaman öfke derecesinde şikayetler alıyoruz. İnsanlar polisi aradıklarını ancak gelmediğini söylüyor. Yetkililerin bu noktayı da dikkate almasında yarar var.
***
Gelelim hava kirliliğine....
Çevre ve Doğal Kaynaklar Bakanı Mustafa Gökmen, egzoz emisyon ölçümleri sayesinde son 15 ayda hava kalitesinin yüzde 45 arttığını açıkladı.
Sayın bakan, bakanlığına bağlı Çevre Koruma Dairesi Hava Kalitesi Birimi'nin Gazimağusa'da gerçekleştirdiği rutin egzoz emisyon ölçümü denetimlerine katılarak, incelemelerde bulundu. Denetimlerde, polis ekipleri tarafından durdurulan motorlu araçlara Hava Kalitesi Birimi tarafından egzoz ölçümü yapıldı.
Bu da iyi haber ama hava kirliliğinin önlenmesi çalışmalarımızda da geçerli not alamadığımız ortada.
Araçların egzoz ölçümleri sayesinde hava kalitesi biraz artmış olabilir ancak bu alanda daha yapacağımız çok iş var.
Tek örnek verelim... KIB-TEK'in Teknecik'te ve AKSA'nın Kalecik'teki elektrik üretim santrallerinin bacalarından tüten dumanlar havayı binlerce araçtan çok daha fazla kirletiyor. Dahası kanser saçıyor...
Bölgedeki insanlarımız yılladır "zehirleniyoruz" diye feryat ediyor ama yetkililer orada yaşamadıkları için işin ciddiyetini hala kavramış değil.
Sayın Başbakanın ya da bakanlarımızdan birinin orada konutu olsaydı, bir günde o bacalara filtre takılırdı her halde.
Yadsınamayacak bir gerçek var. Yetkililer kusura bakmasın ama yaptığımız her iş yarı buçuk. Yarı buçuk işten de kimseye hayır gelmez!
|