|
Dünyada gıda krizi yaşanıyor. Son üç yılda gıda fiyatlarının yüzde seksen oranında arttığı hesaplanıyor. Birleşmiş Milletler (BM), gıda fiyatlarındaki artış eğiliminin geçici olmadığını, fiyatların on yıl yüksek kalmasının beklendiğini açıkladı. Daha iyimser tahminler krizin beş yıla kadar hafifleyebileceği yönünde. Bu kriz karşısında neler yapılması gerektiğini tartışmak için geçtiğimiz günlerde Roma'da çeşitli ülkelerden devlet ve hükümet başkanlarının da katıldığı uluslararası bir konferans gerçekleştirildi. BM tarafından düzenlenen bu konferans, dünya gıda krizini çözümlemeye yardımcı olacak mı? Bu konuda farklı görüşler var. Ancak, böylesi bir konferansın gerçekleşmiş olması, sorunun ciddiyetini ve aciliyetini ortaya koydu.
Sorunun nedenleri aşağı yukarı belli. Çin ve Hindistan gibi nüfusu yüksek ve ekonomisi hızla büyüyen ülkelerde gıda tüketimi artıyor. Bu konuda anlatılan bir fıkra var. Kendi aralarında sohbet eden kalkınma uzmanları, kaynaklar ve bunların tüketimi konusunda Çin bağlantılı sorulara cevap arama oyunu oynamışlar. Soru: Çinliler, Güney Koreliler kadar yerse ne olur? Cevap: Çin, bir yılda dünyada ticareti yapılan tahılların yarısını tüketir. Soru: Çinliler Japonlar kadar balık yerse ne olur? Cevap: Bir yılda, dünyada ticareti yapılan balıkları tüketir, ikinci yılın sonunda dünya balık stoklarının yarısını tüketir. Burada, verilen cevaplardaki rakamların doğruluğundan çok, parmak basılan sorun önemli. Artık bu sorun gündemde. Çin ve Hindistan gibi ülkeler daha çok gıda tüketiyor ve bu eğilim artarak devam edecek. Kimse Çinlilere "daha az yiyin!" diyemez. Biyolojik yakıt üretimindeki artış da gıda fiyatlarını etkiliyor. Eskiden gıda maddeleri üretiminde kullanılan topraklarda şimdi biyolojik yakıt üretiminde kullanılan bitkiler üretiliyor. Enerji fiyatları devamlı artıyor. Bazı ülkelerde tahıl stoklarının azalması, yaşanan kuraklıklar fiyatları etkiliyor. Gıda krizinin hissedilmesi ile bazı ülkeler gıda maddeleri ihracatını yasakladı. Bazı ülkeler ise, ithalatı artırarak depolamaya gittiler. Bu politikalar da fiyatları artırdı. Ayrıca, ABD ve AB'nin uyguladığı tarım sübvansiyoları, gelişmekte olan ülkelerin tarımını baltalıyor. Sanayi ürünleri, hizmetler ve sermayenin dünyada serbest dolaşımının şampiyonluğunu yapanlar, tarım ürünleri (ve insanların) serbest dolaşımı konusunda korumacılığın şampiyonu. Dünyadaki hızlı şehirleşme sürecini de hesaba katmalıyız Dünya nüfusunun yarısı artık şehirlerde yaşıyor. Bu durum, beslenme açısından sonuçlar doğuruyor.
Şimdi yaşanmakta olan gıda krizi aşılsa bile insanlığın bazı noktaları göz önünde bulundurması gerekiyor. Dünya nüfusu artıyor. Bu konuda Malthus'a kadar giden kötümser analizler iyi biliniyor. Stamford Üniversitesi'nden P. Ehrlich, 1968 yılında yayımlanan "Nüfus Bombası" isimli kitabında, hızlı nüfus artışının yığınsal açlığa neden olacağı uyarısında bulunmuştu. Ehrlich, 1990 yılında eşi ile birlikte yazdığı "Nüfus Patlaması" isimli kitabında da aynı kötümser tahminleri tekrarladı. Şimdi dünya nüfusu 6.6 milyar civarında. 2050 yılında 10 milyara ulaşması bekleniyor. Nüfus artışı dünyanın fakir bölgelerinde gerçekleşiyor. Yani dünyadaki fakirlerin sayısı artıyor.
Dünya Bankası'nın hesaplarına göre 2030 yılında dünya gıda talebi yüzde 50, et talebi yüzde 85 oranında artacak. Tarım üretimi, nüfus ve bazı ülkelerdeki refah artışından kaynaklanan talep artışını karşılayabilecek mi? Fiyatlar bu durumdan nasıl etkilenecek?
Yeni- Malthusçuların öngördüğü kötümser senaryolar şu ana kadar gerçekleşmemiş olsa da, dünyada milyonlarca insanın açlık sınırında yaşadığı bir gerçek. FAO'nun hesaplarına göre dünyada 854 milyon insan (dünya nüfusunun yüzde 12.6'sı) yeterli beslenmiyor. Her yıl, 5 milyon civarında çocuk (günde 16 bin, her beş saniyede bir çocuk) yetersiz beslenme kaynaklı nedenlerle ölüyor. BM'nin 2000 yılında kabul ettiği Milenyum Kalkınma Hedefleri'nin birincisi, 2015 yılına kadar dünyada açlık çeken insanların sayısını yarıya indirmek.
Yeni-Malthusçuların en kötü senaryolarının gerçekleşmemesinde "yeşil devrim" diye adlandırılan tarımdaki hızlı verimlilik artışı büyük rol oynadı. Bilim ve teknolojinin yardımı ile tarım üretiminde gerçekten büyük başarılar elde edildi. Ancak bu başarıların bir de faturası oldu. Çevre kirliliği, küresel ısınma, kanser vakalarında artış. Bu nedenle organik tarıma geri dönüş var. Tabii, organik tarım ürünleri pahalı.
Dünyadaki kaynaklar ve bunların tüketimi konusunda iyimser olanlar, piyasanın durumu düzelteceğine inanıyor. Yeni-liberal akımla bağlantılı bu çözümlemeler, fiyat artışlarının üretimi teşvik edeceğini ve bir noktada arz-talep dengesinin sağlanacağını savunuyorlar. Piyasanın rolü önemli olsa da, konu sadece piyasa ile çözümlenemeyecek kadar karmaşık.
Dünyadaki son gelişmeler Malthus'u haklı çıkarıyor mu? Hayır. Sorun, dünyanın insanları besleyememesi değil, dünyada var olan sistemin yarattığı adaletsizliklerden kaynaklanıyor. Günümüzde, kalkınma ve beslenme sorunlarına, çevremizi ve iklim değişikliğini de hesaba katan, dünyanın fakir bölgelerini, sadece şimdiki kuşakları değil, bizden sonraki kuşakları da göz önünde bulunduran bir yaklaşımla, uluslararası işbirliği içinde çözüm bulunabilir. Umarız BM'nin Roma konferansı, bu yönde atılmış bir adım olur.
|