"BU DÜRÜSTLÜK MÜ?"... TC Başbakanı Erdoğan, Kuzey Kıbrıs ile ilgili AB'nin verdiği sözler bulunduğunu belirterek, Annan Planı ile ilgili hem KKTC, hem de Rum kesiminde bir referandum yapıldığını, Türk tarafının "evet", Rumların ise "hayır" dediğini anımsattı. "Hayır" diyenin AB'ye alındığını, ancak "evet" diyenin cezalandırılmaya devam edildiğini kaydeden Erdoğan, "Bu dürüstlük mü Allah aşkına, böyle şey olur mu? Hem böyle diyeceksiniz, ardından bunu yapacaksınız" dedi
"ANNAN RAPORU KONSEYDE 4 YILDIR BEKLİYOR"... Erdoğan, BM'nin eski genel sekreteri Kofi Annan'ın 2004 yılında Kıbrıs konusuyla ilgili bir rapor hazırladığını, ancak bu raporun BM Güvenlik Konseyi'nde 4 yıldan bu yana durduğunu belirterek, konunun açıklığa kavuşması gerektiğini söyledi. Erdoğan, normal olarak genel sekreter raporlarının 1 yıldan fazla bir süre konseyde durmadığını da ifade ederek, başka ülkelerin bu tür raporlarının olup olmadığına bakılması gerektiğini söyledi
TC Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, New York'ta bir üniversitede yaptığı konuşmada, Kıbrıslı Türklerin 2004'te Annan planına "evet" dediklerini ancak yine de cezalandırıldığını söyledi. Erdoğan, Rumların "hayır" demesine rağmen AB'ye alındığını belirterek, "Bu dürüstlük mü?" diye de sordu.
AB süreci ile ilgili olarak, "Yılmadan, usanmadan bu süreci devam ettiriyoruz, Önümüze çıkan engelleri görüyoruz. Israrla aşıyor ve yolumuza da devam ediyoruz" dedi.
Başbakan Erdoğan, Kolombiya Üniversitesi'ndeki "Geleceğin Şekillendirilmesinde Türkiye'nin Rolü" başlıklı konuşmasında Kıbrıs'la ilgili değerlendirmelerde de bulundu.
Erdoğan, Türkiye'nin 2005 yılından beri AB ile tam üyelik müzakerelerinin devam ettiğini anımsattı. 33 fasıldan 8'inin açıldığını, birinin ise geçici olarak kapatıldığını anlatan Erdoğan, kısa dönemdeki hedefin daha ileri bir mesafe almak olduğunu dile getirerek, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bu konuda biz hazırız ama ne yazık ki adeta bizim AB müzakereleri de bir rutine bağlanmış. İki iki iki... Bu adeta bu şekilde gidiyor. Niye üç olmasın, dört olmasın? Çalışmalar yürüten güçlü bir ekibimiz var. Burada bir soru işareti yatıyor. Bunu açık söyleyeyim. Başka şeyler düşünülüyorsa bunu da bilelim. Çünkü, biz dersimizi iyi çalışıyoruz ve hazırlıklıyız. Ama neden? Mevcut 27 ülkeye bakıldığı zaman ülkemizle mukayese edildiğinde bunların birçoğuna fark atan ülke durumundayız. Her alanda, AB müktesebatıyla ilgili her alanda bunların çok çok önünde olan bir ülkeyiz. Bunu iddiayla söylüyorum. Gerçekler ortada. Eğer bu işin matematiği olsa çözmek çok kolay da bu işin matematiği yok, sıkıntı burada. Fakat buna rağmen yılmadan, usanmadan bu süreci devam ettiriyoruz, önümüze çıkan engelleri görüyoruz, ısrarla aşıyor ve yolumuza da devam ediyoruz. Ama diyoruz ki, herhalde bunlar da geçicidir.
Bu çerçevede sürekli olarak önümüze bir Kıbrıs sorunu çıkarılıyor, bu süreci tıkayan unsur olarak. Siyasi amaçlı olarak önümüze çıkarılan bu engel tabii ki hiç siyasi etik açısından doğru değildir. Zira AB müktesebatı içerisinde böyle bir şey yoktur. Öbür taraftan Güney Kıbrıs'ın bir defa AB'ye alınması, AB müktesebatıyla uyumlu değildir. Zira Kıbrıs'ın kendi içinde sorunları varken, orada hâlâ yeşil hatta BM'nin askerleri varken, böyle olduğu dönemde kalkıp da AB'ye Güney Kıbrıs'ın alınmasının anlatılır yanı yoktur."
"Bu dürüstlük mü?"
Kuzey Kıbrıs ile ilgili AB'nin verdiği sözler bulunduğunu belirten Başbakan Erdoğan, Annan Planı ile ilgili hem KKTC, hem de Rum kesiminde bir referandum yapıldığını, Türk tarafının "evet" Rumların ise "hayır" dediğini anımsattı. "Hayır" diyenin AB'ye alındığını ancak "evet" diyenin cezalandırılmaya devam edildiğini kaydeden Erdoğan, "Bu dürüstlük mü Allah aşkına, böyle şey olur mu? Hem böyle diyeceksiniz, ardından bunu yapacaksınız" dedi.
AB'nin, Güney Kıbrıs Rum kesiminden aykırı bir netice çıkması halinde "Bunu biz çözeceğiz" görüşünü dile getirdiğini ifade eden Erdoğan, ancak bunun çözülmediğini söyledi.
Erdoğan, konuşmasına şöyle devam etti:
"Bunları biz gördüğümüz için önümüze bu tür siyasi engellerin çıkarılacağını biliyoruz. Fakat bütün bunlara rağmen diyoruz ki müktesebat içerisinde ne varsa, bunları yine yapmaya devam ederiz. Neticesi şöyle olur, böyle olur ama bir gün olur da bunlar nihai cevabı bize verirlerse zor değil. Biz o zaman Kopenhag siyasi kriterlerinin adını Ankara siyasi kriterleri koyar yolumuza devam ederiz. Maastricht ekonomik kriterlerinin adını da İstanbul ekonomik kriterleri koyar yolumuza devam ederiz. Mesele bu. Herhangi bir sıkıntı söz konusu değil. Göreve geldiğimizden beri Türkiye'de çıta nereden nereye yükselmiş deriz. Çok açık ortada. Maastricht kriterlerini büyük ölçüde yakalamış bir ülke Türkiye. Şu finans krizinde Türkiye diğer ülkelerden çıkan bir ses çıkartmıyor. Çünkü yere sağlam bastık. Bizler 90'lı yıllardaki krizlerden, 2001 krizlerinden gerekli dersi alarak görevimizi yürüttük. Şu ana kadar da bu böyle yürüyor. Tabii ki sıkıntılar olmuyor değil. Diğer ülkelerde yaşanan sorunlar hamdolsun bizde henüz söz konusu değil. Türkiye, Kıbrıs sorununun çözümü yönünde de o teşvik görevini yine devam ettiriyor."
Türkiye ve BM reformu
Başbakan Erdoğan, BM'nin reforme edilmesiyle ilgili olarak Türkiye'nin görüşlerinin sorulması üzerine şöyle konuştu:
"Şu ana kadar tabii biz (Konseyi) hep dışarıdan izledik, ama şimdi içine giriyoruz. Hazırlıklarımız var ama orada durumu gördükten sonra daha farklı yaklaşımlarımızla sürece etkili olmaya çalışacağız" dedi.
Rapor 4 yıldır bekliyor
Erdoğan, bu kapsamda BM'nin eski genel sekreteri Kofi Annan'ın 2004 yılında Kıbrıs konusuyla ilgili bir rapor hazırladığını, ancak bu raporun BM Güvenlik Konseyi'nde 4 yıldan bu yana durduğunu belirterek, konunun açıklığa kavuşması gerektiğini söyledi. Erdoğan, normal olarak Genel Sekreter raporlarının 1 yıldan fazla bir süre Konsey'de durmadığını da ifade ederek, başka ülkelerin bu tür raporlarının olup olmadığına bakılması gerektiğini söyledi.
BM Genel Kurulu
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, BM Genel Kurulu'nda, Suudi Arabistan'ın "Dinler arası Diyalog Girişimi" çerçevesinde düzenlenen, Yüksek Düzeyli Toplantı'da da konuşma yaptı.
Erdoğan, böylesine değerli bir topluluğu bir araya getiren olgunun, herkesin malumu "uluslararası camiada baş gösteren kutuplaşmanın, anlayış eksikliğinin ve ayrımcılığın ulaştığı tehlikeli boyut" olduğunu ifade etti.
Farklılıklara saygı gösterilmesi ihtiyacını karşılamak üzere atılacak adımların niteliğinin ve bunların kaydedeceği mesafenin, önümüzdeki on yıllarda uluslararası ilişkilerinin mahiyeti üzerinde belirleyici bir etkiye sahip olacağını vurgulayan Erdoğan, 20. yüzyıla ait davranış kalıplarının artık geçerliliğini yitirdiği ve dünyanın modern zamanlarda birçok yeni risk ve tehditle karşı karşıya olduğunun inkar edilemeyeceğini söyledi.
"Terörizm, kitle imha silahlarının yayılması, kaçakçılık ve örgütlü suçlar küresel boyutlar kazanmıştır" diyen Erdoğan, küreselleşme sayesinde yakın geçmişte üretimde ve refah seviyesinde büyük ilerleme kaydedilmesine rağmen bu refahın adil şekilde paylaşıldığının ve dünyanın daha güvenli bir hale getirildiğinin söylenemeyeceğini kaydetti.
"Hep birlikte yaşadığımız acı tecrübeler ışığında diyorum ki hepimiz güvende değilsek hiçbirimiz güvende değiliz" şeklinde konuşan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bu özellikle, terörizm bakımından geçerlidir. Bu fırsatla şu noktayı özellikle vurgulamak istiyorum; artık iyi terörist kötü terörist ayrımı tamamen ortadan kaldırılmalı. Başkalarının teröristlerini barındırıp onlara destek vermekten kaçınılmalıdır. Kaynağı, gerekçesi ve hedefi ne olursa olsun, terörizm insanlığa karşı işlenmiş bir suçtur.
Biz inanıyoruz ki 'kim bir insanı öldürürse sanki tüm insanlığı öldürmüş gibi olur. Kim bir insanı kurtarırsa tüm insanlığı kurtarmış olur.' Sözünü ettiğim risk ve tehditler, uluslararası işbirliği ve dayanışmayı her zamankinden daha fazla gerekli kılmaktadır. Ancak, bu risk ve tehditlere karşı ortak bir siyasi irade göstermekte yeteri derecede başarı kaydettiğimizi söyleyemeyiz. Özellikle, uluslararası toplumda görülen kutuplaşma, anlayış eksikliği ve ayrımcılığı ortadan kaldırmaktan hâlâ uzağız. Bu yolda daha çok mesafe kat etmek durumundayız.
Farklılıklara saygı gösterilmesi ihtiyacını hissederek bu alanda yeni bir girişim başlatan veya mevcut çabalara katkıda bulunmak isteyenlerin sayısında artış olması da memnuniyetle not edilmesi gereken bir gelişmedir. Değerli dostum ve kardeşim Sayın Suudi Arabistan Kralı'nın başlattığı girişimi de bu çerçevede değerlendiriyoruz."
Din adamlarının, bu girişim çerçevesinde Mekke'de 2008 Haziran ayında düzenlenen Müslüman Dinadamları Toplantısı'na ve Madrid'de 2008 Temmuz ayında tertiplenen Diyalog Toplantısı'na katıldıklarını anımsatan Erdoğan, "Bu girişimin, dinler ve kültürler arası diyalog çabalarına büyük bir katkı sağlayacağı şüphesizdir" dedi.
Medeniyetler ittifakı
BM Genel Kurulu'nda önceki gün ve dün düzenlenen Yüksek Düzeyli Toplantı'da yapılan görüş alışverişinin, uluslararası toplumun artan hassasiyetinin bir göstergesi olarak algılanmasının uygun olacağını düşündüğünü dile getiren Erdoğan, şunları söyledi:
"Bu alanda yürütülen diğer girişimler de artık mesajın anlaşıldığının, kutuplaşma ve çatışmanın çözüm olmadığı gerçeğinin görüldüğünün birer ifadesidir. Tüm bu girişimlere ve bunları destekleyenlere kalbi teşekkürlerimi sunuyorum. Bunlar arasında, Pakistan ve Filipinler'in yürüttükleri girişim ile Kazakistan'ın düzenlediği 'Ortak Alem: Farklılıklar Yoluyla İlerleme Konferansı'nı özellikle zikretmek istiyorum. Türkiye, özel coğrafi konumundan, zengin tarihinden ve kültürel birikiminden dolayı bu konuda ayrı bir sorumluluk hissi taşıyor.
İspanya Başbakanı Sayın Zapatero ile birlikte başlattığımız Medeniyetler İttifakı Girişimi'ne özel bir önem atfediyoruz. Medeniyetler İttifakı, BM Genel Sekreteri'nin desteğiyle bir BM süreci haline gelmiştir. Genel Sekreter tarafından eski Portekiz Cumhurbaşkanı Jorge Sampaio, ittifakın Yüksek Temsilciliği'ne atanmış, BM çatısı altında kurulan Dostlar Grubu da giderek gelişmiştir. İttifak, bugün itibariyle 78 ülke ile 13 uluslararası kuruluşu bünyesinde barındırmaktadır. Tüm bu gelişmeler, ittifakın ilke ve hedeflerinin uluslararası toplum tarafından her geçen gün daha da kuvvetle desteklendiğini göstermektedir. Medeniyetler İttifakı, demokrasi, insan hakları ve yasaların hakimiyeti gibi bizleri birleştiren temel değerlerin, kültürel farklılıklarımızdan daha güçlü olduğunun bir kanıtıdır."
Daha önce de değindiği gibi iki aşırı ucun yarattığı potansiyel tehlikenin kontrol altına alınabilmesi için, bu alanda mevcut olan tüm girişimlere ihtiyaç bulunduğunu belirten Erdoğan, bunların başarılı olmasına el birliğiyle katkıda bulunulması gerektiğini ifade etti.
Bu girişimleri, rekabet içinde gelişen çalışmalar değil, birbirini destekleyen ve tamamlayan süreçler olarak gördüklerini vurgulayan Erdoğan, "Söz konusu her bir süreç kendi mecrasında yürümeli ve göreceli üstünlüğe sahip olduğu alanda katkısını sürdürmelidir" diye konuştu.
Erdoğan, daha sonra şu görüşleri dile getirdi:
"Medeniyetler İttifakı da BM çatısı altında katkısını geliştirmeye çalışacak ve özellikle resmi icraat ve söylemlerin ılımlı ve sorumlu bir çerçevede tutulmasını sağlamaya gayret edecektir. Dostlar Grubu üyeleri, hazırlamakta oldukları ulusal planlar yoluyla hem ittifakın amaçlarının kendi kamuoylarına duyurulmasını temin edecekler, hem de özellikle medya, gençlik, eğitim ve göç alanlarında ortak projeler üreterek günümüzün diyalog eksikliğine çözüm bulmaya çalışacaklardır. Geleceğe güvenle bakabilmemiz için tutarlı bir vizyonumuz olmalıdır. İfade özgürlüğü ile inançlara saygı ilkelerinin bağdaştırılması hususu bu meyanda akla gelen en önemli unsurlardan biridir. İfade özgürlüğü, medeniyetimizin vazgeçilemez unsurları arasındadır ve diğer özgürlüklerin de temelidir.
Ancak bu özgürlüğün, hoşgörü ve bir arada yaşama kültürünü güçlendirecek şekilde ve sorumluluk anlayışı içinde kullanılması gerektiğine inanıyorum. Zira, inanç özgürlüğü ve dini değerlere saygı da yine medeniyetimizin temel ilkeleri arasında yer alır. Burada kastettiğim, eleştirme veya sorgulama hakkının kısıtlanması değildir. Özgür toplumlarda sorgulama hakkı kutsaldır. Ancak, ifade özgürlüğü ile ayrımcılığa ve hatta şiddet kullanımına teşvik eden kışkırtıcı tutumlar arasındaki çizginin zaman zaman çok inceldiğini de üzülerek görüyoruz."
Karikatür krizi
"Son yıllarda yaşadığımız 'karikatür krizi' benzeri gelişmeler, ifade özgürlüğü kavramıyla izah edilemeyecek ölçüde kışkırtıcı olmuştur" diyen Erdoğan, ortaya konulan düşüncelerin, farklı kültürlerde, farklı dinlerde, farklı coğrafyalarda ne tür etkilerinin olacağının mutlaka ve mutlaka dikkatle incelenmesi gerektiğini ifade etti.
Erdoğan, "Birbirimizi daha iyi anlamamız, hassasiyetlerimize karşılıklı olarak saygı gösterebilmemiz ve bize benzemeyenleri 'öteki' diye nitelendirmek yanlışından kurtulmamız ancak böylelikle mümkün olabilir" diye konuştu.
Küresel huzur için Arap-İsrail ihtilafının çözümlenmesine ve Irak'ın kalıcı biçimde istikrara kavuşturulmasına ihtiyaç olduğunu vurgulayan Erdoğan, sözlerine şunları ekledi:
"Evrensel olduğuna inandığımız değerler temelinde tüm insanlık için, ırk, dil, din ayrımı gözetmeksizin ortak bir medeniyet bağının söz konusu olduğunu, icraatımız ve söylemimizle ortaya koyabilmeliyiz. Aksi yöndeki tüm söylemlere, tüm çabalara ve tüm girişimlere rağmen, bizler, şunu yüksek sesle söylemeye devam edeceğiz; 'birlikte yaşamak mümkündür. Farklılıkları birer zenginlik olarak görmek mümkündür. Çatışma kolay olan, uzlaşma ise zor olandır.' İnanıyorum ki bizler, bütün samimiyetimizle ve kararlılığımızla bu zor olanı gerçekleştireceğiz.
Konuşmama, hepinizi 2009 yılında İstanbul'a davet ederek son vermeyi arzu ediyorum. Bildiğiniz gibi, Medeniyetler İttifakı İkinci Forumu 2-3 Nisan 2009 tarihlerinde iki kıtayı ve üç semavi dini sinesinde barındıran bu şehirde yapılacaktır. Sizleri İstanbul'da en iyi şekilde ağırlayabilmekten ve bu önemli görüş alışverişimizi İstanbul Boğazı'na nazır bir konumda sürdürebilmekten büyük mutluluk duyacağım." |