ERKEKLER STİL OLUŞTURUYOR... "Artık, hanım banyodan çıkıyorum, bana hazırla bir şeyler giyeyim, dönemi bitti ve erkekler özgür kaldığından bugüne kendi stilini oluşturmaya başladı. Eskiden, bir kumaş pantolon, bir gömlek, bir kravatla şık olurdu, erkekler. Şimdi durum çok değişti..."
PETEK VE ARILAR... "Zaten o petek sizinse, arı çok olsun, gelsin. Yeter ki, petek sizde kalsın. Onu da sizde tutmak size bağlı. Arıları yaklaştırmamak için siz o peteğin içine ekşi katarsanız sürekli, ekşimiş balı bir süre sonra siz de istemeyeceksiniz. Hanımların hatası budur..."
TALAT YAKIŞIKLI... "Talat Hristofyas'a göre çok daha yakışıklı, karizmatik ve kesinlikle çok daha Avrupalı... Talat, çok dinamik çok hoş. Yuvarlak değil, kalemsi gözlük kullanmalı. Takımların bel kavisi belirgin olmalı. Kol boyu kısalmalı. Ama geneli iyi. Genellikle koyu giyiyor. Zaten öyle giymeli, ama mesela kahverengi kesinlikle giymemeli"
Mütevazı. Oldukça sempatik, cana yakın ve samimi.
İçten ve enerji dolu.
ODTÜ Kimya mezunu, Kıbrıslı Türk moda tasarımcısı Abdullah Öztoprak ile 15 Kasım etkinlikleri çerçevesinde düzenlediği defilenin hemen sonrasında, adadan ayrılmadan bir gün önce konuştuk.
Sohbet boyunca kahkahası ve enerjisi hiç kaybolmayan Öztoprak, Ankara'da moda tasarım alanında üretmeye çalışmanın ne demek olduğunu anlattı.
Bir solukta geçen sohbetin şüphesiz en can alıcı noktası ise, Kıbrıs'taki kadınlar ve erkekler üzerine yaptığı yorumlardı.
ÖDTÜ'den podyuma
Abdullah Öztoprak, Ankara'da moda alanında çalışmaya başlayalı sadece 4 buçuk yıl olmuş. Aslında ODTÜ Kimya mezunu. Yüksek lisans ile öğrenimine devam eden Öztoprak, üniversitede akademisyen olarak çalışıyordu. Doktora aşamasına geldiğinde ise, ani bir kararla, istifa edip, moda dünyasına atılmış. Önce 90'lı yıllarda, küçük bir deneme yaptığını anlatıyor. Türkiye'de o dönem yaşanan ekonomik kriz sonrasında, bu denemeden vazgeçmiş, ama yılmamış da. Bir sonraki krizde de "şimdi, moda işi zamanı" deyip, piyasaya adım atmış. "Benim hayatıma hep Türkiye'deki krizler yön verdi" diyor.
22 yıldır Türkiye'de yaşıyor.
Dönmeyi hiç düşünmediniz mi diye soruyorum;
"Dönmemek için gitmedim. Sadece koşullar öyle gelişti. Daha büyük bir pazardı ve o pazarda iş yapmamız doğruydu. O yüzden iş hayatım orda gelişti" diyor ve devam ediyor; "Gerçekten Kıbrıs'ı çok özlemişim. Sürekli gidip geliyorum, ama insanların hayatına çok entegre olamıyorum, yine de her iki tarafta da yerleşik gibiyim, aslında" diyor.
Varolmak
Abdullah Öztoprak, son olarak, Kıbrıs'ta 15 Kasım kutlamaları çerçevesinde, bu güne özel, "Kıbrıs Tarihi" adı altında bir defile düzenledi.
Biraz defiledeki felsefeyi soruyoruz;
"Koleksiyonun ismi Varolmak'tı. Çeşitli sıkıntılardan geçmiş, ama bir şekilde ayakta kalmış bir toplum olarak vurgulamak istedim, Kıbrıs Türk toplumunu. Afrodit'in doğuşu ile başladım. Din, dil, ırk, insan, ya da kahraman kullanmadım." diyor.
"16 şiir üzerine kurulmuş defilede, "milliyetçiliği vurgulamaktan öte, duygusal temalara vurgu yapıyorum. Mesela toplum içindeki göçü, lacivert bir kostümle, pasaportlara vurulan damga ile uzak ülkelere gidişi simgelesin diye kullandım. Evliliklerde de iki dildik, bir dilde evliliklere diğer dil konuk oluyordu diyerek, komşuluğu ve farklılığı vurgulamaya çalıştım. Mesela kara çarşaf kullandım matemi anlatsın diye. İngiliz egemenliğine tepkiyi, yine bir kostümle kullandım. Finalde de ağırlıklı olarak beyaz kostümlerle, barış dileği içinde bir toplum oluşumuzu anlatmaya çalıştım."
Karpaz donu gibi yerel kıyafetlerin de güncellenerek kullanıldığı defile, Öztoprak'ın Kıbrıs'taki ikinci defilesi.
Bir saatlik gösteri sonrasında seyirciyi selamlama anını anlatıyor. Oldukça duygusal. Gördüğü büyük ilgi karşısında çok etkilendiğini söylüyor. "Selamlamaya çıktığım anda, 1000 kişinin hep birlikte ayağa kalktığını görmek, süperdi. Tek kelimeyle, "süperdi" diyerek ifade ediyor duygularını.
Keşke terzi yanına verseydik
Ailesi moda tasarım alanına olan ilgisini önceleri gereksiz görmüş. "Aslında ben güzel sanatlara eğilimliydim. Tiyatro okumak istemiştim ama ailem izin vermedi" diyor. O dönemden bu yana neler yaşandığını, neden güzel sanatlarla ilgilenmesine izin verilmediğini soruyorum. Kısaca ama içtenlikle cevaplıyor;
"Artis mi olacan oğlum diye bakılıyordu. Zaten Öztopraklar, daha yeni yeni beni kabullendiler. O yüzden, özellikle onların ayağa kalkıp, alkışlaması benim için çok önemliydi. Ne gerek var, nedir, ne olunacak diye bakılıyordu, çünkü, bana. Annem bile zaman zaman espri yapıyordu. Ah oğlum bilseydik bunları yapacağını, seni terzi yanına verirdik, bari Kıbrıs'tan olmazdın diyor."
Biraz çocukluğundan konuşuyoruz. Çocukken de gittiği her ortamda, hemen kafasında, etrafındaki kişilerin neyi nasıl giydiğini kayda aldığını söylüyor. Ve moda tasarımı alanında iddialı olduğunu vurguluyor.
"Ben aslan burcuyum. Kendimle barışığım, hırslıyım. İyi olduğum konuda ortaya çıkarım. Mesela, tasarımda iyiyim, buna inanıyorum. Ama iyi bir sporcu değilim. Hiçbir iddiam yoktur, sporda, konuşmam bile."
Ben, özellikle üniversitede iyi bir kariyer şansı varken, bir anda her şeyi bırakıp, oldukça riskli bir alana nasıl kaydığını soruyorum. İnsanlar bir yere geldikten sonra özellikle de bir yaştan sonra çok daha zor risk altına girerler ya, bu nasıl bir cesaret diye merak ediyorum.
"Ben başarılı bir kimyagerdim. Ama her şeyi bıraktım. Şimdiye profesör olurdum da. Ama bıraktım, çünkü yeteneğim beni daha mutlu edecekti. Memuriyete yönelik bir yaşam, beni mutlu etmiyordu. İstediğim hedefe de ulaşamayacaktım. Dünya bize çok alternatif getiriyor. ben neyim, buyum. Neye yeterim, buna yeterim dedim ve öyle başladım. Küsüp oturmanın razı gelmenin bir anlamı yok, hayatta".
Moda tasarımcısı olarak kazanıyor musunuz diye soruyorum. Gülüyor. Cevabı ise içten.
"Allaha şükür kazanıyorum. Ama düzgün ve dürüst iş yapıyorsanız, para size bir şekilde muhakkak gelir. Ama paranın esiri olarak hareket ederseniz, para sizi bir gün kaybedebilir, kaybettirebilir. Ben hiçbir zaman, paranın esiri olmadım. Ben para pazarlığı yapmam insanlarla."
Türkiye'de moda dünyası
Türkiye'de büyük ve rekabeti zor bir pazarda, ayakta kalmanın zorluklarını da anlatıyor, Abdullah Öztoprak.
"Orda yerleşmiş bir camia var ve genellikle İstanbul odaklıdır. Benim Ankaralı oluşum ve Ankaralı modacı olarak anılıyor oluşum da bir taktiktir, mesela. Çünkü, Ankara daha taşra gibi algılanıyor. Daha varoş bir bakışınız varmış gibi hissettiriliyor. Halbuki öyle değil. Bugün dünya küçülmüş. Bugün karşıdan karşıya geçene kadar, uçakla İstanbul'a gidebiliyorum, ben. Ankara'da yaşıyorum, Kıbrıs'a paralel hareketle, böyle bir proje gerçekleştirebiliyorum. Ama mevcut isimlerin, özellikle devlet desteği alarak iş yapmış insanların arasında kalmak, biraz çaba ister. Onu sabırla elde edersiniz."
Birçok ünlü ismin aksine bu yarışa çok sonra başladığını vurgulayan Öztoprak, önemli bir ivme yakaladığını ve bu ivmeyle önemli bir yol alabileceğine inandığını vurguluyor. Bir kıyafet tasarlarken, giyilebilirliğin önemli olmadığını, ama sırf giyilmez olsun diye de bir öncelik taşımadığının altını çizen Öztoprak, kesinlikle ticari defile yapmadığını söylüyor ve şöyle devam ediyor, yaptığı işi tanımlarken;
Benim bir fikrim var, bunu öyle yorumluyorum, size böyle sunuyorum diyorum. Bir ressamın boyası, tuvali varsa, benim de elimde beden, kumaş ve aksesuar var. Bir de tezgahım, podyumum.
Modacılığın çok fazla yerleştiğini düşünmediği Türkiye'de medyatik isimler üzerinden isim yapmak istemediğini dile getiren Öztoprak, henüz, Türk modası diye bir şeyin olmadığını, sadece dünya modasının uyarlayıcılığının yapıldığını vurguluyor.
"Dürüst olmamız lazım. Bugün İtalya'da, Fransa'da birileri diyor ki, bu yıl, düşük korsajlar, düşük belli pantolon, bu yıl drapeler olacak. İtalyan vitrinlerinde bunlar olduğu için bizim vitrinlerimizde de bunlar yer alıyorsa, biz Amerika'yı yeniden keşfetmiş oluyoruz. Ama piyasada dünyanın akım diye belirlediklerini çok iyi uyarlayan ve modacı titri olan çok insan var. Akımı belirleyen ise, henüz biz değiliz, ama büyük bir güç, Türkiye. Niye olmasın? Türkiye ağırlıklı olarak, fason üretim yapan bir ülkeydi. İş Çin'e kaydıktan sonra, üretime başladı. Önceden Türkiye'deki, moda demek değil, tekstil üretimi demekti. Yani artık oturmuş, özgün insanlar var. Bunlara da devletin desteği yoğunlaştı. Herkes fark etti ki, ben artık bu işi tasarlayanları desteklemeliyim ki, benim için bir kimlik oluştursunlar."
Kadınlar kıskanç erkekler çığır açıyor
Kıbrıs'taki kadın ve erkeği nasıl gördüğünü soruyorum.
Gülüyor.
Daha önce verdiği röportajlarda, özellikle kadınlara ilişkin yaptığı eleştiriler, yoğun bir tepki almış. O yüzden yoğurdu üfleyerek, yiyor. Ben ısrar ettikçe zorlanıyor, ama, yine de bütün cevapları içten.
"Kıbrıs Türk kadını hakkında daha önce söylediklerimin arkasındayım. Burada kadın, tarz oluşturamıyor. Bizde alışverişteki hüner, kaç bavul alırsam, o kadar iyi alışveriş yaptım şeklindedir. Halbuki kaç parça aldığın değil, aldıklarını güzel kombinlemektir, marifet."
Bu içtenlik karşısında birlikte gülüyoruz. "Yine kızacaklar bana" diye de hayıflanıyor, bunları söylerken, çünkü. Ama yine de devam ediyor;
"Danışmıyorlar. Empati çok fazla genel kadınlarda olduğu gibi. Televizyon kanalları, sosyete dergileri. İnsanlar, orda empati kuruyor. Kadın Çırağan'da bir düğün için bir tuvalet hazırlamıştır, siz de böyle bir kıyafeti hazırlarsanız da harmanlarda bir düğünde giyerseniz, ya da bir parkta, abes olur. Bunu duyunca neden bozuluyorlar ki?
Mesela, kısa bustiyerler, şortlar modaymış. Güzel. Ama bu göbek? Mesela, defilede mankenlerin üzerinde 2-3 tane etek varmış, soran sorana bana o etekleri. Ama o etek, o mankende durduğu gibi duracak diye bir şey yok ki. Bu sadece, Kıbrıs'a özgü değil, aslında. Genel olarak kadınlar böyle. Çünkü büyük bombardıman var beyinlerimize."
Bu kez erkekleri soruyoruz, Öztoprak'a. Bence erkekler, çığır açıyor, Kıbrıs'ta diyor. Ve Zeus'un doğuşu gibi yeni bir erkek giyim anlayışının yükselişte olduğunun altını çiziyor, bunu takdir ettiğini vurgulayarak.
"Artık, hanım banyodan çıkıyorum, bana hazırla bir şeyler giyeyim, dönemi bitti ve erkekler özgür kaldığından bugüne kendi stilini oluşturmaya başladı. Eskiden, bir kumaş pantolon, bir gömlek, bir kravatla şık olurdu, erkekler. Şimdi durum çok değişti.
Erkeklerin nasıl özgür kaldıklarını soruyorum. Burada da kadınları eleştiriyor. Öztoprak'a göre kadınlar fazla sahiplenici ve aslında erkeğinin öne çıkmasından çok hoşlanmıyor.
"Bazı kadınlar mesela burada erkeği çok fazla sahipleniyor. Canım gülüm derken, aslında sen benimsin diyor kadın. Ve erkek çok fazla ön plana çıksın da bazı kadınların çok hoşuna gitmiyor. Bu var, çünkü kadınlar kıskanç. Fazla sahipleniyorlar. Kadınlar aman başkaları bakacak diye bir endişeye kapılmasın. Fazla sahiplenici, kıskanç olmasın. Başkaları da baksın, yanlarındaki erkeğe. Zaten o petek sizinse, arı çok olsun, gelsin. Yeter ki, petek sizde kalsın. Onu da sizde tutmak size bağlı. Arıları yaklaştırmamak için siz o peteğin içine ekşi katarsanız sürekli, ekşimiş balı bir süre sonra siz de istemeyeceksiniz. Hanımların hatası budur. O göbekli hallere sokmasınlar erkekleri. Herkes ilişkisinde bir bireydir evliliğinde de. Kapısını açıp, işyerinize gittiğinizde, evet yanınızda ailenizi de temsil ediyorsunuz, ama sizin güvendiğiniz kalıbınız, sizi çok daha büyük bir başarıya götürür, her zaman. Yeni jenerasyonda bunu görüyoruz. Yeni jenerasyon, Zeus gibi ön plana çıkıyor. Çok güzel Akdeniz yapısı var, suratlarında buradaki erkeklerin.
Spikerler şakır şakır
Önceki röportajlarında televizyon spikerleri ile ilgili de görüşlerini ortaya koymuş ve abartılı bulduklarını söylemişti. Bu eleştiri karşısında da yine yoğun tepkiler almış, Öztoprak. Ama o günden bugüne, ne televizyon spikerlerinde, ne de kadınların genelinde bir ilerleme gözlemlemediğine de vurgu yapıyor. Ben biraz da mesleki meraktan bir tasarımcı gözüyle mesela, bir haber spikerinin, ya da haber programcısının nasıl giyinmesi gerektiğini bir kez daha soruyorum.
"TV spikerlerinin abartılı takıları var. Oysa sade olmalılar. Spikerin başarısı, verdiği mesajdır, mimiktir. Bunu kaybedecek şekilde, şakır şakır her şeyi takarak çıkılmaz ki, oraya. Ne varsa takayım, ne renk varsa, süreyim, böyle şey olmaz. Gücenmesin kimse. Bana bunları söyledikten sonra, bir kadın internette verdi veriştirdi. Bak bak oralardan gelecek, bir de bizi eleştirecek. Kıbrıs'tan da manken koymuyor, zaten defilelerine diyor. Halbuki, bunun Kıbrıslısı, Türkiyelisi yok ki. Benim çalışmaya alıştığım, kostümlerimi taşıyabilecek insanlar olmalı. Mankenlerle bir çalışmışlığım, olmalı, yoksa Kıbrıs'ta çok hoş insanlar var. Kadını, erkeği çok hoş. Kemik yapısı, fiziği, kebabı biraz daha az yesek, hepimiz daha sağlam olacağız."
Güzellik yarışması yapmak istiyorum
Bir güzellik yarışmasının organizasyonunu almak istediğini söyleyen Öztoprak, yeni kuşak genç kızlar ve erkeklerin çok hoş olduğu görüşünde. O yüzden, başından sonuna götüreceği bir güzellik yarışması organizasyonunda katılan gençlerle kariyer sözleşmesi yaparak, önemli başarılara birlikte imza atılabileceğine vurgu yapıyor. "Bence çok hoş kızlar var, ülkede. Ama burada bir şeye ulaşılmıyor. Bir taç giyiyor ve gerisi gelmiyor" diyor.
İpuçları
Belli ipuçları vermesini söylüyoruz, temel noktalara ilişkin. "Önemli olan nerede, ne giyeceğini bilmektir" diyor. Mesela her pembe kravat yakışıyor mu, her erkeğe? Mesela, devlet dairelerinde bir pembe kravat, gayrı ciddidir. Çünkü, bir protokol rengi vardır. Bir cumhurbaşkanlığı, ya da başbakanlık resepsiyonunda da bir erkeğin yanındaki eşi, kıpkırmızı bir şey giysin, olmaz. Ama mesela sizin bu kıyafetiniz. Çok akıllıca bir kıyafet seçmişsiniz. Çok güzel çok şıksınız."
İltifatlarına teşekkür edip, belli kimlikler üzerinden düşüncelerini soruyorum. Çekiniyor, yine kızacaklar bana diye cevaplıyor. Ama ben ısrar edip, sıralıyorum. Önce Talat;
Sizce Cumhurbaşkanı nasıl?
"Talat, çok dinamik çok hoş. Yuvarlak değil, kalemsi gözlük kullanmalı. Takımların bel kavisi belirgin olmalı. Kol boyu kısalmalı. Ama geneli iyi. Genellikle koyu giyiyor. Zaten öyle giymeli, ama mesela kahverengi kesinlikle giymemeli.
Talat Hristofyas'a göre çok daha yakışıklı, karizmatik ve kesinlikle çok daha Avrupalı, Abdullah Öztoprak'a göre. Ve Talat, daha çözülmesi, keşfedilmesi gereken adam olarak duruyor. Protokol duruşu da daha hissettirilir halde. Akdenizliliğin ötesinde, Avrupai bir havası var."
Türkiye Başbakanı Erdoğan?
"Erdoğan biraz yıkık duruyor. Belki boyu yüzünden. Ama şık bir adam.
Denktaş?
"Denktaş kendine çok özgün. Tarzını hiç bozmadı. safarileri de taşıyabilen bir lider oldu. Kilosuyla yakışıklı olmayı başaran bir adam."
Peki Oya Talat'ı nasıl buluyorsunuz?
"Oya hanımla yüz yüze tanışmıyorum. Ama hoş buluyorum kendisini. Geçen gece cumhurbaşkanlığı davetindeki resmini gördüm, hoş görünüyordu. Döpiyeslerdeki ayar çok önemli, Oya Hanım için. Günlük ve gece daveti arasındaki ayara özellikle dikkat etmeli. Sanırım bazen çok yoğun olduğu için, o ayar gözden kaçabiliyor. Renkler daha koyu olmalı, ceket ve etek boyu ayarlanmalı, bir birine göre. Ve bel hattını ortaya çıkacak çizgililer kullanmalı. Mide karın problemi yoksa, düz elbiseler hoş durabilir. ODTÜ'lülüğünden gelen ve herkesin görmek istediği, dinamik bir enerjisi var, Oya Hanım'ın. Sanki makam gereği biraz daha geriliyor gibi fotoğrafların anlattığı kadarıyla. Böyle durumlarda siz kendi kimliğinizi bir yere asıyorsunuz ve beni temsil ediyorsunuz, gittiğiniz dış ziyaretlerde, toplantılarda kendinizi temsil etme lüksünüz yok, bu zor bir durumdur.
Saçları daha doğal taranabilir. Daha katlı kesim kullanabilir.
Oya Hanım'ı giydirseniz, O'nun için ne tasarlamak isterdiniz diye soruyorum.
"Oya Hanımı giydirsem, kesinlikle elbise giydirirdim. Koyu renk, sıfırla kayık yaka arası bir elbise. Truvaka kol, ya da hafif japone kol. İnci bir kolye, ince zarif bir kemer, dizaltı bir etek boyu. Zarif bir yırtmaç, öyle hayal ediyorum, Oya Hanım'ı. Bence hoş olurdu."
Aynı soruyu Talat için soruyorum;
"Talat'a lacivert bir takım giydirmek isterdim. Maviyi çok kullanması gerekiyor, bence. Çünkü biz artık umut veren ve umudu temsil eden bir halkız. Mavi de benim için umudun rengidir. Yüzünde renkli bir ton var, Talat'ın, onu maviyle kırmak güzel olabilir. Kendinden çizgileri olan bir kravat tamamlayıcı olabilir. Kesinlikle puantiye kullanmamalı, lakayt kalır. Ayakkabılar da köse taban kesimi olan ayakkabı olmalı. Pantolon ise paçada yığılmamalı.
Başbakan?
"Başbakan'ın sempatik bir gülümsemesi var. Bıyıklarını kesmesin. Doğasında var ve çok sempatik duruyor. Pantolon kesimi yığılı duruyor. Pilili pantolon giymemeli. Düz ve kendinden çizgili kumaşları tercih etmeli.
Canan Öztoprak?
Canan Yengem, daha dikey çizgili kıyafetlere yönelmeli. Çok içten çok halktan görünüyor. Sadece lacivertin içinde kalmasın daha farklı tonlara yönelmeli. Chanel saten kumaş tercih etmeli, polyester içeren kumaşlar kullanmamalı. Gömlek bluz türleri daha sade olmalı. Boynu uzun olmadığı için fularımsı ve boyundan bağlamalıları tercih etmemeli. Biraz daha açık yakalar kullanılabilir. Çok şık pantolon ceketler olmalı, ama kesinlikle çizgili renkler.
Fatma Ekenoğlu?
Fatma Ekenoğlu'nu ben tanımıyordum. Komisyon üyeliğinde tanıdım ve çok sevdim. Çok mert bir kadın. Ama siyasetin getirdiği bir sert duruşu var. Pantolonlar daha fazla yakışacak diye düşünüyorum. Meclis toplantılarında yaka gülleri kullanmamalı.
En şık erkek
En şık erkekleri de soruyoruz, Abdullah Öztoprak'a. Kısaca düşünüyor. Öztoprak'a göre, en şık erkek, kesinlikle, Turizm Eski Bakanı, Enver Öztürk. Bir de Kültür Dairesi Eski Müdürleri'nden Mehmet Ali Serak. Dışişleri Bakanı Turgay Avcı'nın da çok şık olduğunu söylüyor. Aynı dönemden olduklarını söylediği, UBP Milletvekili Hüseyin Özgürgün de dinamizmini çok iyi yansıtan çok şık erkeklerden biri parlamentoda, Öztoprak'a göre.
En şık kadın
Ve en şık kadınları soruyoruz. Tereddütsüz sıralıyor.
Türkiye'de Nimet Çubukçu. Çocukluğundan beri tanıyıp, hafızasına şıklığı ile yerleştirdiği Emine Kaner. İş Kadını Sıdıka Atalay'ı çok beğeniyor. Ve yine çocukluğundan hafızasına kazınan Safiye Nadir'i çok şık bir kadın olarak tanımlıyor. Safiye Hanım'ın özellikle detayları çok iyi yakaladığını ve bunun da çok önemli olduğunu söylüyor. |