12 YAŞINDA İLİŞKİYE GİRİYOR, GÖRÜNTÜLERİYLE TEHDİT EDİLİYOR
"..." Ortaokulda, 12 yaşında, arkadaşına hayır diyemediği için onun ilgisini kaybetmek istemediği için cinsel ilişkiye girebiliyor. Çünkü, medyanın, toplumun dayattıkları ile o da bir şeyler yaşamak istiyor. Daha sonra da partneri, bu ilişkiyi cep telefonuna çektim diyerek, tehdit ederek, bu ilişkiyi sürdürebiliyor..."
UYUŞTURUCU İLİŞKİYE İKNA YÖNTEMİ
"..."Gençler sırf ilişkiye kolay ikna edilsin diye, erkek arkadaşı tarafından uyuşturucu kullanmaya teşvik edilebiliyor..."
GENÇLER TOPLUMUN AYNASI
"...Gençlerdeki değişiklik, toplumdaki değişimin sonucudur. Sadece gençler değildir dejenere olan, toplumsal değişimin bir aynasıdır yaşananlar. Aslında gençler, sadece topluma uyum sağlamaya çalışıyorlar..."
GECE KULÜPLERİNİ ÇOK KOLAY KANIKSADIK
"..."Mesela gençler okula gece kulübünden dansçı götürmüş. Evet nasıl bir yozlaşma, ama bu gençlerin yozlaşması değildir, bu, toplum olarak bizim yozlaşmamızdır. Bu ülkede, onlarca gece kulübü var, her tarafta. Kadın örgütleri dahil, toplumun bilinçli, kültürlü, entellektüel kişilerinin, ya da gruplarının, gece kulüplerine karşı büyük bir toplumsal tepki göstermediğini görüyoruz. Biz her olumsuz gelişmeyi, bir süre sonra kanıksıyoruz..."
Aysu Basri AKTER-Sınırsız Sohbetler- (Fotoğraflar/Uğur KAPTANOĞLU)
Psikiyatrist Mehmet Yağlı ile toplumdaki değişiklikleri konuştuk. Özellikle son zamanlarda 20 Temmuz Fen Lisesi'ndeki öğrenci konseyi zaferinin, gece kulübü dansçıları ile kutlanması olayı sonrasında ortaya çıkan sorgulamalardan hareket ediyoruz.
Yağlı'nın tespitleri çarpıcı;
"Aslında gençler, sadece topluma ayak uydurmaya çalışıyor."
Ve bir psikiyatrist olarak biriktirdiği deneyimler ise yıkıcı;
"12 yaşında, daha çocuk yaşta, sırf erkek arkadaşına hayır diyemediği için cinsel ilişkiye giren, sonra da cep telefonuna kaydedilen bu görüntülerle partneri tarafından tehdit edilen hastalarım var."
Bu çocuklar sizin çocuklarınız değil
Gelişen teknolojiden, küreselleşmenin getirdiği, görsel medyanın pompaladığı tüketim kültürüne kadar birçok değişik etken altındaki genç kuşağa baktığında şunu söylüyor Yağlı;
"Şairin şiirindeki gibi, bu çocuklar sizin çocuklarınız değil. Herhalde şimdiki çocuklar da o anne babaların çocukları değildir. Gençlerdeki değişiklik, toplumdaki değişimin sonucudur. Sadece gençler değildir dejenere olan, toplumsal değişimin bir aynasıdır yaşananlar. Aslında gençler, sadece topluma uyum sağlamaya çalışıyorlar.
Sadece bizim toplumumuza özgü olmayan, bütün dünyayı ilgilendiren baş döndürücü bir teknoloji var. İnternet, görsel medya, müthiş şekilde etkiliyor ve tüketim kültürünü besliyor. Tüketim toplumunun özelliği, ihtiyacı olmayan, hiç kullanamayacağı şeyleri sürekli istemektir. Sahip olduklarınızla hiçbir zaman mutlu olmamanızdır. Çünkü, tüketmek için çaba harcamazsınız ve tatmin olmazsınız."
Mehmet Yağlı, toplumun bu tüketim kültürü altında, yeterince olgunlaşamadığını, sürekli tüketerek daha fazlasını ister bir pozisyonda olduğunu söylüyor. "Değer yargılarımız değişmiş, sosyal ilişkiler bozulmuştur" diyen Yağlı, kişilerin zamanlarını internet ve televizyon başında geçirdiklerini, birbirleri, ya da kişisel gelişimleri için ayırdıkları zamanları olmadığını vurguluyor. Ve tabii ki, böyle bir örnekle yetişen gençlerin de bundan fazlasıyla etkilendiğinin altını çiziyor. Yağlı şöyle devam ediyor;
"Genç daha hızlı tüketir, daha hızlı gelişir, değişir. Gençler şu anda, daha küçük yaşta, hazır olmadıkları bir dönemde, birçok şeyi tüketip, arkasından da tatminsizlik yaşıyorlar. Hiç sahip olamayacakları nesnelere, hiç çaba harcamadan sahip oldukları için tatminsiz oluyorlar. Böylece vermeye çalıştığımız erdemler de anlamını yitiriyor. Çünkü, yaşamın bir gerçekliği var bugün ve genç insanlar da onu yaşıyor. Çok genç bir insan, çok pahalı bir arabaya, eve, sahipse, onu eğiten, çok iyi eğitimli, gelişmiş hocasının, bir evi bile yoksa, biz onları okuyup iyi bir öğretmen olmaya teşvik edemeyiz. O parası ile sahip olduklarıyla, değer bulabildiğini görüyor, çünkü. Böyle yetişen bir insan, kendinin kurallara uymak zorunda olmadığını düşünüyor."
Tüketim kültürü kötü alışkanlıkları besliyor
Toplumun genelinin kendi çapında, olanaklarını zorlayarak tüketim yapmak istediğini vurgulayan Yağlı, imkanların ötesinde borçlanarak tüketmeye çalıştıklarını söylüyor ve "Biz borçlu yaşayan bir toplumuz" diyor.
Bugün gençleri en fazla tehdit eden kötü alışkanlıkların temelinde de bu tüketim kültürünün yattığına vurgu yapan Yağlı, normal yollarla elde edemeyeceklerini, belki kumar oynayarak, belki yalan söyleyip dolandırarak, ya da evden başlayan hırsızlıklarla, hatta uyuşturucu madde satarak, kolay para kazanıp istediklerine kolay ulaşabilmenin yollarını aradıklarını söylüyor.
Satılan kadınlar
Psikiyatrist Mehmet Yağlı'ya gençlerin cinselliğe bakış açısını soruyoruz; verdiği yanıt ilginç;
"Mesela gençler okula gece kulübünden dansçı götürmüş. Evet nasıl bir yozlaşma, ama bu gençlerin yozlaşması değildir, bu, toplum olarak bizim yozlaşmamızdır. Bu ülkede, onlarca gece kulübü var, her tarafta. Kadın örgütleri dahil, toplumun bilinçli, kültürlü, entellektüel kişilerinin, ya da gruplarının, gece kulüplerine karşı büyük bir toplumsal tepki göstermediğini görüyoruz. Biz her olumsuz gelişmeyi, bir süre sonra kanıksıyoruz. Bunu bir kadermiş, ya da bir gelişmenin sonucuymuş gibi algılıyoruz. Olağan karşılıyoruz. Oysa, bizim ülkemizde, her şeyden önce, kadınlar para karşılığı, bir cinsel meta olarak, kullanılıp, satılıyor. Biz çocuğumuzu yetiştirirken, okulda, evde, çevresinde, nasıl olabilir de bir insan para karşılığı, bir cinsel meta olarak satılabilir ve benim insanlık onurum bunu nasıl kabul edebilir sorgulamasını verebiliyor muyuz? Çocuğun her ortamda, bu yanlış bir olaydır diye tepki göstermesi, bu olayın kötü bir olay olduğunun bilincine varması gerekiyor. Ama çocuk bir bakıyor ki, çevresindeki insanlar sık sık bu yerlerde eğleniyor, gençler bu tür yerle gidenlerin rağbet gördüğünü fark ediyor. Benim param var ve bir insana o parayı yatırırım, istediğim zaman, istediğim zevki yaşayabilirim diyorlar."
Gece kulüpleri ile ilgili "ihtiyaç" tanımlamasının yapılmasını da kabul edemeyeceğini belirten Yağlı, gece kulüplerinin iddia edildiği gibi işçiler ya da askerler tarafından ihtiyaç karşılamak için tercih edilen bir yer olmadığını söylüyor. "Bütün gün sabahtan akşama kadar, büyük emek sarf ederek, çocuğuna, ailesine para gönderen insanların çok ender böyle yerlere para ayırdığını düşünüyorum" diyen Yağlı, gece kulüplerine giden kişilerin aslında hiç ihtiyacı olmayan kişiler olduğunu ortaya koyuyor.
"Buralara gidenler, maalesef, hiç de ihtiyacı olmayan, evli, çoluk çocuk sahibi, ama hep zevke doğru yönelmeyi öğrenmiş, hep zevk ve tüketme arayışı içinde olan, her gece fasulye mi yiyeceğim diyen, bu olayı bu kadar basite indirgeyen insanlar."
Gece kulübü bağımlılığı artıyor
İnternet bağımlılığı, ya da kumar bağımlılığı gibi bazı kişilerde gece kulübüne gitmenin de bir bağımlılık haline geldiğini gözlemediğini söyleyen Yağlı, böyle sıkıntılar yaşayan birçok kişinin de kendisinden yardım istediğini anlatıyor. "Genellikle bana başvuranlar, ailesini kurtarmaya çalışan insanlar. Ama bunun yanında bağımlığını fark edenler de geliyor" diyor. Ve şöyle devam ediyor;
"Tarlasını satarak, bankalardan borçlanarak, sürekli, haftada 3 kez, her gece, buralara gittiğini, birçoğunun bu yüzden, ailesini terk ettiğini, hatta buralardan kişilerle evlendiklerini biliyoruz. Mesela, doktor bey, ben evliyim, çok sevdiğim bir eşim var. Ona saygı da duyuyorum, ama böyle bir şey yaptım, bu bende saplantı haline geldi, kendimi engelleyemiyorum. Eğer ben gitmezsem, o kişinin başka biriyle ilişkiye girdiğini düşünerek, deli oluyorum, diyenler var. Onu o hayattan kurtarma noktasına gelip, âşık oluyorlar. Çünkü, aslında kendilerini satmak zorunda kalan kişilerin çoğunluğu da çok iyi eğitim görmüş, belli bir kültüre sahip insanlar. Kişilikleri var, âşık olunabilecek, çok güzel, genç kadınlar. Ekonomik şartlar yüzünden bir kısmı kandırılıp gelen insanlar."
12 yaşında ilişkiye giriyorlar
Gençlerin böyle örnekler arasında yaşayarak, cinsel olarak da birbirini kolayca tüketme noktasına geldiklerini özellikle vurguluyor, Mehmet Yağlı. Gençlerin çok çarpıcı deneyimlerini anlatıyor. Bir genç kolayca, çok küçük yaşta biriyle ilişkiye girebildiğini söyleyen Yağlı, "oysa belli değerlere sahip, yetişkin insan, karşısındakini de düşünür. Bir insana zarar vermek istemez. Ama gençler, bunu düşünebilecek durumda değiller. Burada da tabi ki, en çok zarar gören, kız çocukları oluyor."
Tam burada "çocuk" kelimesine özellikle vurgu yapıyor. Biraz duraksayarak çok çarpıcı bir deneyimini paylaşıyor;
"Ortaokulda, 12 yaşında, arkadaşına hayır diyemediği için onun ilgisini kaybetmek istemediği için cinsel ilişkiye girebiliyor. Çünkü, medyanın, toplumun dayattıkları ile o da bir şeyler yaşamak istiyor. Daha sonra da partneri, bu ilişkiyi cep telefonuna çektim diyerek, tehdit ederek, bu ilişkiyi sürdürebiliyor."
Bunun yaşadığı ender olaylardan olup olmadığını soruyorum. Yanıtı çok net.
Hayır!
"Maalesef gözlemlerime dayanarak söylüyorum. Sadece bana ulaşan bu yönde çok vaka var. Bir de başkalarını düşünün. Ulaşmayan, konuşmayan kaç kişi var."
Ve yine gözlemlerinden yola çıkarak bir başka çarpıcı açıklama yapıyor;
"Gençler sırf ilişkiye kolay ikna edilsin diye, erkek arkadaşı tarafından uyuşturucu kullanmaya teşvik edilebiliyor."
Bunların aynı yaş grubundan olup olmadığını soruyorum. Yağlı, genellikle küçük yaşta kız çocuklarının kendisinden yaşça çok büyük kişilerle ilişkiye girdiklerini anlatıyor. Ve bunların aslında cinsel istismar sınıfında değerlendirilmesi gerektiğine vurgu yapıyor. Ve şöyle devam ediyor;
"Bir kere, biz 12 yaşındaki çocuğu bunun için suçlayamayız. O kendini koruyabilecek durumda değil ki. İşte bu, yetişirken çocuğumuza vereceğimiz değerler konusudur. Aileler arasında, çocuklarının maddi ihtiyaçlarını karşılarken, onların ihtiyaç duyduğu, gerekli ilgiyi sevgiyi veremiyor. Böyle kötü tecrübeler yaşayan gençler, keşke annem babam para kazanmaya bu kadar zaman ayıracaklarına, bana daha fazla ilgi gösterselerdi diyebiliyor.
En büyük tehdit bet ofisler
Toplum arasında kumar alışkanlığının da çok yaygın olduğunu söyleyen Yağlı, gençleri en fazla tehdit edenin ise çok düşük paralarla ulaşabilecekleri bet ofisler olduğunu belirtiyor.
"Bugün en fakir gencin cebinde de 5-10 YTL bulunur" diyen Yağlı, kolay yoldan para kazanmayı dayatan şartların ciddi bir tehdit olduğunun altını çiziyor.
Yeni neslin verecek bir şeyi yok artık
"Yeni neslin kimseye verecek bir şeyi yoktur. Ne gücü var ne de tahammülü sabrı var" diyen Yağlı, sürekli olarak almaya, istemeye alışmış, elde ettiği ile mutlu olamayan, devamlı ilgi isteyen, mutlu olmak isteyen, bir nesil olduğunu söylüyor. Ve bunun hiçbir yaşam gerçeği ile bağdaşmadığına vurgu yaparak, yaşamdaki acılarla, sorunlar mücadele edebilecek olgunlukta kuşakların yetişmesine yardımcı olmamız gerektiğini söylüyor.
Çocuklarınıza sadece maddi şeyler vermeyin
Anne babaların daha çocukluktan, çocukla oyun oynaması, onlarla bir şeyler üretmesi, paylaşması, davranışlarıyla başkalarına yardım etmeyi, insanları, hayvanları sevmeyi, saygı duymayı, kurallara uymayı öğretmesi gerekiyor" şeklinde konuşan Yağlı, genellikle ailelerin çocukları için harcama noktasında kaldıklarına vurgu yapıyor. "Çocuklarımızın, geleceğini düşünelim diyoruz. Oysa, yetişkin bir çağda, O kendi ihtiyaçlarını karşılayabilir. Toplum olarak da her şeyin maddi değerlere sahip olmaktan geçtiğini düşünüyoruz. Ve çocuğa da bunu sunuyor, bunu öğretiyoruz. Sana şunu aldım, okuluna şunu ödedim diyoruz. Ama sağlıklı iletişim kurmak, emeğe ve büyüğe kendine saygı duymasını öğretmek gerekiyor. Bunu yapamadığımızda gençler, en ufak bir ilgi, ya da, çevredeki gençlerin beğenilerini sağlayacak davranışlar içerisine kolaylıkla girmektedirler. Cinsellik, uyuşturucu, kavga etmek olabilir. Ben, birçok gençle konuştuğum zaman, yaptıklarını savunmuyor. Bunun yanlış olduğunu biliyor. Ama o yanlışı yaptığı ortamda bir değer bulduğu, onaylandığı için benlik saygısı kazanmasında bir araç olduğu için onları yapıyor.
Mesela, ergenlik çağına kadar, notları iyi, uyumlu bir çocuk, adolesan dönemde, ilgi çekmek için farklı ve bizim yanlış dediğimiz davranışlara giriyor. Kılık kıyafetle, piercing ile ilgi çekip, sonra davranışlarına bunu yansıtmaya başlıyor. Çünkü bu şekilde değer bulup ilgi çektiğini düşünebiliyor."
Sosyal politikalar şart
Özellikle hızlı göç alan toplumlarda, bu değişimlerin sürpriz olmadığına vurgu yapan Yağlı, bunu bilen ülkelerin bu konularda sosyal hizmetleri ile önlem aldıklarını hatırlatarak, aynı yönetimi bizim de uygulamamızın şart olduğunu söylüyor. Hızlı göç alan ve nüfusundan fazla yabancıyı içinde barındıran toplumların, mutlaka çeşitli sosyal politikalar üzerinde çalışması gerektiğini anlatan Yağlı, toplum içinde kaplumbağalaşma dediği bir sürecin başladığına vurgu yapıyor. Toplumun, özellikle haksız şekilde köşeyi dönenleri gözlemleyerek, yaşadığı savaş ve yokluk dönemlerinin yarattığı travmanın da etkisiyle, bireyselleşemeye ve her şeyi maddi değerlerle ölçeme meylinde olduğunu belirtiyor.
"Bazı değerlerin modası geçebilir, ama bir toplum bir değeri kaldırırken, yerine başka bir değer koymalıdır" diyen Yağlı, üniversiteler dahil, toplum içindeki bütün örgüt ve kurumların, bu noktadan itibaren, bilimsel çalışmalar yapması gerektiğini ifade ediyor. |