Eski ve yaygın adıyla Müftülük, yeni adıyla Din İşleri Dairesi. Kökleri Osmanlı dönemine kadar dayanan, Kıbrıs Cumhuriyeti yıllarında da kabul gören Kıbrıs Türkü’nün en eski kurumlarından... Yıllardan beri atıl kalan, kısa süreli Ahmet Yönlüer dönemi hariç yaklaşık 20 yıl vekaletle yönetilen Din İşleri Dairesi, şimdi yeni bir başkanla vizyon yenilemeye hazırlanıyor. Başbakan’ın önerisiyle Cumhurbaşkanı tarafından geçtiğimiz aylarda Din İşleri Başkanlığı’na atanan Dr. Yusuf Suiçmez, “Dairenin imaj sorunu var. Yıllardan beri rölantide, atıl vaziyette kaldı. Şimdi yeni bir misyonla kurumsallaşma hedefindeyiz” diyerek 5 yıllık görev süresiyle ilgili mesaj verdi. Akademisyen kimliğiyle tanınan 39 yaşındaki Dr. Yusuf Suiçmez, Karadeniz kökenli KKTC vatandaşlarından... Ailesiyle birlikte 6 yaşında adaya gelmiş, ilkokuldan yüksek öğretime kadar burada şekillenmiş. Eşi de Kıbrıslı Türk. İmam bir babanın çocuğu. Yaşadığı coğrafyanın, içinde yaşadığı kültürün insanı biçimlendirdiğine inananlardan... Bu nedenle kendini, 2 çocuğunu tereddütsüz Kıbrıslı Türk olarak niteliyor ve üstelik köken konusunun tartışılmasından, irdelenmesinden de hiç rahatsızlık duymuyor, aksine yararlı olduğuna inanıyor.
İlahiyat mezunu, akademisyen ve taekwandocu
Yaklaşık bir ay önce Din İşleri Başkanı olarak 5 yıllık sözleşmeyle atanan Suiçmez, sırasıyla Değirmenlik İlkokulu, Bayraktar Ortaokulu ve Lefkoşa Türk Lisesi’ndeki eğitiminin ardından DAÜ’ye girer işletme-ekonomi eğitimi için... Ancak ikinci yılda üniversiteyi bırakarak “kafasındaki sorulara yanıt bulmak için” İlahiyat okumaya kara verir. Medine İslam Üniversitesi’nden mezun olur, ardından Karadeniz Teknik Üniversitesi’nde master ve doktora yapar. Üniversite eğitiminin ardından DAÜ ve YDÜ’de akademisyen olarak görev yapan Dr. Yusuf Suiçmez, Taekwondo’da da milli sporcular arasında yer alır. İngilizce ve Arapça yanında Karadenizli kimliğiyle biraz da Rumca bilen Suiçmez, üniversitelerde özellikle “Osmanlı Türkçesi” ve “Karşılaştırmalı Dinler” konusunda dersler verdi. “Her dinden öğrenciye ders verdim” diyor bu dersin özelliğini anlatırken ve mitolojilerden, Budizm’den, Şaman dinlerinden başlayarak tüm dinleri yakından incelediğine de vurgu yapıyor. Din İşleri Başkanlığı’na atanması nasıl oldu peki… “Genel bir uzlaşıyla atandım sanırım. Bu kurum herkesin. Herhangi bir partinin yanında veya karşısında yer almaz bu kurum. Çalışma stratejim de bunun üzerine kurulu. Hatta bu nedenle siyasi partilere ziyaret düşünmeme karşın tereddüt yaşadım, ama süreç içerisinde uygulamayla kabul göreceğimizi sanıyorum…” diye anlatıyor atanmasını da. “Türkiye’nin, AKP’nin etkisi oldu mu atanmanızda” diye sorunca da, retçi yaklaşım yerine, “Tarihi ve kültürel bağlar var. Karşılıklı görüş alış verişi olmuş olabilir diye tahmin ediyorum. Ben akademisyen kimliğimle uluslararası bir konferansta sunduğum ‘Ruhani Kültür ve AB’a Uyum’ konulu raporu Türkiye devlet ve hükümet yetkililerine de göndermiştim. Bu konu ilk kez irdelenen bir konuydu ve sanırım ilgiyle okundu” diye konuştu. Bu çalışma yanında “İslami Fobi-İslam Korkusu”nun tarihi kökenlerini, ayrıca TMT ve EOKA’yı dini yanlarıyla irdeleyerek konferanslarda sunduğunu da anımsatan Dr. Suiçmez, bu bilimsel çalışmaların da göreve atanmasında etkili olduğu inancında. Göreve gelmesiyle birlikte dairenin vizyon ve misyonuyla ilgili çalışma başlattığını anlatan Suiçmez, özetle şunları söyledi: “Bu daire yıllardır atıl, rölantiye alınmış. Ahmet Yönlüer’in görev yaptığı kısa dönem hariç uzun yıllar vekaletle yönetildi. Atama bile yapılmadı. İmaj sorunu var dairenin… Negatif bir bakış açısı var, çağdışı bir kurum olarak bakılıyor. Şimdi bu yeni dönemde doğru tanımlamayla, yeni yasayla, yeni vizyonla kurumsallaşma için çalışıyoruz. KKTC içinde, laik bir toplumda nasıl bir Din İşleri Dairesi… AB süreci de dikkate alınarak bu konularda çalışmaya başladık…” Başbakanlığa bağlı dairenin yasayla tanımlanmış görevleri olduğunu, daire bünyesindeki kadro yanında emekliler dahil 300 civarında imamın daireye bağlı olduğunu anlatan Suiçmez, öncelikle hizmet içi eğitimle imamların güzel ezan okuma konusunda eğitime alındığını, müfettişlerle bölgelerdeki şikayetlerin derlendiğini söyledi. Lefkoşa dahil bazı merkezlerde tek mikrofonla ezan okuma yönünde düzenleme yapıldığını bildiren Suiçmez, “Kimi ‘ezan sesi fazla yüksek’ diye şikayet eder, kimi duymadığı için... Rahatsızlık yaratmadan ama ihtiyaçları da karşılayarak işin ruhuna uygun düzenleme şart” dedi.
Kıbrıs Türkü, dindar değil, camiye gitmiyor ama inançlı
“Kıbrıs Türkü dindar değil genelde… Dini eğitim yönünde bir talebi yok” şeklindeki yorum üzerine de şu ifadeleri kullandı: “Doğru, Kıbrıs Türkü dindar değil, inancını yaşama alanı olarak camiyi kullanmıyor. Ama inançlı. Laik bir toplum ama İslam kültürü tarihinde var. Din sadece ibadet, oruç, namaz değildir. Kıbrıs Türkü inançlı bir topluluk, dini hissiyatı var, dürüst ve hoşgörülü. İbadetin hedefi de bu zaten, insanın insan yönünü geliştirmek. Yoksa namaz kılar, oruç tutar ama bunlar insani yönüne katkı yapmıyorsa, çok anlamlı değil…” Toplumdaki talep ve endişeleri gözeterek çözüm üretme hedefinde olduklarını vurgulayan Dr. Yusuf Suiçmez, örneğin camilerle ilgili talepler yanında, okullarda din dersi talebi de olduğunu, bunlarla ilgili nasıl bir programlama yapılacağı konusunda çalışma başlattıklarını anlattı. Ortaokul ve liselerde din derslerinin genelde Türkiye’den gelen hocalar tarafından verildiğini, oysa bu derslerin toplumsal yapı ve insanı tanıyan Kıbrıslı hocalar tarafından verilmesinin daha yararlı olacağını belirten Suiçmez, 10’u kadın ilahiyat okuyan 30 civarında vatandaşın bu anlamda önemli katkı koyacağını belirtti. Mili Eğitim ve Kültür Bakanlığı bünyesinde din derslerini planlayacak uzman olmadığına da dikkat çeken Suiçmez, “Önemli olan çocukların gelişim psikolojisine uygun din eğitimi... Dersin ve hocanın niteliği çok önemli. Dünyanın her yerinde din eğitimi var, ama uzman desteğiyle irdelemek gerek durumu…” diye konuştu. “Bu talep herhalde Türkiye kökenli ailelerden, onların çocuklarından. Böyle bir girişim yeni bir tartışma açmaz mı, size yönelik eleştiriler olmaz mı” yönündeki soruyu da Suiçmez, “Tartışmaktan kaçmamak lazım. Tartışmanın zararı yok. Daha iyiyi bulmada faydalı bile olabilir. Önemli olan makul nedenlerle tartışmak, ideolojik yaklaşımlarla karşı çıkmak doğru değil” diye yanıtladı. Din derslerinin nasıl düzenleneceği konusunda okullarda örgütlü sendikalarla da görüşüp önerilerini alacağını ve görüşlerini aktaracağını anlatan Suiçmez, olayın sağlıklı ve doğru zeminde tartışılmasını istediğini söyledi. Camilerle ilgili talep ve eleştirileri karşılamak için de çalışma başlattıklarını, bölgelere müfettişler gönderdiklerini anlatan Suiçmez, “bağırarak değil, ses ayarlı ezan okunması için hizmet içi eğitimlere büyük önem verdiklerini” söyledi.
Kuran kursları görevler arasında
“Kuran kursu” olarak adlandırılan camilerdeki kursların da yasa uyarınca dairenin görevleri arasında olduğunu söyleyen Suiçmez, bu kurslarla ilgili yoğun eleştirilere dikkat çekilmesi üzerine, “Pedagojik açıdan eksi ve artıları olabilir. Eleştiriler de olabilir. Ama bunu uzmanlar söylemeli, yasakçı ve dayatmacı zihniyetle karşı çıkmak doğru değil” dedi. Din konusuna akademisyen kimliğiyle ve felsefik bakış açısıyla perspektif oluşturmaya çalışan Din İşleri Başkanı Dr. Yusuf Suiçmez, özetle şunları söyledi: “Din, yaşama bakış, insanı yorumlamadır. İhtiyaçtır, ihtiyacın yansımasıdır… Bilim nasıl dini hurafe olmaktan korursa, din de bilimi insanı makineleşmekten korur. İnsan yaşamındaki boşluğu doldurur. Din insan merkezli. Yaşamı anlamlandırmasında katkı sağlıyorsa insana, dinin yorumu doğrudur. Aksi halde tartışmaya açıktır…” Dinin modern dünyada laik anlayış içinde şekillendiğini ve sürekli yorumlandığını anlatan Dr. Suiçmez, “Dinin sürekli yorumlanmaya ihtiyacı var. Aslında değişen din değil, yorumlardır” diye ekledi. Dinin, siyasete sokulunca özünü kaybettiğini ve menfaat aracına dönüştüğünü de anlattı Suiçmez… “Devlet dindar olanın da, olmayanın da taleplerini karşılamalı. Bu, tüm ülkeler, dinler için geçerli. Ama din temelli politikaları merkez yapınca, sorunlar ortaya çıkar. Dayatmayla dindarlık da, din karşıtlığı da olmaz. Bu işin ruhuna aykırı… Hele Tanrı algısı korku üzerine kurulursa, inandığı varlık da korkunç olur… Korku üzerine kurulu dindarlık, din anlayışı değildir…” “Din adamı” nitelemesine de karşı çıkan, dini anlamaya ve anlatmaya çalıştıklarını söyleyen Suiçmez, konuyla ilgili detaylı sorulara karşılık, söylediklerinin tartışmaya açık olduğuna da vurgu yaptı.
Gösterişli mezarlar yerine ağaç dikilsin
Din İşleri Başkanı Suiçmez, mezarlıklar, mevlit, kurban gibi Kıbrıslı Türklerin de günlük yaşamında yer alan “dini inançlar” konusundaki sorulara da samimi yanıtlar verdi. KKTC’de çok yaygın olan gösterişli, bazıları oda büyüklüğündeki mezarlarla ilgili olarak “Gösterişli mezarlar din açısından kabul edilir değil. İsraftır ve dinin ruhuna aykırıdır” diyen Suiçmez, “Ölüye ölü yatırımla, mezarlıklar taştan kentlere döndü. Yaşam alanları yok ediliyor” ifadelerini kullandı. Mevlit okutmanın da “ticarete” döndüğünü, bunun yerine bir yere ağaç dikilebileceğini, muhtaçlara iyilik veya çeşme yapılabileceğini anlatan Suiçmez, “Şartlar dinin yorumunu etkiler” diyerek kurban kesmenin de zorunlu olmadığına vurgu yaptı.
|