|
Ona duyduğumuz sevgi, doğumundan çok önce yüreğimizde filizlenmeye başlar. Yaşama bakışımızı değiştir-meye hazır oluruz. Bu bize bir fedakârlık gibi gelmez. Olması gereken bu diye biliriz ve yüreğimizle de hissederiz.
Doğumuna kadar geçirdiğimiz sürede, her türlü yaşam enstantanesinin önündedir onu bekleyişimiz. Ona zararı olmayacaksa yeriz, içeriz, geze-riz ve hatta yaşarız. Onun dünyaya gelişi ile de, benzeri olmayan bir yolculuğa çıkarız.
Karşılıklı, doyurucu ve iyi bir şey yaptığımıza yönelik bir bütünlük duygusu ile başlar ortak yıllarımız. Onu severiz ve onun tarafından seviliriz. Aramıza girebilecek hiçbir kişi ya da yaşam olayı yoktur. O kadar özel bir bağ içinde, hata da yapmayız. Yüreğimizin sesi, kırk defa anne ya da baba olmuşçasına bize rehberlik eder ve hikâyemizi yazarız. İstediği sevilmek, bakılmak ve özen görmektir. Karşılarız. Başkalarının değil, bizim öğretmemizi ister. Öğretiriz. İlk adımlarını, ilk sözcüklerini, ilk gülüşlerini biz paylaşırız.
İkimizin arasında her şey yolundadır. Birbirimize bağlanırız. Sevginin, koruma duygusunun, ihtiyaç duyulan olmanın hazzını yaşarız. Bu özel bağa öyle çabuk alışırız ki; sevgimizin gösterisinin hep böyle devam edebileceğini sanırız. Çocuğumuzun merkezinde sadece bizim olma dığımız zaman, çok çabuk gelir. O, sadece bizim değildir artık. Emekler- ken yürümeye başlaması gibi; birden bire başkalarına da ilgi göstermeye başlar. Onları sevmeye hazır gibi davranır. Onlardan da bir şeyler öğrenmeyi ister. Sevgimiz artık ona yeterli gelmez. Korkarak fark ederiz ki bir ayrılık başlamıştır. Gerçekte çocuk, birey olma adımlarını atmaya hazırdır. Bizim onun birey olma girişimine, ne kadar hazır olduğumuz ise onun için pek önemli değildir. Buna rağmen, ona olan bağlılığımızı, ilgimizi, koruyuculuğumuzu oluşturan pek çok etken canlanmaya ve sevgimizin dışa vurumunu şekillen- dirmeye hazırlanır. Çocuk yetiştirmeye yönelik inanç ve ideallerimiz, yaşamdan bekledikleri-miz, çocuğumuz için istediklerimiz, kendimiz için istediklerimiz ve geçmişten kendi çocukluğumuzdan getirdiklerimiz, çatışmalarımız, hüzünlerimiz ona yönelik tavrımızı belirler.
Yol ayIrImIna geldİĞİmİzde ve çocuĞumuz elİmİzİ bIrakmaya hazIrlandIĞInda bİz ne yaparIz?
Gergin, korku dolu ve bilinmeyene yönelik endişelerimizle önünü mü keseriz? Küçüklüğünde olduğu gibi onu korumaya ve onun yerine karar vermeye çalışmak; onu yaşamdan koparan bir girişimdir. Acı çekmeden, üzülmeden, yaşam mücadelesinde pişmeyi öğrenmeden dünya sahnesinde iyi bir rol kapması mümkün değildir. Pasif, kendine güvensiz, karar verme irade ve becerisini geliştirmemiş bir kişinin; anne baba yaşamdan ayrıldıktan sonra, dünya yüzündeki hali ne olur?
Onlara; acı çekmeleri pahasına, yaşam yolunda yürümeyi öğrenmeleri için, izin vermeliyiz. Zor olsa da, bir köşede durmayı ve seyirci kalmayı becerebilmeliyiz. İstediği zaman, elini uzattığında, elimizi tutacağını bilmesi; bizim için yeterli olmalıdır.
|