|
Kimisi, özelleştirmeye karşı çıkarak greve giden EL-SEN’i haksız görüyor, kimisi ise Haspolat’taki lisede açılan imam hatip bölümüne tepki göstererek karneleri dağıtmayan KTOEÖS’ü kınıyor... Bazı kesimler de ülkedeki büyük işler için Türkiye’de ihaleye çıkılmasını ve Türkiye’nin büyük bir inşaat şirketinin Kuzey Kıbrıs’ta yatırıma başlamasını ve o şirketin sahibine KKTC vatandaşlığı verilmesini Lefkoşa’da protesto eden, iş makineleri ile yolları tıkayan müteahhitleri eleştiriyor. Yıl içinde maaşlarından kesinti yapıldığı için sokaklara çıkan emeklileri de eleştirmişlerdi. Genelde toplumsal sorunlara ses çıkarmayan sanayicilerle, ticaret adamlarının da bir ara hükümete karşı sesini yükseltmesine; “Haaa iğne size batınca bağırmaya başladınız” denilmişti. Örnekleri çoğaltabilirim... Eylemleri, grevleri eleştirenler aynı zamanda Hasplat’ta Vakıflar İdaresi’ne ait altın değerinde bir arazinin dini bir vakıfa, yıllığı 100 TL’den 30 yıllığına kiralanmasına da tepki gösteriyor. Yukarıda saydığım sendika ve sivil toplum örgütlerini eleştirenlerin büyük bir bölümü, Türkiye’nin Lefkoşa Büyükelçisi Halil İbrahim Akça’nın gelmiş geçmiş tüm hükümetlere yönelik “beceriksizler” mealindeki yakıştırmalarına, “E haklı yanları olabilir ama bu kadar ileri gitmeseydi” gibi yorum getiriyor. Yine yukarıda saydığım eylemlere, grevlere karşı gelenler, yaklaşık bir yıl önce Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Sayın İrsen Küçük’e “Maaşın kaç” diye sormasını, ülkemizde eylem yapan kişilere “beslemeler” demesini de beğenmemişti. Çoğu, “Tamam ama bu kadarı da tümümüze hakaret sayılır” diye değerlendirmişti. Ah akılsız Kıbrıslı ah; yaşadığımız bütün sorunların kaynağının aslında aynı yer olduğunun farkında bile değiliz ve böyle kötü bir ortamda bile birbirimizi yiyoruz, tek yürek olamıyoruz. Olaylar farklı gibi görülse de, farklı kesimler zümresel sorunlarını savunuyor gibi sanılsa da aslında aynı kaynaktan ortaya çıkan ve toplumsal karakter taşıyan sorunlardır yaşadıklarımız. Gemi batmak üzere ama halen bunu fark edemiyoruz. EL-SEN grev yapıyor, elektrikler kesiliyor, “vay karanlıkta kaldık”, “vay üşüdük”, “vay iş yapamadık zarar ettik” diye haykırıyor, “lanet olsun sendikaya, Allah kahretsin onları” diye basıyoruz küfrü. Peki EL-SEN’i buna iten neden nedir, buna baktınız mı? Bunu sağlayan hükümete ve onu maşa olarak kullananlara, değerli özvarlıklarımızı ele geçirmek için ellerini ovuşturanlara hiç mi tepkiniz olmayacak? Bu ülke geçmişte El-SEN grevindekinden çok daha uzun süre elektriksiz kaldı, çok daha kötüsünü yaşadı; o günleri unuttuk tabii. Yıllarca Rumdan elektriği alıp vatandaşa satan ama taş taş üstüne koymayan yine UBP hükümetleri değil miydi? Rumlar elektriği kestiğinde ne zorluklar yaşadığımızı, ülkenin karanlığa gömüldüğü günleri hatırlamıyor musunuz? Her şey peşkeş çekildiği gibi KIB-TEK’in de elimizden beleşe gitmesini, çalışanlarının sokaklarda kalmasını, sefalet yaşamasını mı istiyorsunuz? Sorun EL-SEN’in zümresel sorunu mu gerçekten, öyle mi sanıyorsunuz? KTOEÖS karne dağıtmadı diye lanet yağdırıyorsunuz. Ülkenin nasıl değiştirilmeye çalışıldığının, illa ki bize de “İslam” gömleği giydirilmeye uğraşıldığının farkında değil misiniz? Ne tesadüftür ki, KTOEÖS’ü lanetlediğiniz saatlerde hükümetin yangından mal kaçırır gibi Haspolat’taki Vakıf arazisini külliye yapılması için beleşe İslami bir vakfa kiraladığı haberi ortaya çıktı. Hoşunuza gitti mi bu değerli arazimizin bir emirle beş dakikada külliye için verilmesi? Karne dağıtmayan KTOEÖS’ü suçlayanlar, okulların resmen döküldüğünü, birçoğunun okullar açıldıktan sonra öğretmen eksikliği yaşadığını, koca yaz ayında bitirilemeyen inşaat işlerinin çocukları tehdit edercesine okullarda sürdürüldüğünü görmezden geliyor. Okullardaki torpilli atamaları, partizanca görevlendirmeleri, öğretmen olmadığı halde torpille eğitimci yapılanları görmeyenler şimdi karne almayan öğrencileri acıyor. Bir tek okul aile birliği toplantısına katılmayan, “çocuğum ne okuyor?”, “ne yapıyor?”, “durumu nedir?” diye sormayan, çantayı eline verip okula yollayan birçok veli, şimdi “karne vermediler, olmaz böyle şey” diye isyan ediyor. Bugün 40’lı yaşlara gelenlerin eğitim gördüğü günlerdeki o eski sandalyeler, masalar halen değişmemiş, şimdi o sandalyelerde anne babalarının ardından çocukları oturuyor, farkında değilsiniz. İddiamda diretiyorum; biz Kıbrıslılar çok akılsız insanlarız. Tükendiğimizin farkında değiliz, tutturduk “Senin zümrenin sorunudur, bana ne”, “Bu kadar zaman neredeydin?”, “Ben oradayken sen neredeydin?” Ey insanlar, sorunlarınızın kaynağı birbirinden farklı değil. Koltuğunda kalsın diye emirleri eksiksiz yerine getiren hükümet edenler, kendilerine dayatılanları onlar da kendi halkına dayatıyor. Kurduğumuz cumhuriyet mezarımız oluyor, bizi değiştirmeye çalışıyorlar, hatta yok ediyorlar, sorunumuz ortaktır kendinize gelin. Dün uyanamayan ama bugün gözü açılanlara “Neredeydin bugüne kadar?” diyeceğimize, sahip çıkalım. Sen ben kavgası yapacağımıza sorunun kaynağını görelim. Aynı geminin insanlarıyız, battığında tümümüz boğulacağız.
|