‘5. İz Bırakmış Kıbrıslı Türkler Sempozyumu’ çerçevesinde gerçekleştirilen Ali Atakan resim sergisinin ardından
Doğu Akdeniz Üniversitesi Kıbrıs Araştırmaları Merkezi’nce 6-14 Kasım tarihleri arasında gerçekleştirilen 5. İz Bırakmış Kıbrıslı Türkler Sempozyumu çerçevesinde yer alan Ali Atakan sergisi bu etkinliğin önemli bir kısmını oluşturdu. Ali Atakan’ın, sanatına olduğu kadar vefa kültürüne de dayalı olan bu çalışma, bin bir pislikle kirlenen gündemimiz için de bir ışık niteliği taşıyordu. Bu anlamda ben de bu haftaki sayfamı, ‘Hocaların Hocası’ ünvanıyla anılan ve 22 Ocak 2007 tarihinde kaybettiğimiz büyük sanatçı Ali Atakan’a ayırmak istedim.. Kıbrs’ı daha anlamlı, yaşamı daha derin kılan, azlardan biri olan bu önemli insanı renkleri, resimleri, sanata bakışı ve hakkında yazılanlarla bir kez daha anmak istedim. Hayatımızda sanatın, derin düşüncenin, yaratının, aşkın ne kadar eksik olduğunu her an duyumsadığımız bu çağda böyle nitelikli bir sanatçının gidişinin ardından bıraktığı büyük boşluğu vurgulamak adına gerçekleştirilen ‘İz Bırakmış Kıbrıslı Türkler Sempozyumu’ çerçevesindeki serginin önemli bir çalışma olduğunu düşünmekteyim. Çocuklarımızı renksiz, desensiz, şiirsiz, şarkısız bıraktığımız bu kocaman teknolojik yalnızlıkta Kıbrıs’a Ali Atakan gibi bir sanatçının ne kadar zor geldiğini, sanatının, renklerinin bu çirkin çarka rağmen susmaması ve zamanın tozlu rafları arasına sinmemesi gerektiğinin altını çizmiştir bu çalışma. ‘İz bıraktığı’ yaşamlarımızda bir renk, bir desen, bir fırça, bir tablo, bir resim olarak yaşayan Ali Atakan’ın değerli anısı için Kıbrıs Araştırmaları Merkezi tarafından, Editörlüğünü Zehra Şonya, fotoğraflamasının ise Kadir Kaba’nın yaptığı Ali Atakan kataloğu kaynak kullanılarak resimleri, özgeçmişi ve hakkında yazılanlara yer vermek istiyorum sayfamda: Ali Atakan’ın kısa özgeçmişi şöyledir: Sanat çevrelerinde Hocaların Hocası ve ‘Sanatçıların Babası’ gibi ünvanlarla anılan Ali Atakan,30 Nisan 1940 tarihinde Baf’ta doğdu. 1961 yılında Gazi Eğitim Enstitüsü’nden mezun olan sanatçı, 1961-92 yılları arasında Mağusa Namık Kemal Lisesi, Limasol 19 Mayıs Lisesi, Baf Kurtuluş Lisesi ve Canbulat Özgürlük Ortaokulu ile Doğu Akdeniz Üniversitesi’nde öğretmenlik ve öğretim üyeliği yaptı. Görev aldığı okullarda, resim konusuna ek olarak tiyatro ve müzik çalışmaları konusunda da girişimler sergiledi. Eserlerini birçok kişisel ve karma sergilerde sunan Atakan 1988-93 yılları arasında Paris ve Londra’da araştırma çalışmalarında bulundu. Uzun bir dönem için, kurucuları arasında yer aldığı Kuzey Kıbrıs Sanat Derneği nin başkanlığını yürüttü. 1986 Uluslararası Asya-Avrupa Bienali de dahil olmak üzere birçok sanat yarışmasında jüri üyeliği yaptı. 1994 yılında İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Galerisin’de, 1995 yılında Vision Art Gallery’de, 1996 İstanbul Sanat Fuarı, İçel Sanat Klübü ve Doğu Akdeniz Üniversitesi’nde, 1998 yılında İstanbul Tolga Eti Sanatevi Galerisi ve Ankara Vakko Galeri’de sergiler açan sanatçının eserleri dünyanın değişik ülkelerindeki özel koleksiyonlarda yer almaktadır. Son nefesine kadar öğrenci yetiştirmeyi ve resim çalışmalarını sürdüren Atakan 22 Ocak 2007 de vefat etti.. Kıbrıs Araştırmaları Merkezi Başkanı Prof. Dr. Ülker Vancı Osam ‘toplumun belleğinde derin iz bıraktığı’na inandığı Ali Atakan ve bu etkinlik için şöyle demektedir: ‘Ussal bir eylem olduğuna inandığım sanat, aynı zamanda ruhsal dünyamızı da besleyerek bizi, diğer türlü yavan ve eksik kalacak yaşama yeni bir gözle, heyecan ve hazla bakmamıza ‘insan’ olmanın özüne dair düşünmemize olanak sağlar. Bireyin yaşam içindeki yerini belirlemesine yönelik bir uğraş olan eğitim ile sanatın birlikteliği ise, bireye sunabilecek en anlamlı fayda olsa gerek. (…)Ömrünün sonuna kadar binlerce öğreniye ve yetişkine eğitim vermiş, onları resim sanatıyla buluşturmuştur. Kıbrıs Türk sanatında şimdi önemli yerleri olan birçok sanatçının yetişmesinde de Ali Atakan’ın büyük katkısı olmuştur. Kendisine hocaların hocası denmesi bu nedenledir’... Yine aynı katalogda sanat tarihçisi (Hacettepe Üniversitesi) Doç. Dr. Zeynep Yasa Yaman ‘Sanat Tarihine Düşülen Bir Kayıt: Biçim ve Renk Ustası ‘Ali Atakan’ isimli önemli yazısının son kısmında şöyle diyor: ‘Ali Atakan, bugüne taşınan geçmiş yaşam biçimlerinin göstergelerini-mitleri, din ve inanç sistemlerinin yarattığı değerleri, işlev/biçime yönelik görsel ve teknik birikimleri; tüm bu ‘gelenek’i kullandığı resimlerinde karmaşık zaman, mekan ve algı sistematiğini önemser ve tasarlar. Onun konuyu ikincil saymayı öneren formalist yaklaşımı, konu/öykü ile oyalanacak gözün, yapıtın sanatsal değerlerini ihmal edeceği düşüncesinden kaynaklanır. Bu anlamda Ali Atakan gerçekten de Clive Bell, Roger Fry ve II. Dünya Savaşı sonrasında Amerikalı eleştirmen Clement Greenberg’in kuramlaştırdığı , sanat yapıtını renk, düzen, oran, inşa gibi biçimi oluşturan görsel bileşenlerin nitelikleri açısından değerlendiren, yaratıcılığı içerikte değil onun teknik göseriminde arayan ‘formalist’ yaklaşımı benimsemiş bir sanatçıdır. Modern sanat ve soyut sanat eleştirisinin alt yapısını oluşturan baskın bir yöntem olarak ‘formalism’, hiç kuşku yok ki Ali Atakan’ın görme, yaratma eylemini belirleyen başat kuramsal yaklaşımdır.’
bedia.balses@yahoo.com
Vefatının ardından Ocak 2007 tarihinde Bülent Fevzioğlu tarafından kaleme alınan ve Ali Atakan’a yazılan bir ‘gidiş’ yazısını paylaşmak istiyorum son söz olarak:
Tuval Sustu, Fırça Sustu, Renk Sustu…
(…)
O sonsuz, o dipsiz, o derin toprak…
Bu toprağın üzerine gözyaşları arasında bırakılan çiçek türlerinden hiçbirinin ne rengi önemlidir artık, ne kokusu…
Yalnızlık ve keder, çok dikenli bir gül dalı gibi yaslanır yüzümüze…
Ölüm, gülden önce dikenlere örter kendini…
* * *
‘Her ölüm erken ölümdür’ demişti şair.
Doğrudur…
Her ölüm erken ölümdür gidene de, kalana da…
Ancak, bazı ölümler de var ki, geride bıraktığı boşluk uçurum olur…
Biz, o uçurum ağzından bakarız kayıp gidene…
Bakarız, gökyüzünün derinlerinde apansız, kayıp giden bir yıldızın hızıyla…
Yetişemeyiz…
Tıpkı… Bir başka şairin yazdığı gibi :
- Ya sevmeyi bilmedik,
Ya sevince geç kaldık…
* * *
- Ali Atakan yaşamını yitirdi…
Harfler, kelimeler, cümleler ne kadar da vahşi, ne kadar da gaddar olabiliyor böyle…
Oysa aynı harfler değil mi, yan yana getirdiğimiz zaman en güzel aşk sözlerine, şarkılara ve şiirlere dönüşen..? Ali’nin A’sı, yaŞam’ın Ş’si, AtaKan’ın K’sı değil mi yan yana geldiği zaman AŞK olan…? Alfabemizde yer alan 29 harf, neden, ‘ölüm’ ve ‘ayrılık’ kelimelerini yazmakta her zaman aceleci… ‘yaşamını yitirdi..’ demek de, ‘ölüm’ ve ‘ayrılık’ demek değil mi..?
Harfler, kelimeler, cümleler ne kadar da vahşi, ne kadar da gaddar olabiliyor böyle…
* * *
- Ali Atakan yaşamını yitirdi…
Bir biz değiliz yalnız…
Tuval sustu, fırça sustu, renk sustu…
Yalnızlık ve keder, çok dikenli bir gül dalı gibi yaslanır yüzümüze…
Ölüm, gülden önce dikenlere örter kendini…
Ve 24 harften oluşan o dört kelimelik küçücük cümle, nasıl da büyür, uçurum olur bir yeni günde… Bugün ve bundan sonraki hiçbir gün, Ali Atakan yok artık. O, bugünden sonra ‘yaşlanmazlar’ kervanına daimi yolcu… Bu kervana katılıncaya değin biz, bizden ve ülkemizden kayıp giden bir yıldızın daha yoksulluğunu ve yoksunluğunu yaşayacağız… Yoksul ve yoksun yaşamanın çaresizliği, ne kadar da zor…
Bülent Fevzioğlu
|