Kibris Gazetesi
ARŞIV


EN ÇOK OKUNANLAR
İşte kızların hali
Tanınma istemek intihar olur
Zeyna yakaladı, 2 ay hapse çarptırıldı
Azılı dolandırıcı hapsi boyladı
37 ev soyuldu, bir kişi tutuklandı
İşlediği suçlar ortaya çıkıyor
Mecliste Kıbrıs mesaisi
Dereboyu'nda eğlence yola taştı
Köpek balıkları için kendini astı
Bağcıl'ın Bulgarları birbirine girdi
Akdeniz'in en güzeli: Bellucci
Bandabulya'yı "keşvet, yaşa, hisset"
"Dirhemini yiyen köpek, kudurur"
Futbol'da naklen yayın için ihaleye çıkılıyor
37 Suriyeli mülteciye 5'er gün hapislik
Hathaway Venedik'te

YORUMLANANLAR
Panayotis Necati'ye 2 gün [1]
Ekmeğe zam: Ekmek bugünden itibaren 1 YTL'ye satılacak [1]
Kazaya davetiye çıkaran yol [2]
İzinsiz inşaatların yapımı durduruluyor [7]
Yedidalga'da viraj tehdidi [3]
Kıvanç Buhara, ÖRP'ye katıldı [3]
Bayrağını al, Kıbrıs'a gel [6]
Çayönü'nde 30-40 yıllık 393adet servi ağacını kestiler [6]
Kalp hastalıkları kanserle yarışıyor [2]
Oynamadan da kazanılır: 1-0 [2]
Serdar Akgül, kızı için böbreğini satacak [5]
Rumlar Güzelyurt için yürüdü [7]
Süt atıkları çevreyi mahvediyor... Noro suyu fidanları kuruttu [3]
Sponsor olun 5 yıl reklamınızı yapalım [8]
Cihangir'in kuzeyi çöplüğe dönüştü [4]
Cihangir tam gaz: 2-1 [3]

Döşünden Yaralı Dağlar

Bedia BALSES

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   18 Temmuz 2008, Cuma Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

'Uzvunu kaybetmiş, işlevini yitirmiş, başı öne eğilmiş bir ada ne kadar ada ise, biz de o kadar adalıyız işte'

Dağların dağlanması, gidilecek yer olmadığının en büyük kanıtıdır. Yüzyıllardır isyan eden, hak arayan, kaçan, kurtulmak isteyen herkes dağları mesken tutmuştur. Bu böyle bilinir. En son duraktır. Rüzgarları, bulutları, yağmurları sever. Başı dumanlıdır, asidir, ele avuca sığmaz. Çünkü o ne de olmasa 'DAĞ'dır. Fırtınalar kuşanan dağ lalelerini yetiştirir. Durulmaz, zincire vurulmaz, sahipsiz ve aidiyetesiz bir kimlikle hep oradadır. Şiirlerin, ermişlerin, şairlerin, eşkiyaların, delilerindir. Orası asilerin, başkaldıranlarındır. Yüksekten uçan kuşları, kaçakları, adaleti, tüm tezatları ve ulaşılmazlığıyla durur ve bekler bizi. 'Dağ gibi, taş gibi' duranların yeridir.

Kıbrıs'ın dağları ise, dağ denince aklımıza gelen tüm anlamların aksine içten çökertilen, varlığı tüketilen, gün be gün yokedilen bir durumdadır. Bildiğimiz herşeyin yalan olduğunu, dağların dokunulmazlığının olmadığını her gün kafamıza vura vura bize birileri anlatmaya çalışmaktadır. Dağların, insanların kurbanı olduğu ülkemizde, katilliğin sadece insan öldürmekle olunacağını sanan zavallılar büyümektedir. Dağların çökertilmesine, bitmesine, tükenmesine seyirci kalan kocaman bir seyirci topluluğu var önümüzde. Karpaz'da, İpsaro'da Yeniboğaziçi'nde yaşananlar Beşparmaklar'la kan kardeş bir konu durumundadır. Çevreyi, adayı Kıbrıs'ı ve Kıbrıslılığı tüketen, alet olan, ses çıkarmayan zavallılar, yaratıcı ve tanrısal bir güç ile çevreyi, kültürü, çocuğu, insanı ve dağları ihalelerin getirisine kurban etmişlerdir. Tüm kitaplarda, şiirlerde geçen o soruyu beynimde döner, durur:

-Dağlar kimindir?

"Ferman padişahın ise, dağlar bizimdir" diyerek padişaha, emire, demire, zulüme, fermana karşı çıkan, meydan okuyan Dadaloğlu'ndan bu yana sesimiz, soluğumuz kesilmiş, dağlarımıza sahip çıkamaz bir pısırıklıkla her olaya ağzı açık ayran budalası gibi evet demişiz. Şu kesin ve nettir ki artık bizim diyebileceğimiz hiçbir şeyimiz kalmamıştır. Hatta bu cümlelerde geçen 'bizim' sözcüğü artık lugatımızda fazla ve gereksiz bir söylemdir. Çünkü "biz" aslında kimse değiliz. Çünkü 'biz' buralarda kimliğimizle çoktan göçük altında kalmışız. Kıbrıslı kimliği gibi ellenmiş, kirlenmiş, kirletilmiş tecavüz edilmiş dağlarımız, sahillerimizin de son nefesini vermesini beklemekteyiz. Ülkeye gençler için, gelecek için bet ofislerinin gölgesinde utançla yaşamaktayız. Köylerimize çocuklarımızı zehirleyen kumar tuzaklarının ortasında karpuz hellim yemekle ferahlamaya çalışıyoruz.

Beşparmaklarımız, adamız kadar sevdalı, adamız kadar vefalımız, her gün içinden çökertilen acısıyla can çekişmektedir. Böğründen deşilen, döşünden yaralanmış dağlarımız şantiyeye dönen adamız için şirketlere altın tepsi ile sunulmaktadır. Tozumuzun bile kalmadığı bu adanın en büyük gerçeğidir Beşparmaklar. Uzvunu kaybetmiş, işlevini yitirmiş, başı öne eğilmiş bir ada ne kadar ada ise, biz de o kadar adalıyız işte. Dağları, tepeleri, el değmemiş güzellikleri peşkeş çekilen, yem edilen yarım ülkede, yarım yaşamla kapuşari düzeninde yaşayan bizler Beşparmaklar'ın eteklerine ufalanan taşlar gibi un-ufak olup ezildik. Gidilecek yerimiz, yürünecek yolumuz kalmamıştır. Ve kimsenin de aslında buna 'dur' demeye ne gücü, ne yüreği ne de niyeti vardır. Şimdi dağları aşıp sığlıkta boğulmak zamanıdır. Özgürlüğün o davetkar sesinin değil, sularında denizin sırt döndüğü, afroditin küstürüldüğü, defnenin, mersinin göç ettirildiği, ada çayının boyun büktüğü, kireç kokan, kumar oynanan, bet yatırılan, yüksek gerilim hatlarının altına salıncak kurulan bir Kıbrıs'tır şimdi önümüzde duran...

"Güzel günlere hangi dağın ardındadır

varabilmek mümkün mü ki o dağlara"

diyen şarkıların değil, bu şarkılara inanan ama dağına, sokağına, insanına, soyuna, sopuna kezzap suyu dökülenlerin düşlerinin bir dağ gibi yıkıldığı bir kaderi sürmekteyiz.

Dağlar sizce ne çağırıyor şimdi. "İmdat" mı? "S.O.S" mi?...

"ORADA KİMSE VAR MI?"

BENLİK İNSANIN BULDUĞU DEĞİL, YARATTIĞI BİR ŞEYDİR. (Thomas Szasz)

TAN OLMAK

Tan olmak

kutsamak için tanı;

kuş olmak

hayran olmak için kuşa;

çimen olmak

yaraşmak için çimen yaşamına:

yitmekti sevmek

sevilende.

Yele oldum

(günaydın, kısrak!)

Taşyaprağı oldum,

(iyi akşamlar, gelincik!)

ve şu yassı çakıl

öteki çakılların arasında

dalgaların çarptığı.

Değişim,

artık değişmek istemiyorum:

seviyorum.

Aşk,

artık sevmek istemiyorum:

değişiyorum.

Alain Bosquet

Bilmelisin

Kim vurduya gitti barışsız ömrümüz

Bilmelisin neler çalındığını yaşamımızdan

Basılıp geçilen, dönülüp bakılmayan bir halk

Acılar metni altına bir dipnot olarak geçti

Bilmelisin neler çalındığını ömrümüzden

Ot bürüdü yanlış çarpık aştığımız yolları

Dönsek yoktur izimiz, herşeyi örttü zaman

Bir uçurumun ortasında açan çiğdem çiçeği gibi

Yaşama tutunmaya çalışıyor şarkımız

Aşağıdan erişilmezdir, yukarıdan ulaşılmaz

Sormalısın: Biz mi daha çok severek avuçlardık

Ölümler döşenen bu yaralı toprağı

Yaşamın alnına silah dayayanlar mı yoksa

Sormalısın bıraktığımız evlerin yıkıntısına

Ot büyüyen avlulara, Soli'deki mermer sütuna

Sormalısın yüreğini, kilise duvarındaki ikona

Cami avlusundaki ses vermeyen şadırvana

Sormalısın köklerinden koparılan bir halkın

Hiçbir ilaç kar etmeyen kanser yarasına

Sahipsizlikten tozlanıp giden sardunyaya

Sormalısın neler çalındığını yaşamımızdan

Fikret Demirağ (Seçme şiirler - Pygmalion Yay.)

Teller

Dikenli tellerle döşedin yüreğini

Yurdum gibi bölünmüş bir coğrafyasın

Geçemiyorum öteye

Ellerimde yaralar

Vücudumda kanamalar

Durduramıyorum

Yurdum gibi

Dikenli tellerle döşedin gözlerini

Ne zaman baksam

Acı duyuyorum

Ağır yaralıyım sınırlarını zorlamaktan

Dikkenli teller var aramızda

Kaldıramıyorum

Bedia Balses

Zamana Asılı Satırlar

Yine 'gibi'li dönüşleri, 'gibi'li sarılışları ayırdım masamın üzerindeki takvim yapraklarına... Yeni bir ayın sayfalarını öyle çabuk çevirdim ki yokluğunda, haftalarca; sırf yanmasın diye gözleri bebeklerin odalarında, sırf saçlarına sinmiş is kokulu çocuklar olmasın diye Bosna'da, Lübnanda, dünyada, istedim ki bu cinnet Temmuz gömülsün ve dirilmesin bir daha...

Başucu Kitaplarından

Bir yarın düşleriz hep

bir türlü bugüne kavuşamayan.

Bir zafer düşleriz hep

aslında gerçekleşmesini istemediğimiz.

Yeni bir gün düşleriz

yeni bir gün başlamışken bile.

Kavgalardan kaçarız

uğruna dövüşmemiz gerekse de..

Ölü Ozanlar Derneği ( N. H. Kleinbaus -Nokta Yayınları)

   582 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
05 Eylül 2008, Cuma   Larnaka'da Şimdi Sonbahar mıdır?
29 Ağustos 2008, Cuma   YİNE BU YIL ADA SENSİZ
22 Ağustos 2008, Cuma   Muammer Ketencoğlu ve Zeybek Topluluğu Yeniboğaziçi Festivali'nde esti
15 Ağustos 2008, Cuma   Elinde Camdan Ebem Kuşakları Dilinde Kristal Kelimeler
08 Ağustos 2008, Cuma   YANGIN
01 Ağustos 2008, Cuma   ÇOCUKLAR ÖLDÜRÜLMESİN
28 Temmuz 2008, Pazartesi   ‘O’ DAR KORİDORDA
13 Temmuz 2008, Pazar   GECENİN “ÖTEKİ” ŞİİRİ
04 Temmuz 2008, Cuma   KIBRIS TÜRK MÜZİK İŞÇİLERİ
27 Haziran 2008, Cuma   Bırak Saçlarını İstanbul Rüzgarına



DÖVİZ KURLARI : .
DÖVİZ CINSI ALIŞ SATIŞ
1 DOLAR 1.2122 1.2207
1 STERLİN 2.1588 2.1749
1 EURO 1.7582 1.7706



YAZARLAR : .

Başaran Düzgün

OKUYUCU GÖRÜŞLERİ

Ali Baturay

HÜKÜMET, EŞEL-MOBİLLE OYNAYARAK KENDİ KUYU...

Hasan Hastürer

Unutulduk!!!

Mustafa Doğrusöz

Kırmızı çizgili yıllar(39)...

Akay Cemal

Paylaşıma var mısın, yok musun?..

Ahmet Tolgay

Trodos: Dünü ve bugünü...

Bilbay Eminoğlu

Bakalım buna ne diyecekler?

Hüseyin EKMEKÇİ

Sonay Adem ne demek istedi?

Dilek ÇETEREİSİ

"2 tel saçım da çıktı"

Aysu Basri

İRADE ve ÖDEV

Dr. Umut Altunç

Ateşli Çocuğa Nasıl Yaklaşmalı?

Uzm. Mine Çağlar

Akciğer kanseri

Türem Delikurt

Tüp Bebek Yöntemi: 30 yıllık bir geçmiş ve...

Dr. İsmail KEMAL

Müzakereler başlarken

Emin AKKOR

Zayıf halka bulunup, çekiliyor

Oğuz Metiner

Ramazan'a girerken

Psikolog Ayla Kahraman

OKUL

Naile SOYEL (GIDA MÜHENDİSİ)

Aflatoksinden korkmalı mıyız?

Mehmet RATİP

Nagasaki'den Kıbrıs'a, Weller'...

Dr. Orhan Aydeniz

Dünya Barış Günü

Harid Fedai

(Geçen haftanın devamı)





© 2003 - 2006 Kibris Gazetesı
Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak belirtilmeden yayınlanamaz.
Haber Merkezi: info@kibrisgazetesi.com
Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Kibris Gazetesı harici linklerin sorumluluğunu almaz.
Last Digital
eNewspaper Automation Software
Technology by:
                     
Dışarıya link Last Digital