Kibris Gazetesi
ARŞIV


EN ÇOK OKUNANLAR
5 ayaklı, çift cinsel organlı dana
'Karar seçimlik'
Rütbeler iki yıl sonra geri alındı
Ölümlü trafik kazası sanığı itham edildi
Kime karşı alıyorsunuz?
30 milyon TL alacak var
Hırsızlıkla suçlanan çocuklar 5 gün daha tutuklu
Bıçaklı saldırı olayının zanlıları, 8 gün daha tutuklu

YORUMLANANLAR
30 milyon TL alacak var [2]
5 ayaklı, çift cinsel organlı dana [2]
'Karar seçimlik' [3]
Rumların, oyunlarla hak araması sürece zarar verir [1]
Gazze saldırıları DAÜ'yü de gerdi [2]
Kime karşı alıyorsunuz? [7]
Kabak çiçekleri başına iş açtı [5]
Türkiye kaynıyor [2]
Emisyon denetiminde 676 araçtan 243'ü sorunlu [1]
Tam bir skandal [11]
Hamitköy'e içilebilir su [1]
Potada mutlu son Levent ve YDK'nın [1]
Şeyho'ya 3 yıl [1]
Arkadaşına tuzak kurdu, hapse gönderildi [2]
Marinero Restaurant'ta Y A N G I N [4]
"Hatalar sadece Gönyeli'nin lehine" [1]
Denktaş: DP, seçimden birinci parti çıkacak [8]
Bufavento'ya hayat öpücüğü [3]



YİNE BU YIL ADA SENSİZ

Bedia BALSES

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   29 Ağustos 2008, Cuma Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Sık görülen bir manzaraydı. Yaz ayının ateşiyle kavrulan günlerin görüntüne yakışan bir tabloydu. Gülümseyerek, uzaklaşan "van"ın ardından baktı. Arabanın arkası karpuz doluydu. Yemyeşil, büyüklü, küçüklü karpuzlar kimbilir biraz sonra hangi sofrayı süsleyecekti. Kimbilir hangi sofrada, hangi iştahlı dudaklardan damlayacaktı şekerlenmiş suyu. En fazla eski hellim yakışırdı ferahlatan tadına. Çocuklara dilimlenerek verilir, sineklerin yapışkan uçuşları arasında, üst-baş karpuz suyuna batar, çıkardı...

Çocukken karpuzun çekirdeklerini avluya ekerdi. Bir keresinde koca koca karpuzlar vermişti ektiği çekirdekler. Sonraki yıllarda, her karpuz yeyişinde, annesi -yeniden ve bıkmadan- anlatır, dururdu avluda yetişen kan kırmızılı hikayeyi. Kıbrıslı'ysanız eğer, yaz mevsiminde evde "su" gibi karpuzun da eksilmemesi gerektiğini bilirsiniz. Evde, sofrada son karpuz kesilince bir tedirginlik kaplardı içini. Neyse ki kapılarının önünde, devamlı "karpuzcu" bir akraba durup, "Rahme aba, karpuz ister misin?" diye sorardı da, içi rahat ederdi...

Nice yıldan sonra, karpuzlar, pazara, manava, yeküncüye götürülmek üzere yola çıktıkları bir sabahta "o günlere" döndü. Yığın halini almış karpuzlara bakarken "karpuz işte" dedi bir ses, "neye benzetiyorsun ki, dikkatli bakarak?" diyerek ekledi. Bu, sabahın ilk sorusuydu. Hayır, bu soru değil, farklı evrenlerde varolan ve yolları hiç kesişmeyen seslerin buluşamayan nefesiydi. Gülümsedi... Gözlerini çevirdiğinde bir yaz meyvesine değil de, onu çok etkileyen bir döneme bakıyor gibiydi:

"Sevda"ya...

dedi ve ekledi...:

"Kıbrıs"a...

Bu yanıttan sonra uzun süre suskunlaştı. Bu yanıtı komik bulanlar olabilirdi, bunu göze alarak kendini ele verdi. İçinde aniden ince bir kesik hissetti. Kan kırmızı, sıcak bir acı aktı damarlarına, ürperdi... Sonra kendi kendine konuşur gibi ağzında birşeyler geveledi:

"Sevda gibi iştah kabartan, her adrese pazarlanmaya çalışılan, açlık-tokluk hissi yaratan, aranan, bulunan, arzulanan, sofralarda sunulan, bazen "kelek" bazen tatsız olan ama hep kan kırmızı bir alevi içinde barındıran; denenen, suyu akıtılan, bazen çatlayan, bazen kargalara yem olan, bazen piyasası düşüp de ucuza satılan...

Kıbrıs gibi... Nice savaşların, nice kavgaların, nice zaferlerin, dibe batmaların, uygarlıkların kuşattığı koca bir tarihten sonra, toprağın cömertliğine inat, pazarlanan, kar için, ucuzcuların elinde peşkeş çekilen, masalarda sunulan, piyasası düşen, bölünen, parçalanan, ortadan kesilip, atılan, satılan"...

----

Yoldan geçen beyaz van araba çoktan gözden kaybolmuştu. Radyodan yükselen şarkı beyninde açılan kapıdan içeri girerek, onu günlük zaman diliminden uzaklaştırdı. Yine o nihavend beste, o eski yaz ayındaki hissedişle tamamlamıştı sıcak, mavi bir Kıbrıs sabahını: "Yine bu yıl ada sensiz içime hiç sinmedi"...

Herşeyin bir görünen, bir de görünmeyen yüzü vardı, bilirdi. Bazen bir sevdaya, bazen bir adanın yanığına kabuklaşan kan kırmızı kesikleri, kah bir meyvenin içine, kah mürekkebin maviliğine gizlerdi... Hayatın nerde, ne görüldüğüyle ilgili olduğunu farkedeli beri, bazen bir alçacıkta, bazen bir karpuzda, bazen alakasız bir detayda saklanan işaretleri şifrelerdi. Onun için hayat, içinde kesiklerin, bilmecelerin, yüzlerin gizlendiği bir arka mahalleydi. Perde arkasının makyajsız gözleriydi. Dudak büküp, "karpuz işte" deyip geçenlerle "normallikleri" kesişmeyeli çok zaman geçmişti.

Yürüdü... Canı karpuz çekmişti. Gözüne kestirdiği, parlak, gösterişli bir karpuzu bıçağıyla dilimledi. Ferah, ıslak, iştahlı bir arzuyla, kan kırmızı acılarını dişledi...

Söyle ve ruhunu kurtar. (F. Nietzsche)

RUHUMUN OĞLU

Ey ruhumun oğlu!

Her yerde dalgalanıyorsun,

Gece fırtınalarının dalgalarını

Şafakla yatıştırıyorsun.

Fakat acı günlerin köpüğü

Bulanık ve ağır

Fırlatıyor seni yeniden

Gecelerimin diplerine...

Sen, ruhumun

Ardına kadar açık

En gizli yerlerine

Sevgiyle bekçilik ediyorsun;

***

Jose Marti

Birden

Sessiz gece. Sessiz. Ve sen vazgeçtin

beklemekten. Nerdeyse dingindi her yer.

Birden, orada olmayan kişinin o canlı

dokunuşunu duydun yüzünde. Gelecek.

Sonra kendi kendine çarpan pancurların sesi.

İşte rüzgâr da çıktı. Ve biraz ötede,

kendi sesinde boğuluyordu deniz.

Yannis Ritsos

Zamana Asılı Mektuplar

Yaşamak ha, bu atılan sloganların samimiyetsizliğinde mi? Bu posterlerde gülümseyen karton çizgi film sahneleriyle mi? Bu klasikleşmiş sevda cücelerinin şiirleriyle mi? Hadi yaşayalım öyleyse, ölmek niyetine Hadisene, laboratuvarlara yatırıp dokularımızı, arayalım mutasyona uğrayan hastalığımızı. Kaç yüzdesi var diye keselim neşterlerle suskunluklarımızı. Dokularımıza dokununca fırçalar, kalemler ve öfkeler yeni bir sen, ben yaratalım. Yetemediğimiz için birbirimize bazen ölüme, bazen yaşama tekme atalım. Ardından bir küfür en okkalısından hem de, savuralım. Birbirimize dokunduğumuz için açık sinir uçlarımızı aldıralım. Sırf hala neden dokunabildiğini anlamaya yatmadığımız için onlarca yeni adrese uğrayalım. Ölüm ya da yaşam de sen adına, ne farkeder. Bak aldım elime kalemi, yeni bir sen yaratmak için değil hem de... Bilirim bir sen, bir ben yeter bu bataklığın kokuşmuş gölgesine. Ama gördün işte, tutamadım sözümü yine. Bak ve say. Kaç kez "SEN" dedim yine... Dayanamadım. Ne yapayım? SEN söyle!...

Başucu Kitaplarından

Barajlar gibidir aşk biliyorum. Bir zerre suyun sızabileceği bir çatlak bırakırsanız, bu su duvarları yavaş yavaş kemirir ve öyle bir an gelir ki,akıntının gücünü artık kimse denetleyemez. Duvarlar yıkılacak olursa, aşk efendi olarak her şeye el koyar; neyi yapabilirim, neyi yapamam, sevdiğim kişiyi yanımda tutabilir miyim, tutamaz mıyım, gibi sorular artık boşunadır...

Aşık olmak denetimi elinden kaçırmak demektir..

Piedra Irmağının Kıyısında Oturdum, Ağladım - Paulo Coelho (Çeviren: Aykut Derman), Can Yayınları

   855 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
29 Kasım 2008, Cumartesi   Hocaların Hocası: Ali Atakan
22 Kasım 2008, Cumartesi   Atilla İlhan’ca Sayıklamalar
15 Kasım 2008, Cumartesi   Şubat Gülüşlü Kadın
08 Kasım 2008, Cumartesi   SU(S) ÖLDÜ
01 Kasım 2008, Cumartesi   Bekle Beni
25 Ekim 2008, Cumartesi   Defne Öykü Yarışması
18 Ekim 2008, Cumartesi   Şarkını Söyle…
11 Ekim 2008, Cumartesi   Fotoğraflar
04 Ekim 2008, Cumartesi   Sürüden Ayrılmak
05 Eylül 2008, Cuma   Larnaka'da Şimdi Sonbahar mıdır?



DÖVİZ KURLARI : .
DÖVİZ CINSI ALIŞ SATIŞ
1 DOLAR 1.5451 1.5560
1 STERLİN 2.3340 2.3513
1 EURO 2.0988 2.1136



YAZARLAR : .

Reşat Akar

Ortak devlet gibi ortak demeç de olmaz!

Ali Baturay

Gazze'deki dram

Mustafa Doğrusöz

Kırmızı çizgili yıllar (54)...

Akay Cemal

'Karasuları', Rus tatbikatı ve ...

Hasan Hastürer

Gaderi gara Lefkoşam...

Bilbay Eminoğlu

Bu ne biçim dünya?... Bu ne biçim insanlık...

Omaç BAŞAT

Haklıyız, gelecekten umutluyuz

Ahmet Tolgay

Klasik Sinema Kuşağımızda yarın akşam: WES...

Dilek ÇETEREİSİ

Meclisten Notlar (25/11/08)

Aysu Basri

SİNAN AYGÜN VATANDAŞ MI OLACAK?!

Emin AKKOR

Kriz kıskacında 3 tehlike

Uzm. Mine Çağlar

Sağlık dolu bir yaşama yolculuk

Dr. İsmail KEMAL

Seçim aracı olarak savaş

Oğuz Metiner

"El kârda, gönül yarda"

Psikolog Ayla Kahraman

Bir şans daha

Türem Delikurt

"Aile; anne-baba ve çocuklardan oluşan...

Harid Fedai

Yerli Haberler





© 2003 - 2006 Kibris Gazetesı
Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak belirtilmeden yayınlanamaz.
Haber Merkezi: info@kibrisgazetesi.com
Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Kibris Gazetesı harici linklerin sorumluluğunu almaz.
Last Digital
eNewspaper Automation Software
Technology by:
                     
Dışarıya link Last Digital