Kibris Gazetesi
ARŞIV


EN ÇOK OKUNANLAR
5 ayaklı, çift cinsel organlı dana
'Karar seçimlik'
Rütbeler iki yıl sonra geri alındı
Ölümlü trafik kazası sanığı itham edildi
30 milyon TL alacak var
Kime karşı alıyorsunuz?
Hırsızlıkla suçlanan çocuklar 5 gün daha tutuklu
Bıçaklı saldırı olayının zanlıları, 8 gün daha tutuklu

YORUMLANANLAR
30 milyon TL alacak var [2]
5 ayaklı, çift cinsel organlı dana [2]
'Karar seçimlik' [3]
Rumların, oyunlarla hak araması sürece zarar verir [1]
Gazze saldırıları DAÜ'yü de gerdi [2]
Kime karşı alıyorsunuz? [7]
Türkiye kaynıyor [2]
Emisyon denetiminde 676 araçtan 243'ü sorunlu [1]
Tam bir skandal [11]
Hamitköy'e içilebilir su [1]
Potada mutlu son Levent ve YDK'nın [1]
Şeyho'ya 3 yıl [1]
Arkadaşına tuzak kurdu, hapse gönderildi [2]
Marinero Restaurant'ta Y A N G I N [4]
Kabak çiçekleri başına iş açtı [5]
"Hatalar sadece Gönyeli'nin lehine" [1]
Denktaş: DP, seçimden birinci parti çıkacak [8]
Bufavento'ya hayat öpücüğü [3]



SU(S) ÖLDÜ

Bedia BALSES

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   8 Kasım 2008, Cumartesi Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Şiirde samimiyetin ne kadar önemli olduğunun

anımsatılmasıydı benim için bu kitap... "

 

Fatma Akilhoca ‘İstersen Güneşi Tutabilirim’ ve ‘Rüzgarında Sevginin’ isimli şiir kitaplarının ardından 3. şiir kitabı olan ‘SU(S) ÖLDÜ’yü Ekim ayı içerisinde okuyucuya sundu. Fatma Akilhoca’nın bu kitabının diğer kitaplarından farklı olduğunu, üslup ve donanım açısından  kendini daha ileriye götürdüğüne inanmaktayım... Şiir kitabının ilkağız kısmında şiiri tercihleri, kayıpları, kazançları, gel-gitleri hayatındaki soruları ve yanıtlarıyla çıktı karşımıza. Ve şiirin anlamını ‘onun varlığı ve kokusu sindi artık hayatımın her karesine, onsuzluk yok!’ diyerek açıkladı önsözünde. Şiirde samimiyetin ne kadar önemli olduğunun anımsatılmasıydı benim için bu kitap.. Kendi kendiyle yüzleşmeye cesareti olanların, kendinin karşısına dikilebilecek yüzü  olanların aynasıydı... Şair, kitabı için kendi özeleştirisini yaparken ‘Belki de şiirde orasını burasını yaralayan çocuk değildim artık’ deyişi şiirlerinden önce düştü kitabında önüme ve bu yola çıkarken aldığım yaralar kanadı içimde bir yerlerde. Kitabını ‘insan doğan, insan yaşayan ve öldükten sonra dahi susmayana’ diye hitap ettiği bir sunuşla armağan etti bize.. Yeni ses, yeni soluk olabilecek şiirlerini okurken, herhangi birinin peşinden değil, kendi şiirinin peşinden yürümeyi seçtiğini düşündürdü bana Fatma Akilhoca. Şiir kitabının kapağındaki  koyulu açıklı gri boşluk ise ‘SU’yun ya da ‘SUS’un nasıl öldüğünü, yokolduğunu görsel olarak da kafama vurmaya yetti. Büyük bir suskunluk vardı kitabın başında, belli ki şiir konuşacaktı onun adına ve konuştu da. Kitabın içindeki kimi kısa şiiri uzun olan birçoğundan daha fazla etkilemiştir beni. Kaldı ki kısa şiirin ne kadar zor yazıldığını bildiğimden ilk şiir selamını bunlara örnek olabilecek bir şiirle vermek istedim:

Ne zaman

sırtımı dönüp

saklansam kendime

daha çok kaşınır dilim

belki de

her saklanma

bir kanatlanmadır derine

Şiirlerin çarpıştırıldığı, imgelerin yarıştrırıldığı, aşkların pazarlandığı, yaşamın ucuzcular elinde başkalaştığı bir zamanda bir başkaldırı niteliği taşımaktadır benim için bu kitap. Yaşamdaki duruşuyla da içinde ateşten bir yürek besleyen, kocaman bakışları ile dünyayı kucaklamaya yeltenen Fatma Akilhoca şiirde eski ve bildik isimlerden sonra gelebilecek, kalıcı olmaya adım adım yürüyen bir şairdir.. Ancak şiirlerinin bazılarında soyut anlamlarla o kadar çok dansetmiştir ki, zaman zaman şiiri ikinci kez okuma ihtiyacı hissetmişimdir. Bu güzel şiirleri için yapacağım bir eleştiridir de aynı zamanda.. Şiirin anlamını ararken insan şiirin içinde kaybolduğunu hissetmektedir bazılarında. Buna bir örnek gerekirse (sayfa 21.) ‘avuçları burun kokan kuşlar’ şiirinin giriş kısmı gösterebilirim:

şeffaf bardaklarına yığınboşu doldururken bedenler

geceden döllenen yumurtadan gelir sesler

hınca hınç denizanası ellerim

bandırsam çoğalacak eşeysiz

yaltaklık edemem

o koca lekeyle alnımda

Şiirin bir yol, bir duruş, aslında yaşamın kendisi olduğunun farkındalığını yaşayan Fatma Akilhoca’nın şiirlerini kendi kitaplığımın en güzel yerine yerleştirdim. Cesur, güçlü ve yaşayan satırlarıyla buluşmak isterseniz ‘SU(S) ÖLDÜ’ ile suyun da, susun da hesabını kendi mahke-menizde vermeye hazır olun derim. Şair kendi şiirleri ile kendi hesabıyla bu kez daha iddialı ve derin bir kitapla çıktı karşımıza.. Sözü yine Akilhoca’nın şiirine bırakmak istiyorum:

 

Dağlar Benim Ben Dağlarınım

Hangi renkler düzeltir

Marazi yüzünü içimdeki bayrağın

Durulmazken

Içimdeki anafor

Bir yükseklik

Bir büyüklük salınır göndere

Kendi tellerinde dövünür parçacıklar

Dövünsün bedenim de

Parçasını ararken

Sorular sıkar belini

yağmurun

Sıkıldıkça dolu olur

Delinir dağlar

Gözlerime dolananı ovuştururum yüreğimde

Sevgim kaçar

Zor tutarım

Ay küskünü akşamlarda

Kaybederim evimi en çok

Sabah olur

Gece düşer sıraya

Beklerim

Dağlar benim

Ben dağlanırım.

 

 

Zamana Asılı Satırlar

Şiirin soyutluğu somutluğu sorunu çok tartışıldı. Gene de belli bir sonuca varılamadı. Kapalı şiir için soyut, ‘anlamsız şiir’ için soyut, toplumcu olmayan şiir için soyut, hatta yeni şiirlerin tümü için soyut denildi. Gerçi soyut şiirle, somut şiir arasındaki ayrım kesin olarak belirlenmiş değil. Değil ama, işe bu yönden bakanlar da yok denecek kadar az. Soyut kavramı, giderek, sanatta, felsefede kullanılan anlamından da soyutlanarak, konuşma dilimize yerleşen bir basitlik simgesi oluverdi. Yergiler, suçlamalar bile hep aynı kavrama başvurularak yapılıyor.

Bir şiirin ‘nedir’liği, ‘nasıl’lığı kadar, o şiire bakan kişinin şiir ekini, algısı, deneyleri, yorum gücü de önemlidir. Yani şiirin soyut ya da somut bir izlenim bırakması, yazarı kadar okuyucuyu da ilgilendirir. Ama ben bu konuyu ters yönden, yalnızca ozanın tutumu bakımından incelem istiyorum. Yapacağım iş -ama doğru, ama yanlış soyut-somut ikilemesini kaldırmayı denemek.. İlkin şöyle bir soru soralım kendimize: Şiiri şiirden soyutlamak mümkün müdür? Yani ilk günden bugüne dek yazılmış şiirlerle ortak bir düzen kurulmuştur da, bu düzenin dışında kalabilen şiirler olmuş mudur? Olmuşsa, bunlar canlılıklarını, etkinliklerini, işlevlerini sürdürebilmişler midir? Hiç sanmıyorum. Yıkıcı bir şiir akımı bile yıktığı değerlerle beslenmek, geride bıraktığı dil, biçim, yapı özelliklerini kaynak yaparak güçlenmek zorundadır. Bırakalım dünya şiirini, kendi ozanlarımızı, örneğin bir A.Haşim'i, Y.Kemal'i yadsıyarak, onlarla ilgimizi büsbütün keserek ozanlık katına erişebilirmiyiz? Şiir tarihi içinde yer alan, çağdan çağa uygulanabilen, kendi öz gerçeğini yitirmeden değişebilen bütün şiirler, canlı, yaşaması olan örgensel (organik) bir bütünlük kurarlar. Şiirin somutluğu da önce bu örgensel bütünlüğe bağlılığıyla oranlıdır. İşte şiirin şiirden soyutlanması, ozanın bu bütünlüğe boşvermesi; şaşırtıcılıkla, dayalı bir gösteriyle yetinmesi demektir.  Edip Cansever.   bedia.balses@yahoo.com

 

   460 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
29 Kasım 2008, Cumartesi   Hocaların Hocası: Ali Atakan
22 Kasım 2008, Cumartesi   Atilla İlhan’ca Sayıklamalar
15 Kasım 2008, Cumartesi   Şubat Gülüşlü Kadın
01 Kasım 2008, Cumartesi   Bekle Beni
25 Ekim 2008, Cumartesi   Defne Öykü Yarışması
18 Ekim 2008, Cumartesi   Şarkını Söyle…
11 Ekim 2008, Cumartesi   Fotoğraflar
04 Ekim 2008, Cumartesi   Sürüden Ayrılmak
05 Eylül 2008, Cuma   Larnaka'da Şimdi Sonbahar mıdır?
29 Ağustos 2008, Cuma   YİNE BU YIL ADA SENSİZ


Yorum Sayısı:   1
  sait ışık         - mersin 02 Aralık 2008, Salı 16:42 
ne diyeyim süper bir yazı,etkilenmemek elde değil.sanatla kalın.


DÖVİZ KURLARI : .
DÖVİZ CINSI ALIŞ SATIŞ
1 DOLAR 1.5451 1.5560
1 STERLİN 2.3340 2.3513
1 EURO 2.0988 2.1136



YAZARLAR : .

Reşat Akar

Ortak devlet gibi ortak demeç de olmaz!

Ali Baturay

Gazze'deki dram

Akay Cemal

'Karasuları', Rus tatbikatı ve ...

Hasan Hastürer

Gaderi gara Lefkoşam...

Mustafa Doğrusöz

Kırmızı çizgili yıllar (54)...

Bilbay Eminoğlu

Bu ne biçim dünya?... Bu ne biçim insanlık...

Omaç BAŞAT

Haklıyız, gelecekten umutluyuz

Ahmet Tolgay

Klasik Sinema Kuşağımızda yarın akşam: WES...

Dilek ÇETEREİSİ

Meclisten Notlar (25/11/08)

Aysu Basri

SİNAN AYGÜN VATANDAŞ MI OLACAK?!

Emin AKKOR

Kriz kıskacında 3 tehlike

Uzm. Mine Çağlar

Sağlık dolu bir yaşama yolculuk

Dr. İsmail KEMAL

Seçim aracı olarak savaş

Oğuz Metiner

"El kârda, gönül yarda"

Psikolog Ayla Kahraman

Bir şans daha

Türem Delikurt

"Aile; anne-baba ve çocuklardan oluşan...

Harid Fedai

Yerli Haberler





© 2003 - 2006 Kibris Gazetesı
Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak belirtilmeden yayınlanamaz.
Haber Merkezi: info@kibrisgazetesi.com
Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Kibris Gazetesı harici linklerin sorumluluğunu almaz.
Last Digital
eNewspaper Automation Software
Technology by:
                     
Dışarıya link Last Digital