Dizeleri kurşun gibi ağırlaştıran anlamlar bir gece çıkıp gittiler seninle birlikte...
Yine akşam oldu Attila İlhan
Üstelik yalnızsın
Sonbaharın yabancısı
Kaptan, bak yine akşam oldu işte. Serin bir sonbahar hüznünü sürmekte şimdi şiirler.
Ayrılıkların suçunu yüklediğimiz mevsimdeyiz diye, sen de bırakıp gidecek miydin bizi bu sonbahar mevsiminde?
‘Adım sonbahar’ diyerek meçhule giden gemiye binip terkedecek miydin ‘sonbaharda yağmur yiyen kadınlarını, zaten yoktular’ diye?...
Yolculuk yaptığımız şu gemiye senin gibi bir kaptan daha gelemeyecek işte.
Bak, şiirler bile ‘Hazan’ mevsiminde. Yapraklarını döküyor şiir, et kokusu sinmiş güncel! aşkların üzerine...
Her yer çiğ et kokuyor, her yeni şiir basmakalıp döküyor anlamlarını üzerinden. Bak, sonbahar pazarında satılığa çıkarılıyor bacaklar, göğüsler, dudaklar aşkın kirletilmiş kimliğine... Ve artık kimse o mıh gibi çakılı şiirdeki gibi:
Ne vakit bir yaşamak düşünsem
Bu kurtlar sofrasında belki zor
Ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden
Ne vakit bir yaşamak düşünsem
Sus deyip adınla başlıyorum
İçim sıra kımıldıyor gizli denizlerin
Hayır başka türlü olmayacak
Ben sana mecburum bilemezsin..
diyerek içinden, dışından, acısından, aşkından, ‘mecbur’ olmuyor diğerinin ardından...
Ayrılığın o dipsiz kuyusunun başında,
Ayrılık da sevdaya dahil
Ayrılanlar da hala sevgili
diyerek eşlik etmektesin yolculuğuna… Kaptan, bizi ‘koyup gitme ne olur’.
Kim mor yalnızlıklardan geçirecek bizi, kim jilet yiyen kızların öykülerini anlatacak dize dize, kim ‘adıyla beraber’ şiir yaşatacak sevdiğine. Gittin,
Gizemli kanatları ruhta ölüm karanlığının
Başlar ay doğarken saltanatı sultan-ı yegahın
diyen o şarkı da kanatlandı ardından.
Kaptan, hala o eski sonbaharlara inanan ‘biri’nin sayıklamaları bunlar. Bir adla başlayabilecek hayallerin varlığından habersiz ceplere ve koltuklara uzanan insanlar arasından döküyor yapraklarını kendi Hazan’ında.. O eski sevgililere, seninle birlikte düşler ülkesine gidenlere selam gönderiyor Arzu – Kamberler’in, Kerem ve Aslılar’ın yüzüsuyu hürmetine...
Sen gittin, çekip gitti sevgililer buralardan...
Gittin, ocakta fokurdayan çay, akşam yemeklerine sinen vuslat muştusu gitti...
Gitti, aşkın o baygınlık veren ‘mecbur’ tutkusu, sabahleyin içilen köpüklü kahve kokusu gitti. Topraktan başını kaldıran tohum, ovalarda hışırdayan hasıllar, dizeleri kurşun gibi ağırlaştıran anlamlar, bir gece çıkıp gittiler senle beraber...
Karanlığın insanı delirten bir ihtişamı vardır
Yıldızlar aydınlık fikirler gibi havada salkım salkım
Bu gece dağ başları kadar yalnızım
diyerek, yalnızlığın tarifini yapmayacak artık hiç kimse. Kimse kirpiklerini eğip bakarken, diğeri bir şiirle üşüyüp, ürpermeyecek..
Kimse diğerinin ‘felaketi olup’ ağlamayacak, akşamlar bir roman gibi bitmeyecek, ‘üçüncü şahsın’ sevdasını, kırıklığını, acısını anlatmayacak artık kimse sonbaharda….
Kaptan, bak, işte akşam oldu yine. Gittin, ‘Elde var hüzün’ diye iç çekmekte şimdi şiirler.
görünmez bir mezarlıktır zaman
şairler dolaşır saf saf
tenhalarında şiir söyleyerek
diye giderken sen, ardından tenhalaştı şiirler. Gittin, mezarlık ıssızlığı gibi üzerimize çöktü şiirsizliğimiz. Cevap versene gittiğin o tenhalık yerlerden:
Her ölen pişman ölür mü gerçekten? bedia.balses@yahoo.com
Kalbin öyle duyuşları vardır ki, akıl onlara asla sahip değildir. (Pascal)
Zamana Asılı Satırlar
Bir kısım insanlar vardır ki; bazı değerler bulurlar ve o değerlerin peşinden çağıldaşarak akar giderler. Bir şeyi başka bir şeyle takas yaptıklarında fiyat koyarlar, ölçü tanırlar.
Gene başka bir kısım insanlar görülür ki; var olduklarının ve yaşayış biçimlerinin nasılını, niçinini sormadan uçurtmanın kuyruğu gibi rüzgara göre yön tanırlar. Çobanları onları saymaz ve işaretlemezler. Çok defa ıslıkla, düdükle idare edilirler. W. Shakespeare
Başucu Kitaplarından
Yaban - Yakup Kadri Karaosmanoğlu
İletişim Yayınları – Yakup Kadri Karaosmanoğlu BütünYapıtları Dizisi
Kendi dönemi içindeki gerçekçilik anlayışına uygun olarak yazılmış olan Yaban'da Yakup Kadri, I. Dünya Savaşı'nın bitimiyle birlikte Sakarya Savaşı'nın sonuna kadar olan sürede bir Anadolu köyünde, köylüleri, köyün durumunu, Millî Mücadele'ye ilişkin tavırlarını bir aydının gözüyle verir. Yaban için 'bu eser benliğimin çok derinliklerinden adeta kendi kendine sökülüp, koparak gelmiş bir şeydir' diyen yazar, bu romanda ortaya koyduğu birçok soruna daha sonra yazacağı Ankara'da cevap bulmaya çalışacaktır.
Konu: Milli Mücadele sırasında Orta Anadolu’da bir köy.
Tanzimat aydınının sosyo-psikolojik özelliklerinin uzantılarını taşıyan Ahmet Celal. Kendini kurtarıcı olarak gören, halkı eğitmeyi (ya da adam etmeyi) görev edinmiş, kafasında yarattığı gerçekle yaşanan gerçeğin çatışması sonucu ‘yaban’laşan tipik bir aydının kitabı.
Kitaptan kısa bir alıntı:
Hasta döşeğinde müthiş sancılarla kıvrandığımız anda elimizi sıkan elin kıymeti nedir? Haksız yere darağacına giden bir masum öldüğünde, son saatte yetişen adalet hükmünün kıymeti nedir?
Çarmıhtakı İsa’nın ayağı dibinde ağlayan Magdalalı Meryem’in bir tanecik gözyaşının kıymeti nedir? İşte, Emine ile gözgöze gelişimizde, onun tarafından bana karşı belirmeye başladığını sezdiğim yeni duyguların her bir emaresi, benim için bunlardaki nihayetsiz kıymeti taşımaktadır.
|