Kibris Gazetesi
ARŞIV


EN ÇOK OKUNANLAR
Alev aldı çakıldı: 153 ölü
Provokasyon
Oğuz Veli Beidoğlu vefat etti
"Bonfile şebekesine" polis operasyonu
Kaçak apartmanlar mühürlendi
Paraya tamahımız yok
Bağdat'tan Suriye'ye Suriye'den KKTC'ye
Güney Kıbrıs'taki fanatik Rum örgütleri cesaretlendiriliyor
Millilere Danimarka piyangosu
Bağcıl'dan görkemli açılış
Lefke'de şenlik başladı
Türkiye'den güzel prova: 1-0
Altın adam Ramazan
Gönyeli bugün resmi açılışı yapıyor
Adal: Hata yapma lüksümüz yoktur
Spor ve sanat bir arada

YORUMLANANLAR
Panayotis Necati'ye 2 gün [1]
Ekmeğe zam: Ekmek bugünden itibaren 1 YTL'ye satılacak [1]
Kazaya davetiye çıkaran yol [2]
İzinsiz inşaatların yapımı durduruluyor [7]
Yedidalga'da viraj tehdidi [3]
Kıvanç Buhara, ÖRP'ye katıldı [3]
Bayrağını al, Kıbrıs'a gel [6]
Çayönü'nde 30-40 yıllık 393adet servi ağacını kestiler [6]
Kalp hastalıkları kanserle yarışıyor [2]
Oynamadan da kazanılır: 1-0 [2]
Serdar Akgül, kızı için böbreğini satacak [5]
Rumlar Güzelyurt için yürüdü [7]
Süt atıkları çevreyi mahvediyor... Noro suyu fidanları kuruttu [3]
Sponsor olun 5 yıl reklamınızı yapalım [8]
Cihangir'in kuzeyi çöplüğe dönüştü [4]
Cihangir tam gaz: 2-1 [3]

HER BULUTUN ARKASINDA BİR GÜNEŞ VARDIR...

Sevilay SADIKOĞLU

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   15 Mart 2007, Perşembe Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

"Sıradışı kadın" başlıklı yazımda da yazmıştım. Elde edemeyeceğimi bildiğim hiç bir şey için ne zaman, ne de emek harcamadım. Bu bence kolaycılığa kaçmak değil, boşu boşuna mutsuz olmak istemediğimdendir. Allaha şükürler olsun ki, her olaydan küçük de olsa bir mutluluk çıkarabiliyor, beterin beteri var diyebiliyorum. Bu tabii ki biraz da benim karakterimle ilgili.

Bunca yıllık yaşantımda kıskançlık nedir bilmedim. Yarışmak istersem, kendimle yarışırım. Ve hepsinden önemlisi her zaman bir hedefim vardır. Ancak o hedefe varır varmaz da, başka bir hedef belirlerim kendime. Bu bana bir tür yaşama sevinci aşısı oluyor.

"Aslında büyük insanların hedefleri değil, idealleri olur" der ilk gözağrım oğlum, Tuncay'ım. Ben büyük insan değilim. O beni kendi gözünde büyütüyor olabilir; ama, bana farklı bir rol biçilmiş bu hayatta. O rolü oynuyorum. Mutluyum. İşin ilginç bir yanı da başkalarının mutluluğundan da müthiş bir zevk alabiliyorum...

Çocuklarım için de bir anneden ziyade arkadaş, dostum. Onları uzaktan izleyip, başarılarını başarım, hatalarını da hatam olarak görebilecek kadar da mantıklı davranabiliyorum. Her düşüşlerinde koşup, kalkmalarına yardımcı olmuyorum. Ama ne zaman ihtiyaç hissederlerse, yaslanacak bir değil, iki omuz hep vardır, hep olacaktır onlar için...

Onlar kendi rollerini oynuyorlar bu hayatta. Düşe kalka bir yerlere varabileceklerine inanıyorum. Çünkü onlara hiç bir zaman boşu boşuna nasihat vermedim. Örnek olmaya çalıştım. İnşallah başarmışımdır.

* * *

Şimdilerde okuduğum kitaplar kısa öyküler içeriyor. Bahar geldi ya, pek kendimi kitaplara veremiyorum. Doğa o kadar güzel ki, etrafı seyredip temiz havayı ciğerlerime çekmek, bir tomurcuğun çatlayıp çiçeğe döüştüğünü görmek daha bir cazip geliyor bana... Ama kitap okumadan da uyuyamıyorum geceleri.

Son okuduğum kitap Üstün Dökmen'in "küçük şeyler" adlı kitabı... Prof.Dr. Üstün Dökmen kitapta temel konulara özellikle toplumun ihtiyacı olarak düşündüğü ve seminerlerinde izleyenlerin etkilendiklerini gözlediği konulara yer veriyor.

İşte Prof.Dr. Üstün Dökmen'in bu kitabından, yukarıdaki yazımla ilişkilendirdiğim bir yazısını aktarmak istedim siz okuyucularımız için...

* * *

"Çocuklara şekil vermek

Psikolojide hayvanların davranışlarına şekil vermekten söz ederiz. Hayvanların davranışlarına şekil vermede kullanılan teknikleri kullanarak insanların davranışlarına da şekil vermeye çalışmak mümkündür. Ancak bu yaklaşım doğru olmadığı kadar, işlevsel de olmaz. Öncelikle, insanları şekillendirmeye, şartlamaya hakkımız olup olmadığını düşünmek gerekiyor. (Aslında pek çok insan, buna hakkı olduğuna inanıyor, bazen açıkça, bazen örtülü biçimde insanların düşüncelerini ve davranışlarını, kendi doğruları doğrultusunda yönlendirmeye çalışıyor.) İkinci olarak, insan sadece şartlanarak eğitilebilecek bir canlı değildir. Çünkü davranışlarının arkasında karmaşık ve güçlü bir düşünce sistemi, bir bilişsel yapı vardır. İnsanın eğitilmesi, basit bir şartlamanın ürünü değil, düşünce yapılarının etkilenmesine dayanan karmaşık bir süreçtir. Bu yüzden bir psikolog, hastasının davranışlarına şekil vermek yerine onun düşüncelerini akılcı hale getirmeye çalışır. Benzeri şekilde bir öğretmen de öğrencilerinin tek tek davranışlarını değiştirmek yerine, onlara eleştirel bakış tarzı kazandırmaya çalışmalı, sistematik düşünmeyi öğretmelidir. Okullarda öğrencilere bilginin kavranması, uygulanması, analiz ve sentez edilmesi, değerlendirilmesi konusunda koçluk edilmeli, öğrencilerin spontanlıkları ve yaratıcılıkları geliştirilmelidir. Ancak burada, bunların tümünü ele almak yerine, çocukların/insanların eğitilmelerinde "iltifat" kavramından yola çıkarak küçük bir noktaya değineceğim.

Çocuklarımızın belirli davranışları kazanmalarını, örneğin odalarını toplamalarını, okulda başarılı olmalarını isteriz. Ceza vererek bunları sağlamaya çalışmak, işe yaramayan bir yoldur. Çocuk hedefe ulaştığında ona büyük bir ödül vermek de en azından her zaman işe yaramaz. Çocuğun, asıl amaca yönelik küçük davranışlarını, belirli aralarla ödüllendirmek en işlevsel yoldur. Örneğin, tamamen derli toplu olunca onu ödüllendirmek yerine, küçük bir tertipli davranışını, sözgelişi paltosunu askıya asmasını samimi bir takdirle karşılamak daha fazla işe yarayabilir. (Tabii bu arada ana babanın kendisi de derli toplu olmalı ve çocuğun modelden öğrenmesine katkıda bulunmalıdır.)

Bazı babalar, çocukları, özellikle oğulları için "Benim istediğim gibi değil. Benim istediğim gibi olsun, canımı alsın. İstediğim gibi olmadı; bana böyle evlat gerekmiyor" diyorlar. Bu tavır doğru mu?

* * *

Çocuğa rehberlik etmeden, onu istediğimiz kalıba sokmamız pek mümkün değildir.

* * *

Çocuklarının birden bire belirli bir davranış düzeyine, belirli bir kaliteye ulaşmasını bekleyen babaların durumu, acemi araştırmacılara benziyor:

Labirentteki faresi için şunları söyleyen acemi bir araştırmacı düşünelim: "Kendi kendine bulsun çıkışı. Eğer çıkışı bulursa ona çuvalla şeker vereceğim. Bulamazsa da bana böyle fare gerekmiyor."

Galiba bazılarımız, bu acemi araştırmacı gibi düşünüyoruz. Bu tavrımızla çocuklarımıza çıkış yolunu bulduramayız. Eğer yaşam labirentleri içinde kaybolmalarını istemiyorsak, onları tek başlarına bırakmamalıyız, örnek/model olmalı, onlarla iletişim kurmalıyız, küçük doğrularını ödüllendiren, onlara güzel geribildirimler veren yetişkinler olmalı, rehberlik etmeliyiz. Yerine göre ne yapacaklarını göstererek, küçük ödüller vererek, yerine göre onları doğrudan yönlendirmeden, Sokrat tarzı sorular sorarak, deneyimlerimizi paylaşarak ufuklarını açmalı, yollarını aydınlatmalıyız. Onların yanında, yüksek sesle sistematik ve eleştirel düşünmeliyiz. (Tabii bunları önce biz bilmeliyiz.)

* * *

Eğer çocuklarımızın yaşam labirentleri içinde kaybolmalarını istemiyorsak, onları tek başlarına bırakmamalı, onlara örnek/model olmalı, onlarla iletişim kurmalıyız.

* * *

Çocuklarımızı labirentlerden çıkarmak veya labirentlere hiç girmemeleri için, onların düşünme ve davranma tarzlarına şekil vermek mümkündür. Bunu yaparken kullanabileceğimiz yollardan birisi de küçük doğrularına ödül vermektir. Ancak şunu da önemle hatırlatmak gerekir: Çocukları dışarıdan gelecek ödüllere bağımlı kılmak da sağlıklı değildir. Çocuk küçükken dış kaynaklı ödüller gerekli olabilir. Ancak yaşı büyüdükçe dış kaynaklı ödüllerin yerini iç kaynaklı olanların almasında yarar vardır. Örneğin okuyup yeni bir şey öğrendiği, bir arkadaşına veya sokaktaki sakat bir hayvana yardım ettiği zaman, kendinden hoşnut olmalı, bir anlamda kendi kendine "aferin" diyebilmelidir. Vicdan gelişimi bu yolla olur."

..........................

HER ŞEY YALAN TEK O GERÇEK

İki çılgın aşık gibi

Özlemle öpüştü denizle kum

Mehtap alkış tuttu aşıklara,

Rüzgar okşadı geçti saçlarını...

Saatlerce seyrettim geceyi

Seni düşündüm

Bizi

Sevdamızı...

Yarasalar beklemede

Gece kötülüklere gebe

Oysa;

Rüzgar sessizce okşayıp geçmişti saçlarını

Mehtap alkış tutmuştu bu sevdaya...

Yüreğimde bir buruk sevda

Seni özledim

Sevdamızı...

Yağmur hiç uğramadı bu kış buralara

Bahar geldi gelecek de

Hala kararsız...

Yaşanmış güzel günler hatırına

Silip geçtim acıları...

Hiçbir şey dokunmadı da bana

Kabullenemedim

-beni sensiz bırakan- vedasız gidişini...

Ölümü düşündüm bu gece

Ölümü

Hiç yakıştıramadım sana...

Gelsen diyorum

Tutsan ellerimi yeniden

Gözlerin gözlerimle buluşsa

Hiç konuşmasak

Sarsan beni sevdalı kollarınla

Kokunu duysam

Dünyalar benim olurdu dönsen

Gelsen bir kez daha...

Yıllardır seni çağırır çaresiz yüreğim

Gözlerim yollarda kalır her gece

Uykulardan kabuslarla uyanırım sabahlara

-buysa yaşamak-

Yaşamak en büyük cezadır bana

İki çılgın aşık gibi

Özlemle öpüştü denizle kum

İnadıma

Mehtap alkış tuttu aşıklara

Rüzgar okşayıp geçti saçlarını

Saatlerce seyrettim geceyi

Seni düşündüm

Bizi

Sevdamızı...

Ölümü düşündüm bu gece

Ölümü

Hiç yakıştıramadım sana

Her şey yalan

Tek o gerçekti oysa...

...........................

Ben bu şehrin insanlarına bayılıyorum

Her gece bir başka sarhoş eder beni bu şehir

Ve tüm insanları bu şehrin

Sevgilimdir benim...

S.S.

   1685 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
19 Ağustos 2008, Salı   İstanbul ve Karaköy Güllüoğlu baklavaları...
14 Ağustos 2008, Perşembe   Tatil notlarım... Karadeniz’e yolculuk...
24 Temmuz 2008, Perşembe   İçimizden biri: Arif Albayrak
15 Temmuz 2008, Salı   Şiirlerle Büyüsün Çocuklar...
09 Temmuz 2008, Çarşamba   Yalnızlık ve yeşeren düşünceler...
17 Haziran 2008, Salı   Çocuğuma okul arıyorum...
10 Haziran 2008, Salı   Ölüm
29 Mayıs 2008, Perşembe   Öğretmen olmak...
21 Mayıs 2008, Çarşamba   Kendi dünyasında tanrı olmak...
23 Nisan 2008, Çarşamba   Sen Kaderimsin...


Yorum Sayısı:   4
  Merhaba         - Ankara 27 Mart 2007, Salı 05:14 
Karamsar olma gökte bulutlar var diye,
Düşün onun ardından bir güneş doğar diye,
Güneş olmasada sana sadık bir yar,
Aydede ortaktır senin tüm dertlerine,
----
Selam ve saygılarımla,
  Meryem Kaleci         - Kibris 19 Mart 2007, Pazartesi 16:49 
Tebrik ederim,Eseriniz harika,
Hissederek okumak,bir baska oluyor,bu siir bana okyanusta bulunmasi zor inci tanelerini hatirlatdi,siirinizdeki inci tanesi misralariniz gibi...Ve her yuregin bir okyanusa benzemesi,her okyanusta sakli bir inci tanesini........
  Magissa         - izmir 19 Mart 2007, Pazartesi 16:28 
Mutluluk ve sevinç ne güzel duygular .Başkalarının mutluluğundan keyif duymak için kendimizin de mutlu olması gerekiyor gerçekten de . Ve mutlu insanlar mutlu ediyorlar.

Geçenlerde çok güzel bir yazı okudum. Yazar üç yaşındaki kızı ile diyaloglarını anlatıyordu. Kızına her akşam teşekkür ediyormuş. Bunu doğallıkla içinden gelerek yaptığını söylüyordu. Geri bildirim beklemeden. Ama son zamanlarda kızının da beraber geçirdikleri zamandan keyif aldığını ona küçük şeyler için teşekkür ettiğini ve beraber yaşadıkları günü kutladıklarını anlatıyordu.
Çocuklara çoğunlukla teşekkür etmelerini söyleyerek teşekkür etmeyi öğretiyoruz. Biraz da iki yüzlülüğü öğretiyoruz. Oysa bu şekliyle ne tatlı :)

Ve çocuklar bizim misafirimiz. Lutuf .. Kızıma her baktığımda Allahıma binlerce kez teşekkür ediyorum. Onun şimdiden kendi kişiliği var. Çocukların kim olduklarına bakılmaksızın yapılan dış müdahaleler onları sakatlayabiliyor.

ilk önce onlara yaşamdan öğrenmekten kendilerinden keyif duymayı sonra da disiplini vermek gerekiyor.
  Ruhan Caglar         - Londra 16 Mart 2007, Cuma 22:13 
Cok guzel oldugu kadar cok da onemli ve hassas bir konuyu dile getirdiniz.Size tamamen katiliyorum ve bunlari ben kendi cocuklarimda uyguladigima inandigim icin de armaganlarimi; basarilari ve saygilari ile aliyorum. Bunu butun anne ve babalara ama ozellikle annelere tavsiye ediyorum. Ozellikle anneler dedim cunku anneler yalniz cocuklarini degil eslerini de pozitif dusunceye iten kisilerdir.

Size basarilar dilerim


DÖVİZ KURLARI : .
DÖVİZ CINSI ALIŞ SATIŞ
1 DOLAR 1.1836 1.1919
1 STERLİN 2.1995 2.2158
1 EURO 1.7438 1.7560



YAZARLAR : .

Başaran Düzgün

KAPIDAKİ TEHLİKE

Ali Baturay

HÜKÜMET, EŞEL-MOBİLLE OYNAYARAK KENDİ KUYU...

Hasan Hastürer

Toprağımız sınırlı olduğuna göre...

Mustafa Doğrusöz

Kırmızı çizgili yıllar (34)

Akay Cemal

Peşin taleplerle masaya dinamit mi konuluy...

Ahmet Tolgay

LEFKOŞA TÜRK BELEDİYESİ'NİN KURULUŞ ÖY...

Bilbay Eminoğlu

Yiyin efendiler yiyin!

Necdet Ergün

YENİ "ENERJİ POLİTİKASINA" İHTİYAC...

Dilek ÇETEREİSİ

"2 tel saçım da çıktı"

Uzm. Mine Çağlar

Akciğer kanseri

Dr. Umut Altunç

Lap Top Bilgisayarlar Kısırlık Yapar Mı?

Aysu Basri

ÇÖZÜM OLACAĞINA İNANMAYANLAR NASIL ÇÖZÜM Y...

Sevilay SADIKOĞLU

İstanbul ve Karaköy Güllüoğlu baklavaları....

Mustafa BESİM

EKONOMİDE HAYAL DÜNYASI

Türem Delikurt

Doğa'nın gizemi...

Dr. İsmail KEMAL

Batı'nın Afganistan çıkmazı

Emin AKKOR

Elektrik çarptı

Oğuz Metiner

Berat geceniz mübarek olsun

Ali Özçil

Denizlerin siyah incisi havyar

Bedia BALSES

Elinde Camdan Ebem Kuşakları Dilinde Krist...

Beste SAKALLI

AŞK, ALIŞMAK VE YAŞAMAK...

Psikolog Ayla Kahraman

"DİYABETİK ÇOCUKLAR"

Naile SOYEL (GIDA MÜHENDİSİ)

Dillendirilen bir konu daha var:POZİTİF OL...

Osman Ertuğ

"Ayrılıkçı Devlet" kimdir

Bener HAKERİ

Yozlaşmağa karşı manifesto (bildiri)

Ata ATUN

OSETYA- RUSYA, KKTC-TÜRKİYE BENZEŞMESİ

Mehmet RATİP

Sol'un "hasımsızlığı"

Dr. Orhan Aydeniz

Tarımsal Üretim Planlaması

Harid Fedai

(Çörçhil'in Kabulleri)

Cumhur DELİCEIRMAK

ÇOCUKLARIN SAATİ YA DA TABULA RASA





© 2003 - 2006 Kibris Gazetesı
Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak belirtilmeden yayınlanamaz.
Haber Merkezi: info@kibrisgazetesi.com
Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Kibris Gazetesı harici linklerin sorumluluğunu almaz.
Last Digital
eNewspaper Automation Software
Technology by:
                     
Dışarıya link Last Digital