Kibris Gazetesi
ARŞIV


EN ÇOK OKUNANLAR
5 ayaklı, çift cinsel organlı dana
'Karar seçimlik'
Rütbeler iki yıl sonra geri alındı
Ölümlü trafik kazası sanığı itham edildi
Kime karşı alıyorsunuz?
30 milyon TL alacak var
Hırsızlıkla suçlanan çocuklar 5 gün daha tutuklu
Bıçaklı saldırı olayının zanlıları, 8 gün daha tutuklu

YORUMLANANLAR
Gazze saldırıları DAÜ'yü de gerdi [2]
Kime karşı alıyorsunuz? [7]
30 milyon TL alacak var [2]
5 ayaklı, çift cinsel organlı dana [2]
'Karar seçimlik' [3]
Rumların, oyunlarla hak araması sürece zarar verir [1]
Marinero Restaurant'ta Y A N G I N [4]
Kabak çiçekleri başına iş açtı [5]
Türkiye kaynıyor [2]
Emisyon denetiminde 676 araçtan 243'ü sorunlu [1]
Tam bir skandal [11]
Hamitköy'e içilebilir su [1]
Potada mutlu son Levent ve YDK'nın [1]
Şeyho'ya 3 yıl [1]
Arkadaşına tuzak kurdu, hapse gönderildi [2]
Maaşlar yargıda! [5]
Avcı: ÖRP, kilit parti olacak [2]
İngiltere donuyor [2]



"Kıbrıs'ta Enosis ve Taksim Politikalarının Sonu"

Sevilay SADIKOĞLU

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   20 Mart 2007, Salı Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Geçenlerde bir arkadaşla oturup sohbet ediyorduk. Hadi birer de acı kahve içelim dedik oturmuşken. Aslında hiç bir şeye tiryakiliğim yoktur ama, kahveyi geri çeviremem doğrusu... Zevk de alıyorum içerken. Bir de falınıza bakacak birisi varsa yanınızda, o da işin eğlence tarafı...

Dereden tepeden konuşurken konu dönüp dolaşıp Kıbrıs konusuna geldi. Yani biz Kıbrıslılar'ın yıllardır istesek bile dışında kalamadığımız konuya. Ben bu konuda çok hassasım, özellikle bu günlerde. Yalan yanlış söylenenler beni çok üzüyor. Çünkü bu konuda çok haksızlık yapılıyor zamanında canını dişine takarak bu davaya baş koymuş nice insanımıza... Konuları bilen bilmeyen konuşuyor. Büyük bir hırs ve zevkle iftiralar atılıyor bu gün aramızda olmayan o elleri öpülesi insanlarımıza... Oysa onlardan birinin, hiçbir zaman ölümü yakıştıramadığım çok değerli bir mücahidin adını taşıyor oğullarımdan birisi... İftiharla...

* * *

Her zaman söylemişimdir. İdeolojilere, görüşlere, inançlara hep saygılıyım. Aynı saygıyı gördüğüm sürece... Affediciyim de... Zaten insanı insan yapan özelliklerden birisi değil midir ki affetmek, affedebilmek?

* * *

Gazetelerde yalan yanlış, araştırılmadan yazılmış nice yazılar okuyoruz. Nedendir bilinmez, kimlere ne fayda sağlayacak bu yazılanlar bilemem ama, artık ayıp oluyor... Benim ve benim gibilerin çok iyi bildiğimiz, yaşadıklarımız, o olayların yaşandığı yıllarda dünyada bile olmayan kişilerce nasıl yazılabilir yaşanmış gibi? Doğrusu hiç mantığım almaz... Haa bu yazılanlar neye hizmet eder, kimlere fayda sağlar onu da bilemem...

* * *

Bizim nesil 1958'li yıllarda daha ilkokul çağında birer çocuktuk. Toplumlararası sokak çatışmalarını yaşadık.

1960'da dış güçler zorla bize Kıbrıs Cumhuriyeti'ni kurdurdu. Kıbrıs Cumhuriyeti ancak 1963 yılının 23 Aralığına kadar sürebildi.

1963'lü yıllarda lise sondaydık. Yine toplumlararası çatışmalar çıktı, Kıbrıs Cumhuriyeti Rumlar tarafından bozuldu, anayasa ihlal edildi, Türk toplumu olarak dışlandık. Çarpışmalarda arkadaşlarımızı, hocalarımızı şehit verdik. Ne gençliğimizi yaşayabildik, ne de liseden adam gibi bir törenle mezun olabildik... Diplomalarımız ellerimize alelade birer kağıt gibi sıkıştırıldı.

Arkadaşlarımız gündüz okula gitti, gece mevzilerde -çoğu silahsız- nöbet tuttu... Rumlar'ın mezaliminden kaçanlar aylarca çadırlarda yaşadı... Türkiye imdadımıza yetişti, unumuzu, kuru bakliyatımızı, yağımızı, şekerimizi her eve ulaştırdı.

* * *

Bir adada yaşamamıza rağmen çocukluğumuzda rahatça denize girip çıkamadık. Çoğumuz yüzmeyi bile öğrenemedik... Denize girip güven içinde sahilde güneşlenmek gibi bir lüksümüz olmadı bizim. Ama hep ayakta kaldık, Anavatan'a güvenimizi yitirmedik.

Ve geldik 1974'e... Savaşı biz mi çıkardık? 15 Temmuz ne çabuk unutuldu? 20 Temmuz Harekâtı'na nasıl gelindi? Neden gelindi?

* * *

Sonra ne mi oldu? Özgürlük elbisesi bize bol geldi. Bir türlü yakıştıramadık kendimize... Geçmişimizi unutup sağa sola saldırmaya başladık... Ne istiyoruz bilemedik... Doyumsuz olduk, hazımsız olduk... Birbirimizi düşman gördük, kıskandık... Peki ya geçmişimizi nasıl unutabildik?.. Yaşadıklarımızı, bugünlere gelebilmemizde hiç bir menfaat beklemeden yıllarca uğraşıp didinenleri nasıl acımasızca, nasıl nankörce yargılayabildik? Yalan yanlış iftiralarla aziz hatıralarına nasıl ihanet edebildik?

* * *

Bugün yazlık evinizin balkonunda oturup bahçenizdeki havuzda yıkanan çocuklarınızı seyrederken, yahut iki adım ötedeki denize girerken, cebinizde bir kurşun bulundurmanın cezasının idam olduğu günleri hatırlayıp, -biliyorsanız- yıllar önce bizim yaşadıklarımızı düşünün ve yüreğinizde biraz olsun vicdan varsa bu yalan yanlış yazılanlardan dolayı kendinizi sorgulayın.

* * *

Böylesi vefasızlık bize yakışmaz arkadaşlar... Çünkü biz aynı yolun yolcularıyız.

* * *

Aslında yazıma başka niyetle başlamıştım. Kahve falından sözetmiştim başlangıçta.

Evet; kahvemizi içtik dostumla, diğer arkadaşım da falımıza baktı. Falımda ne çıktı biliyor musunuz? Ve arkadaşım nasıl yorumladı o şekli??? İşte işin ilginç yanı o...

Fincanda kocaman bir Kıbrıs, tam da eşikte... Çözümsüz bir meselen var dedi arkadaşım. Hallolacak gibi değil...

* * *

Geçenlerde çok değerli dostum Mehmet Hasgüler gazetedeki masama "Kıbrıs'ta Enosis ve Taksim Politikalarının Sonu" adını verdiği kitabını bırakmış... Bu vesile ile kendisine teşekkür ederim.

Bu kitabı tüm Kıbrıslılar okumalı diyorum ben. Sabırla, inatla... Dünyanın gözünde biz neyiz? Aslolan biz miyiz? Yoksa Kıbrıs'ın stratejik konumu mu?

Bu konu ancak böylesi bir sabır ve sebatla araştırılıp sunulabilir okuyucuya... Eline sağlık, emeğine sağlık, yüreğine sağlık sevgili dostum...

Yazımın başlığına kitabının adını verdim iznini almadan. Hoş göreceğini umarım.

**************

BENİM BABAM... DR.MERTDOĞAN MERCAN...

YALNIZ

Caddelerde arayadur sen beni,

Bense küskün kişiler yalnızlığında.

Ne tebessümdü mutluluklara,

Kaldırımlara düşmeden önce.

Yapayalnız gölgem kurudu rüzgârlarda,

Uçuk rengi rüyada mutluluğum.

Güneşi özlerken boş sokaklarda,

Mahveden, öldüren yalnızlığım...

1961 istanbul

Dr. Mertdoğan Mercan

Girdiği ortama neşe katan, mesleğindeki başarının yanısıra, sanata, müziğe, şiire olan düşkünlüğü ile bilinirdi Dr. Mertdoğan MERCAN... Yani benim babam... Mesleğimi seçmemin, resme ve şiire olan ilgimin temelini atan en önemli insan... İnsanı sevmeyi, haksızlık yapmamayı, adaleti, saygıyı öğreten sevgili babam... Seninle ne kadar gurur duysam azdır...

Yine gün geldi çattı değil mi babacım... Bizi bu yalan dünyada yapayalnız bırakıp da gittiğin tam 20 koca sene geçmiş... dünya yalanmış, biz o yalanın içerisinde, o haksızlığın içerisinde fazlasıyla saf kalmışız. Zaten o yüzden değilmidir ki o koca yüreğin daha fazla dayanamadı ve bu dünyayı terkedip gittin... bak işte sen de bize haksızlık yaptın... dürüst olmak, hayatındaki herşeyi doğru yapmaya çalışmak bir hataymış... iyiler hep mi kaybedermiş...

Biliyor musun artık mücadelemde hep yanımda olacak bir de oğlun var... gerçi bilyorsundur... sen de oradaydın... bedenin olmasa da o mutlu gecemizde bizi cennetten gururla izlediğin biliyorum... bunu hissediyorum... her an sağ omzumun üzerine bana kuvvet veren en büyük destekçi meleğimsin sen... ve bir iken iki olduğumuzu, ikiyken de üç olduğumuzu da gördüğünü ve bununla gurur duyduğunu da biliyorum... aile kavramının önemini o kısacık sürede bana öğrettin ve bak şimdi senin küçük kızının da bir ailesi var... küçük kızının da küçücük bir kızı oldu..senin minicik bir torunun oldu..bizimle bu güzelliği tatman için neler vermezdim ki...

Üzerinden seneler geçse de , her geçen gün artan bir özlem ve sevgiyle, alacağım son nefesime kadar seni yaşatacağım... sen benim idealimsin, senin çizginde ilerlemekten, seni yaşatmaktan gurur duyuyorum.

sensiz her saniye, sene gibi... anlar geçmek bilmiyor... sensizlik içimde bir kalp sızısı... bunu kimse dindiremiyor...

rahat uyu babacığım... seni hasretle ve gururla anıyoruz...

kızın,

Özge ATAMER

*******************

Neler gördü bu gözler

Neler işitti kulaklarım

Ne sırlar bilir de

Konuşmaz

Hep suskun bu mangal yürek...

S.S.

***********

FARKLILIKLARIN FARKINDA OLMAK

* Seyahat eden sergilerden "Leonardo: Evrensel Deha" sergisi 15 Nisan'da Yakın Doğu Üniversitesi Araba Müzesi'nde...

* Sergiyi Güney Kıbrıs'tan elli binin üzerinde sanatseverin ziyaret etmesi bekleniyor...

Leonardo da Vinci'nin orijinal çizimlerinden üretilmiş makinelerin replikalarını içeren "Leonardo: Evrensel Deha" sergisi 15 Nisan-15 Mayıs tarihleri arasında YDÜ Araba Müzesi'nde açılacak.

Böyle bir serginin KKTC'ye getirilip sanatseverlere sunulması olağanüstü büyüklükte bir olaydır. Yani; Yakın Doğu Üniversitesi Kurucu Rektörü Dr. Suat Günsel'in deyişiyle "adada kıtalı gibi yaşamak"tır.

Sergi Leonardo da Vinci'nin icatlarından oluşuyor. Da Vinci'nin 1478 - 1513 yılları arasında tasarladığı ve çağdaş mühendisler tarafından yeniden yapılan 40 işlevsel ve gerçek ebatlarda replikayi içeriyor.

Serginin bir diğer özelliği ise öğretici olduğu kadar eğlendirici olması. Bundan dolayı bu sergi yetişkinlerin yanı sıra çocukların da ilgisini çekecek.

Sergi 5 bölümden oluşuyor. İlk 4 bölümde "toprak - ateş - hava ve su"ya göre tasarlanmış replikalar var. 5. bölümde ise Da Vinci'nin tasarladığı diğer mekanizmaları içeriyor.

Aradan bunca yüzyıl geçmesine rağmen Da Vinci'nin eserlerinin hala güncelliğini yitirmemiş olması, onun zekasını anlayabilmemiz açısından çok önemlidir.

Da Vinci'nin evrensel dehasını mühendislik harikası olarak kabul edilen orijinal çizimlerinden inşa edilmiş makinelerinin replikalarında Yakın Doğu Üniversitesi Araba Müzesinde 15 Nisan'da açılacak olan sergide görebileceğiz.

   1872 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
06 Ocak 2009, Salı   Kıbrısname – 1
18 Aralık 2008, Perşembe   Hiç gitmedin ki...
08 Aralık 2008, Pazartesi   Unutmak mümkün değil...
02 Aralık 2008, Salı   "SİZ" Adlı Sergi
27 Kasım 2008, Perşembe   Sonbahar...
17 Kasım 2008, Pazartesi   Biz de Dünyalı mı olduk
05 Kasım 2008, Çarşamba   İşyerinde iltifat/-sızlık
23 Ekim 2008, Perşembe   Satılık Bebek Yatağı
08 Ekim 2008, Çarşamba   Kıssadan hisse... Hasan Ali Yücel
07 Ekim 2008, Salı   "Durgun Anlar..."


Yorum Sayısı:   1
  Öznur Ermetal Modro         - Chicago 20 Mart 2007, Salı 20:43 
Sn Sadıkoğlu,

Size ne kadar teşekkür etsek az bu güzel köşeniz için! Her zaman keyifle okuyorum yazılarınızı. Yüreğinize sağlık bu da çok güzel ve de çok güncel olmuş. Özellikle 'özgürlük elbisesi bize bol geldi' tümcenizi çok güzel! Gerçekten de üzücü, her ne kadar herkesin fikrine saygımız varsa da, iftiralar ve de şehitlerimize atılan çamurlar çok çirkin ve de endişe verici!! Yaşnmamış olmasını dilerdik...Saygılar...


DÖVİZ KURLARI : .
DÖVİZ CINSI ALIŞ SATIŞ
1 DOLAR 1.5451 1.5560
1 STERLİN 2.3340 2.3513
1 EURO 2.0988 2.1136



YAZARLAR : .

Reşat Akar

Ortak devlet gibi ortak demeç de olmaz!

Ali Baturay

Gazze'deki dram

Hasan Hastürer

Gaderi gara Lefkoşam...

Mustafa Doğrusöz

Kırmızı çizgili yıllar (54)...

Akay Cemal

'Karasuları', Rus tatbikatı ve ...

Ahmet Tolgay

Klasik Sinema Kuşağımızda yarın akşam: WES...

Bilbay Eminoğlu

Bu ne biçim dünya?... Bu ne biçim insanlık...

Omaç BAŞAT

Haklıyız, gelecekten umutluyuz

Dilek ÇETEREİSİ

Meclisten Notlar (25/11/08)

Aysu Basri

SİNAN AYGÜN VATANDAŞ MI OLACAK?!

Emin AKKOR

Kriz kıskacında 3 tehlike

Uzm. Mine Çağlar

Sağlık dolu bir yaşama yolculuk

Dr. İsmail KEMAL

Seçim aracı olarak savaş

Oğuz Metiner

"El kârda, gönül yarda"

Psikolog Ayla Kahraman

Bir şans daha

Türem Delikurt

"Aile; anne-baba ve çocuklardan oluşan...

Harid Fedai

Yerli Haberler





© 2003 - 2006 Kibris Gazetesı
Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak belirtilmeden yayınlanamaz.
Haber Merkezi: info@kibrisgazetesi.com
Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Kibris Gazetesı harici linklerin sorumluluğunu almaz.
Last Digital
eNewspaper Automation Software
Technology by:
                     
Dışarıya link Last Digital