|
Ülkemizde son yıllarda yaşanan yüksek oranlı ekonomik büyüme beraberinde belli sorunları da getirmiştir. Bunlar arasında en belirgini çevre ve doğal kaynaklarımızın kullanımı ile ilgilidir. Ekonomik büyümenin çevresel sorunları beraberinde getirmesinin nedeni, diğer bütün alanlarda da olduğu gibi doğal kaynakların kullanımı için bir plan, çevreyi korumak için gerekli mevzuat ve ülkenin yapısal gelişimini öngören bir imar planının olmayışıdır.
İşte bunun içindir ki Devlet bu hızlı yapılanma karşısında, geçici enstrümanlardan olan emirnameler ile çevre ve doğayı bir nebze de olsa korumaya çalışmaktadır.
2002 yılından beri yaşanan ekonomik patlamanın başını inşaat sektörü çekmektedir.Yapıların yanı sıra, bu sektör için gerekli olan kum ve çakıl gibi girdilerin sağlandığı yerlerde de rahatsız edici boyutlarda görüntü kirliliğinin oluşması, çevre olgusunun daha fazla sorgulanmasına neden olmuştur. Buna ek olarak, ekonomimizin diğer ana sektörünü oluşturan turizm sektörüne yapılan belli yatırımların çok sayıda sivil toplum örgütleri tarafından çevresel olarak hatalı bulunması sorgulama dozunun artırmıştır.
Bunun ötesinde Devletin gerçekleştirdiği gerekli altyapı yatırımlarının; yol, enerji üretimi ve dağıtımı, çevre ve doğa kurallarına uygunluğunun net olmayışı, halkın kamuya olan güvenin daha da azalmasına neden olmuş, tepkileri artmıştır.
Bütün bunların sonucunda ortaya çıkan resim; bir tarafta ekonominin gelişimini engellemeye çalışan "çevreciler", diğer tarafta ise ekonomik büyüme için çevreyi katletmeye hazır "çevre karşıtları"!
Aslında durum gerçekten vahimdir. Çok iyi bilinmesi gereken bir gerçek vardır ki o da, ne çevre kendi başına ekonomik kalkınmanın bir alternatifi olabilir, ne de ekonomik kalkınma, çevrenin! Bu iki olgu biri birini tamamlayan olgulardır. Özellikle çevre ve doğal güzellikleriyle övündüğümüz ve ekonomimizi bu zenginliklere bağladığımız bir ortamda, çevreyi nasıl düşünmeyebiliriz?
Ekonomide yalnızca gelişmeyi değil kalkınmayı da istememiz gerekir. Bunun için özünde insana önem veren, mevcut nüfusun ekonomik ve toplumsal ihtiyaçlarını karşılayan, gelecek kuşakların da ihtiyaçlarını gözeten, doğal ve kültürel kaynakların özenli bir biçimde tüketilmesini öngören bir yapı ortaya koymamız gerekir. Bu da "sürdürülebilir kalkınma" modelidir. Sürdürülebilir bir ekonomik kalkınma modeli için çevre elzemdir.
Ekmeğimizin ve geleceğimizin katledilmesine nasıl izin verebiliriz? Bence bu adada yaşayan hiç kimse buna izin veremez. Bu adada yaşayan herkes çocuklarının geleceğini düşünmek zorundadır.
Çevreci olmak, çevreyi korumak, bana göre ekonomi bilimi ile örtüşen olgulardır. Çünkü, çevreci olmak ekonomik düşünmek demektir. Eğer Kıbrıs'ta çevre kıt kaynak ise ve ekonomi bilimi kıtlık sorununa çözümler üretmek için uğraşan sosyal bir bilim dalı ise, o zaman çevre sorunlarına bizler ancak ekonomik düşünerek ve ekonomik yaklaşımlarla çözümler üretebiliriz.
Çevre sorunları temel ekonomik kavramlardan "alternatif maliyet" kavramı ile yakından ilgilidir. Ekonomik değerlendirmelerde (maliyet ve fayda analizleri) alternatif maliyet kavramını kullanarak çevre sorunlarına çözümler üretebiliriz.
Bunun için değil midir ki bugün, bütün gelişmiş ve çoğu gelişmekte olan ülkelerde, kamu yararına yapılacak bütün projelerin uygulamaya konulmadan önce mutlaka "ekonomik değerlendirme"'ye tabi tutulmaları yasal zorunluluktur.
Bugün Avrupa Birliğinde çevresel politikalar belirlenmesi öncesinde projelerin ekonomik değerlendirme çalışmaları yapılmakta ve bu çalışmalar sonucuna göre Birliğin çevre politikası belirlenmektedir.
Ekonomik değerlendirme, finansal (parasal) ve teknik fizibilite çalışmaları ötesinde bir değerlendirmedir. Ekonomik kısmı, projenin doğaya, çevreye, sosyal yaşantıya ve diğer paydaşlara getireceği fayda ve yaratacağı maliyetleri ortaya koyar. Kısacası ekonomik değerlendirme, projenin bireylerden tutunda, yatırımcıya, topluma, çevreye, ve doğaya ne getirip ne götüreceğini kapsamlı bir şekilde analiz eder. Böylesi kapsamlı bir değerlendirme, bireylere, sivil topluma, hükümetlere ve bütün proje paydaşlarının sorularına cevap verecek durumdadır.
Bu değerlendirme aslında "şeffaf olma" ile ilgilidir. Eğer siz toplumunuza, herhangi bir projenin ekonomik olarak ne getirip ne götüreceğini açık ve şeffaf bir şekilde ortaya koyarsanız, toplumun devlete ve onun ayakta durmasını sağlayan kumlarına olan güveni, desteği artar.
Bunun yanında, kapsamlı ekonomik değerlendirme "hesap verebilirlik" ile ilgilidir. Devlet, uygulamaya koymayı düşündüğü bir projeyi kapsamlı bir şekilde değerlendirirse, herhangi bir kesimden gelecek olan sorgulamaya en iyi şekilde hesap verebilecektir.
Sonuç olarak, son günlerde Dipkarpaz'dan Zafer Burnu'na elektrik götürülüp götürülemeyeceği tartışması devam etmekte, 40'ı aşkın sivil toplum örgütü bu projeye şiddetle karşı çıkmaktadır. Öyle görünüyor ki bu projenin fizibilite çalışmasında yukarıda anlatmaya çalıştığım "ekonomik değerlendirme" çalışması yapılmamıştır. İhalesinin neredeyse tamamlandığı bu projenin ekonomik değerlendirme çalışması yapılsaydı, eminim ki bugüne kadar karşı duruş gösteren kesime Hükümetimiz gerekli açıklamayı yapardı. Şeffaf olup, hesap verebilirdi!
Gelin çok geç olmadan bu ve buna benzer diğer kamu projelerinin kapsamlı "ekonomik değerlendirmesini" yapalım ve sonuçlarına göre bu adada yaşayan ve gelecekte yaşayacak olan nesillerin yararına olup olmadığına karar verelim.
Yazımı, bu adada yaşamayan ama Karpaz'a hayran kalan bir yabancının içten gelen önerisiyle bitirmek istiyorum. "Eğer Karpaz'ı kurtarmak istiyorsanız, girişine büyük araçların, dozerlerin aşamayacağı yükseklikte bir duvar, bir sur inşa edin. Kapısını da Lefkoşa'daki orijinal Girne Kapısı gibi sadece salon ve küçük araçların geçe bilmesi için dar ve alçak yapın. Bunu da bütün dünyaya çevreyi koruma abidesi olarak tanıtın" Ne dersiniz?
|