|
Ekonomik büyüme, milli gelir düzeyindeki ve birey başına düşen milli gelirdeki artışı anlatır. Ekonomik kalkınma ise, çok daha yapısal bir sonuçtur. Kalkınma ekonomik, toplumsal, çevresel, özellikle bireysel gelişmeye ilişkin kapsamlı bir göstergedir.
Bir başka deyişle, ekonomik büyüme ülke ekonomisi gelişiminin niceliksek boyutu, kalkınma ise gelişimin niteliksel boyutu ile ilişkilidir. İşte bunun içindir ki, kalkınma, bizim gibi gelişmekte olan ülkeler için çok daha önemlidir.
Ekonomimiz büyüdü diye illa ki kalkındık ve yaşam kalitemizde gelişim sağlandı demek değildir. Ekonomik büyümemizi, eğitim düzeyinin yükselme, kültürel etkinliklerin ve buna katılan bireylerin artışı, kültür ve tabiat varlıklarının korunması gibi niteliksel göstergeleri katarak değerlendirmeliyiz.
Gelişmedeki anlayış sırf parasal değil insan yaşamı koşullarının iyileştirilmesiyle ilgili olmalıdır. Bunun için uzun dönemde çıkarları dikkate alan, birey odaklı, çevre dengeleri ve ekonomik büyümenin sürdürülebilirlik boyutu olan, bir kalkınma anlayışı oluşturulmalıdır. Bu da öncelikle büyümeyi kalkınmanın bir alt bileşeni olarak, kalkınmayı da yaşam kalitesi kavramı ışığında çok boyutlu olarak ele almakla başlar.
Tabi ki ekonomik büyüme de önemlidir ve gereklidir. Zira ekonomik büyüme olmazsa kalkınma mümkün olmaz. Fakat yukarıda da açıklamaya çalıştığım gibi büyümeye kalite katan unsur kalkınmadır. Ancak bireylerin yaşam standartlarının gelişmesi ve refahlarının artması sayesinde kalkınmış oluruz.
KKTC ekonomisi son 5-6 yılda gerçek anlamda kayda değer ölçüde büyümüş ve kişi başına düşen gelir 6 bin Amerikan dolarından 12 bin Amerikan dolarına yükselmiştir. Ekonomimiz büyüyor ama ekonomik, sosyal, çevresel ve bireysel kalkınmada arzulananı bir türlü yakalayamıyoruz. Bu da bireylerin yaşam kalitesini artırmanın sırf ceplerine daha fazla para girmesiyle olmayacağını göstermektedir.
Dünya Bankasının kalkınma ölçütleri arasında, kişi başına düşen hastane yatağı sayısından tutun da, ülkedeki eğitim düzeyine, çevresel zenginliklerin korunması ve geliştirilmesi gibi pek çok göstergeler yer almaktadır.
Aslında bizlerinde bu kalkınma göstergelerini iyi değerlendirerek sadece büyüme rakamlarını ön planda tutarak, ekonomik gelişim sağlamışız gibi göstermemiz yanlış olacaktır. Sonuçta hedef refahın artması, bireylerin yaşam standartlarının yükseltilmesi ise, bunları açıklayan göstergeler üzerinde yoğunlaşmamız gerekmektedir. Bu göstergelerin bazıları fazla araştırma gerektirse de, belli göstergeleri etrafımıza bakarak da görebilir, kalkınıp kalkınmadığımızı değerlendirebiliriz.
Örneğin, bu yaz sıcağında serinlemek için gittiğimiz sahilleri, piknik yaptığımız alanları gezerek, hava almaya çıktığımız parklara ve yürüyüş yaptığımız kaldırımlara bakarak belli sonuçlara varabiliriz. Bunun yanında dağ-tepe demeden yol ve konut yapımında kullanmak üzere yonttuğumuz güzelim dağlara bakıp çevresel sorumluluk notumuzun ne olduğunu belirleyebiliriz.
Bireyin gelişimi için en temel ihtiyaçlardan olan ve anayasal hak olarak tanınan eğitime (öğrenim) baktığımızda; Dünya Bankasının hazırladığı rapora göre 8 yıllık mecburi eğitim döneminde bir Kıbrıslı Türk öğrencinin aldığı toplam eğitim süresinin, AB ülkelerindeki öğrencilere göre toplamda 2,5 öğretim yılı daha az olduğunu, görmekteyiz. Bu eğitim zaman açığı milli gelirimiz 10 bin dolarları aşmasına rağmen azalma yönünde bir gelişme göstermemiştir. Çocuklarımızın okullarda aldığı eğitim süresinde bir gelişme olmamıştır.
Son beş yılda ekonomimiz neredeyse %50 büyüme göstermiştir. Ama bu ekonomik gelişim bizlerin daha fazla araba, klima ve diğer ürünleri satın almamıza imkân sağladıysa da, okullardaki eğitim süresi açığını kapatmadı, enerjiye olan talep artışını karşılayamadı, çevre bilincini geliştirmedi, çöpünü arabanın penceresinden atmamayı öğretmedi, toplumsal yaşamın unsurlarına karşı sorumlu ve saygılı olmayı günlük yaşamımızın bir parçası haline getirmedi.
Keşke kişi başına düşen gelirimiz niceliksel olarak bu kadar artma yerine niteliksel olarak yarısı kadar artmış olsa da, kalkınmış olsaydık.
Hiç kuşkusuz ekonomik kalkınmanın temelinde planlama kavramı yatar. Makroekonomik planlamanın zamanı geldi de geçti bile. Gelin çok geç kalmadan ekonomik vizyon, bunun için stratejiler, bütçe ve takvim belirleyelim. Bunun çıkış yolu budur. Hoş, bizler de 1960'ların Türkiye'sinde ortaya atılan "Plan değil pilav istiyoruz" demagojisi güdersek, işimiz çorba olur.
Gelecek yazımda pilavın değil makroekonomik planlamanın tarifini yapmaya çalışacağım.
|