|
Okuldaki mi, evdeki mi?
Çocuğumuzun farklı ortamlarda gelişen farklı davranışsal ifadeleri, onu belki de yanlış ya da eksik algılamamıza neden olabilir. Süregelen bu değişimlerin başlangıcında,güvenli yuvasından çekici dış dünyaya doğru atılan ilk adımların izleri vardır. Ana babalar olarak, evi yuva yapmaya odaklanırız; öyle bir yuva ki,yeni ufuklara doğru uçmaya hazır olduğunda, yuva güvenli bir üs, korunaklı bir liman olarak görevini yapmaya devam etsin.
Çocuğun yuvadan dışarıya doğru attığı ilk adımların ilk adresi okuldur. Bu ilk adımlar, çocuğumuzla ilgili olarak oluşacak beklentilerimizin de kaynağıdır. Ana babalık görev ve sorumluluklarımızı ciddi ciddi sorguladığımız ve gelecekle ilgili ağır kararlar almaya hazır olduğumuz bir döneme gireriz bu ilk adımlarla. Aynı anda çocuğumuz, şekerci dükkanına henüz düşmüş bir coşkudadır. Her renk ve çeşitteki şekeri tatma arzusundadır.Bu arada yaşayacağı karın ağrıları, belli belirsiz yakarışlarıdır.Cazibesine kapıldığı şekerci dükkanı ile güvenlikli ama rutin ev ortamı arasındaki gelgitler onu yormaya başlar ve çatışma durumlarını ortaya çıkarır. Siz, yazımıza başlık olan soruyu sorarken, şekerci dükkanındaki çocuğunuz aşağıda küçük bir örneğini vermeye çalıştığım çatışma durumlarıyla karşı karşıyadır:
· Derslere yoğunlaşmayı başarmak
· Arkadaşları arasında yer edinmek
· Bağımsız bir birey olmayı öğrenmek
· Okulun beklediği görevleri yapmak
· Cinsiyet rollerini benimsemeye başlamak
· Merak ettikleri hakkında cevap “düşünmek”
· Korkularıyla baş etmek
· Başkalarını anlamak
· Başkalarının “güldüğüne” ve “üzüldüğüne” gülmeyi ve üzülmeyi öğrenmek
· Ahlaki değerler geliştirmek
Bunlar ve daha nice yeni çatışma çözüm bulmayı bekler. Küçük bir çocuk tarafından evinden
uzakta, okul denilen esrarengiz, çekici ve adrenalini yükselten diyarda. Bundan dolayı, her şeyin yolunda olup olmadığını anlamaya çalışırken alıştığımız ölçütlerin dışında, yeni bakış açıları edinmek durumundayız. Bunların içinde gözlenmesi gereken belki de en önemli ölçüt, çocuğumuzun arkadaşlık ilişkileridir.
Arkadaşlık ilişkileri, okul başarısını da etkileyen önemli bir faktördür.Çocuğumuzun kendinden büyük ya da küçük değil,yaşıtlarıyla kurduğu ilişkinin niteliği bize onun hakkında önemli bilgiler verir. Okul başarısını, okulu sevip sevmediğini anlamanın ilk yoludur bu. Kendini bir grubun değerli üyesi olarak hissetmesi, aynı zamanda gelecekteki erişkin ruh sağlığını da etkiler.Ailesi önemini korurken, çocuk bağımsızlığına doğru yelken açar.Yol arkadaşları ise akranlarıdır. Arkadaşlarıyla ilişkilerini gözlediğimizde, cinsiyet rolü davranışlarını, toplumsal becerilerini, kimlik arayışında izlediği yolları da analmış oluruz.
Bağımsızlığına doğru yelken açmış çocuğun, aile ve toplum kurallarına yönelik tavrı da değişimden geçer. On yaşlarına doğru, okul ve ailenin belirlediği kuralların aslında değişebileceğini fark eder. Bu farkındalık, çocuğa yönelik olarak kullanılan yetki ya da otoritenin sarsılmasıyla sonuçlanır. Aileye bağımlı çocuktan, aileden bağımsız ama aileye bağlı çocuğa geçiş sürecini sizin tutumunuz kolaylaştırır ya da zorlaştırır. Başkalarının da haklarının olduğunu anladığı bu dönemde, vicdan, ahlak ve değerlerini de oluşturmaya başlar.
Ana babalar olarak, her şeyin yolunda olup olmadığını anlama kriterlerimizden biri de, çocuğun heyecan gelişimidir; özellikle korkuları, onu anlamada yol gösterir.Korkularının kaynağında kendini ve dünyayı algılayışının izleri vardır. Bu dönemde korkuları şekil değiştirir ve kalıcı olma riski taşır. Ölüm korkusu ve okul fobisi sık görülen, oldukça sarsıcı korku çeşitleridir. Zamanında fark edilmeleri gerekir. Evde ve okulda koşulsuz kabul edildiğini bilmek,korkularıyla baş edebilmesinde önemli bir destektir.Bu koşulsuz kabul edişle, düşmanca duygularıyla başa çıkmayı ve onları toplum tarafından kabul edilebilir ölçüde ifade etmeyi öğrenir.
Çocuğumuzun sorun çözme becerisini anlamanın bir yolu da, saldırganlık,atılganlık,ilgi arama, dil gelişimi gibi davranışlarını gözlemektir.Mizah anlayışı bile dünyayı algılayışının, korkularının, özlemlerinin izleriyle doludur.
“Her şey yolunda mı” sorusuna cevap ararken, başarı faktörü de önemli bir kriter olarak karşımıza çıkar. Çocuklar başarıyı severler ve isterler. Öğrenmeye de isteklidirler. Okuma, yazma, matematik ilgilerini çeken konulardır; ancak yaş dönemleri gereği dikkatlerini yoğunlaştırma sorunu yaşarlar. Eskisinden daha meraklı, daha ciddi, daha işbirlikçi ve daha kendine güvenli olmalarına rağmen, dikkatlerini yoğunlaştırmada yaşadıkları güçlük; mutsuzluk ve başarısızlık duygularını artırır. Sınıf, çocuğun kendini çalışkan ve üretken hissedeceği ortamlardan sadece biridir ve tek başına yeterli değildir. Sportif ve zihinsel oyunlar, sanatsal çalışmalar hatta güçlü olanı belirleyen şakacı kavgalar kendini gerçekleştirme sürecindeki çekici ortamlardır.
Çocuğun yaş dönemi sorunlarını doğru çözmesi, gelecekteki yaşamına yönelik değerli bir armağandır. Sorun çözme becerisini kazandırır ve bu tüm yaşamı boyunca engellerle yapacağı karşılaşmalarda, bir sıfır önde olmasını sağlar.
Evdeki çocuk ile okuldaki öğrenci arasındaki bilinmez farklılıkları bilinir yapmamız dileğiyle, esen kalın sevgili ana babalar.
Çok olun, çocuklar, çok olun,yapraklar kadar, balıklar kadar çok olun,el ele verin, çocuklar, el ele,bütün gündüzler sizin olsun,yaşayın dünyayı doya doya. Çocuklar, çiçekleri umudumuzun. “A.Kadir”
|