|
Kalabalıklar içinde yapayalnız mı kaldınız?
Şans meleklerinin tanımaktan kaçındıklarından mısınız?
Kendinize ait duygu ve düşünceleriniz olduğunu fark etmeyen kişilerin dünyasına sığınan bir "gölge" misiniz?
Çevrenizdeki insanların sizi terk etmemeleri için daha ne yapmanız gerektiğine kafa yoran bir "değersiz" misiniz?
Acı çekmeyi hak ettiğinizi ve hep "başkalarının" haklı olduğunu düşünenlerden misiniz?
Sizi eleştiren her yorum, sizi ağlatıyor mu? İçinize kapatıyor mu?
Aslında bu dünyada sizi seven hiç kimsenin bulunmadığını biliyor musunuz?
Sevgili dostlar bu abartılı soruların bir tanesine bile "evet" demek, insana ait olan önemli değerlerden birini saf dışı bırakmak anlamına gelmektedir: Özgüven
Çok ufak yaşlardan itibaren oluşmaya başlayan özgüven değeri, oldukça hassas dengelerden geçerek olgunlaşır ve insanın evrensel anlamına katkı koyacak aşamaya ulaşır. Bundan dolayıdır ki, her yeni kuşak "öncekini" çok çaba harcamadan sırtına alır ve dünya tarihine yeni bir sayfa açacak girişimlerde bulunmaya hazırlanır. "Önceki" kuşak, "gelecek" olana bu değeri aşılamakla yükümlüdür. Bununla beraber, bu yükümlülük başarı garantisine sahip değildir. Yeni kuşağın taze bireyinin çok küçük yaşlardan itibaren yürekten ve sabırla, özgüven yolunda desteklenmesi gerekir. Boşanma, anne baba ölümü, kavga ve çatışmaların gölgelendirdiği çocukluk dönemi, özgüvenin gelişmesini duraklatacak ya da engelleyecektir. Bu olumsuzlukların yanında, korumacı ailelerin yaklaşımını da göz önünde bulundurmak gerekir. Bu aileler, çocukları için yaşamı kolaylaştırma yolunda emin adımlarla ilerlemeyi görev bilirler. Görev bilinçleri gereği, her şeyi çocuk için yaparlar: Çocuk için arkadaş seçerler, ders çalışırlar, cep telefonunu "en önce" alırlar. Çocuk yapabilecekken, elbiselerini giydirirler. Doyduğundan emin olmak için yemeğini yedirirler. Hata yapmanın baş döndürücü deneyimini hiç yaşamayan bu çocuklar, "doğru benlik algısı" geliştirmeden yaşam gerçekliğinin girdabına düşüverirler.
Siz istediğiniz kadar, "aslında" onun değerli olduğunu ya da o işi başarabilecek beceriye sahip olduğunu tekrarlayın; o "başkalarının" yani "dışarıdakilerin" onayını almadıkça size, kendine ya da yaptıklarına inanmayacaktır. Bunun yanında yaşamındaki güzellikleri önemsemeyecek, kazanımlarını hiçe sayacaktır. Olumsuz her şeyi ise abartılı bir kederle karşılayacaktır. Yaşamda gerçekleşmesi mümkün olmayan hedefler ve istekler belirleyip, onların bitmeyen yasını tutacaktır.
Dünya yüzündeki varlığı benzersiz olan insanın özgüven geliştirme yolundaki ilk durağı kendini tanımaktır. Kendini tanıyan insan, varlığını olumlu ve gerçekçi bir yaklaşımla ele almanın yanında yaptıkları için kendini sorumlu tutar ve benlik kontrollerini başkalarının insafına bırakamaz. Çocuklukta aldığı yaralar olsa bile, yaşama karşı durmayı ve bir şeyler elde etmeyi bilir. Kendini arenada aslanlara karşı savaşan bir gladyatör gibi görmek yerine; yaşam laboratuarında öğrenen, eğlenen ve değiştirme gücüne sahip olan bir birey olmayı tercih eder. Özgüven değerini kimliğinin bir parçası yapmak isteyen insan; düşüncelerinin karanlıkta kalmış köşelerinde bile kendi benliğine acımasız eleştiriler yapmaz. Aydınlık bir kafa ve yürekle davranışlarını sorgular ve gereken dersi çıkarır.
Sevilen ve seven birisi miyim?
Arkadaşlarım tarafından kabul ve onay görüyor muyum?
Yaptığım işi seviyor ve arzuladığım başarıya yaklaşıyor muyum?
Başarabileceğimin de bir sınırı olduğunu biliyor muyum?
Kendimden memnun muyum?
Başardığım zaman, zaferimi kutlar mıyım?
Haklarımı bilir ve kullanır mıyım?
Hayır ve evet demeyi bilir miyim?
Hiçbir abartı taşımayan bu soruların bir tanesine bile "evet" diyebiliyorsak, dünyaya vurulan insani damganın bir parçasıyız artık.
|