|
Tüm dünyada olduğu gibi, bizim güzel ülkemizde de uyuşturucu tüketimi artıyor. Bunun yanında, medyadan, ülkemizin uyuşturucu ticaretinin duraklarından biri haline geldiğini hatta uyuşturucu maddelerin üretiminde kullanılan yasak bitkilerin yetiştirilme gayretini okuyoruz, dinliyoruz. Bundan sonraki durağımızın ne olacağı endişesi içerisindeyiz.
Şiddetin, zulmün, nefretin, suç işlemenin, kadına ve çocuğa eziyetin hoş görüleceği bir toplumsal yıkıma doğru mu gidiyoruz?
“Yok, bu kadar da olmaz. Bize uymaz. Bu derece bozulma yaşamayacak kadar köklerimiz sağlam” desek de; ne yazık ki dünya haritasının oldukça fazla noktasında bu acımasızlıklar yaşanıyor. İnsanın insana yönelik zulmü çeşitlilik kazanarak artıyor. Uyuşturucuyu yayma gayretleri bunlardan sadece biri ve belki de en eskisi.
Görev hepimizin
Uyuşturucu ile mücadelede hepimize görev düşüyor. Toplumsal geleceğimizi ve neslimizin devamını doğrudan etkileme gücünü elinde tutan bu illetle, sadece devletin ilgili organlarının mücadele etmesi yeterli değildir. Bünyemize uyan en etkili eğitim programları, toplumun her kesimindeki bireyi içine alan sanat ve kültür merkezleri ve vatandaş farkındalığını artıracak her türlü yöntem ve önlem; uyuşturucu ile mücadelemizde bize silah olmalı. Toplum kurumları ile bireyin yanında ve hizmetinde olduğunda; bireyin toplum dışı yollara sapma olasılığı azalacaktır.
En başta ise; aile bilinçlenmeli. Çocuk yetiştirme işini, ciddiyetle ele almalı.
Nerelerde zaman geçiriyorlar
Uyuşturucunun yayılmak için fırsat bulduğu bazı eğlence mekânları ve barlar, küçük yaştaki çocukların ve ergen gençlerin toplanma yeri haline gelmiştir. Çocukların eğlence anlayışının yolu bu mekânlardan geçmektedir. Çocuğuna güvenen ya da güvenmekten başka çare bulamayan anne babalar ise, ne yazık ki; bu mekânlarda bulunmaması gereken çocukları ile dönüş saati üzerinde pazarlık yapmak zorunda kalmaktadır.
Bunların dışında eğlence alternatifleri düşünmek zorundayız. On sekiz yaşın altındaki çocuğumuz, bazı mekânlara gidemeyeceğini, akşamın erken saatlerinden itibaren evine gelmek durumunda olduğunu ve bu sınırın uzunca bir süre değişmeyeceğini bilmelidir. Arkadaşlarının ailesi izin verse de, çağ dışı olmakla suçlansak da, bizi ders çalışmamakla tehdit etse de kararlı olmalıyız. Onun uygulayabileceği ve ona cazip gelen değişiklikler önermeliyiz. Aile değerlerimizi, onur anlayışımızı yeniden gözden geçirmeli ve çocuğun da bunlar için çaba göstermeyi istemesini sağlamalıyız.
Görev bilinci
Çocuğun görev bilincini edinmesini sağlayan önlemleri hayata geçirmeliyiz. Ellerini, bedenini, aklını kullanarak kendine ve yakınlarına fayda sağlamayı öğrendiğinde dünyayı “tadına bakılması gereken bir pasta” gibi algılamaktan vazgeçecektir. İşe yaradığını hisseden insan; önemli olduğunu bilen insandır. Karne iyi geldi diye ya da uslu dursun, başka şeyler istemesin diye alınan pahalı ve zamansız armağanlar gencin kendisi ile ilgili değerler geliştirmesini engeller. Görev bilincini geliştirebilen gencin; benlik karmaşası yaşayıp; uyuşturucu gibi tuzaklara düşmesi zordur.
İpuçları
Gencin gündelik yaşamının akışı; dikkatle izlenmesi gereken ipuçları ile doludur. Anne babası, öğretmenleri ve onunla ilgili kişiler bu ipuçlarına dikkat etmelidir. Arkadaş çevresindeki ani ve öncekinden farklılıklar taşıyan değişimler önemlidir. Derslere devamsızlık başladıysa, okul grubundan koptuysa, akranlarına ilgisizse, çabuk parlıyorsa işler yolunda olmayabilir. Evde odasına kapanıp, dış dünya ile bağlantısı yokmuş gibi davranması da öyle. Duygusal dışavurumlarının sıklıkla değişmesi, size tuhaf gelen yorumları, öfkelendiğinde kendini ya da başkalarını yaralaması, bazen aşırı kendine güveni dikkatle ele alınması gereken ayrıntılardır. Ağır bir ergenlik bunalımının kökeninde; aile içi çatışmalar olabilir. Kavgalar, şiddet, geçimsizlik aile bireylerini güçlü bir bağ kurmaktan alıkoymuş olabilir. Bu, gencin önce yuvanın sonra da toplumun dışına çıkması; kendine benzeyen mutsuzlarla, yanlış ve yok edici bir dünya kurmasıyla sonuçlanabilir.
Sevginin gösteri zamanı
Onu çok sevdiğinizi göstermek amacıyla ne yapıyorsunuz? İsteklerini yerine getirerek ona istemeyi mi öğretiyorsunuz? Büyük fedakârlıklarla araba, motosiklet gibi “şeyler” mi alıyorsunuz? Böylece akranlarının hayranlık duyduğu “şeylere” sahip olmasını mı sağlıyorsunuz? Bu “şeylerin” karşılığını çalışarak vereceğini ve gelecekte toplumda kalıcı bir itibar elde etmesine yarayacağını mı düşünüyorsunuz? Yoksa ona olan sevginizi, güveninizle eş mi tutuyorsunuz? Buna dayanarak, kendi sınırlarını belirleyebileceğini mi sanıyorsunuz?
Onlara konuşun. Doğrularınızı hem konuşarak hem de davranarak gösterin. Sahip olduğunuz değerler ile övünün ve bu değerlerin ona güven vermesini sağlayın.
Onları dinleyin. Anlamaya çalışın. Anlayana kadar dinleyin. Onun dünyasına, duygu ve düşüncelerine yabancılaştığınızda; biliniz ki o da sizi anlaşılmaz bulacak ve belki pes edecektir. Anlatacakları bitmeden müdahale etmeyin.
Bir sorun varsa ya da olduğundan sadece şüpheleniyorsanız; bunun üstünün örtülmesine izin vermeyiniz. Görmezlikten gelmeyiniz. Sorun olduğunda da sizin yanında olacağını bilsin. Sınırları çizmek, anne babanın işidir. Çocukların bu sınırları zorlayabileceklerini hatta bazen korktuğumuz hataları yapabileceklerini unutulmayınız.
Her ne olursa olsun, o sizin her daim yanında olmak istediğiniz kişi. Bunu bilmesine izin verin.
|