|
Hiç mi hiç dikkati çekmeyen ya da görüldüğü, işitildiği, yaşandığı anda önemsiz sayılan öyle olaylar var ki bunlar üzerinde azıcık düşünülse gerçekte önemli oldukları, hatta toplumun yapısındaki kimi yönleri gösterdiği anlaşılacaktır. Okuyacağınız öyküde de bu böyledir işte! Önemli sayılmayan, konusu kimilerince önemsenmeyecek bu öykü, geçtiği yörenin özelliklerinden birisini göstermektedir. Dahası belki de bu ülkenin genel yapısından önemli bir kesitini vermektedir. Bunları düşünürken bir yapının üçüncü katındaki salonda masanın başına oturmuş, önündeki boş kağıda öykü yazmak için usuna konu gelmesini pencereden caddeyi seyrederek bekleyip duruyordu. Bekleyişi on dakika bile sürmeden karşıdaki tali yoldan iki elinde çantalar olan bir kadının geldiğini gördü.
- "Hah" dedi içinden, "işte sana konu! Bu kadını izlesen ortaya öykü çıkmaz mı?"
Hanore de Balzac gibi kadının boyu bosu, elindeki çantalar, giyinişi, yorgun olduğunu belli etmeyen yürüyüşü yanı sıra yolu, çevreyi; karşısındaki sarı boyalı, kocaman avlusunda yeni ekilmiş birkaç süs ağaççığıyla önündeki caddeyle arasındaki kaldırımında beş tane süs hurması ağacı olan evi en küçük ayrıntılarına varıncaya tek anlatabilirdi. Yaşının kırkın üzerinde olduğunu tahmin ettiği kadının arkasında olan evlerle Beşparmak Dağları'nın uzantısı olan tepeleri kimilerinin deyişince "edebiyat yaparak" ballandıra ballandıra canlandırır; bu anlatımla yazacakları birkaç kitap sayfası tutabilirdi.
Kadın, tam bu sırada caddeye yaklaştı; daha sapaktayken başında şapkası, elinde baston yerine kullandığı hangi cins ağaçtan yapıldığını bütün dikkatine karşın çıkaramadığı bir değnek tutan bir adamla karşılaştı. Masa başında hasır sandalyede oturan kişi, onların birbirini tanıyıp tanımadıkları hakkında karar veremedi. Yaşından ötürü modaya uymayan bir entari giyen kadın, elindekileri tali yolun caddeyle birleştiği; kendisiyle yoldaki adama göre sol, kadına göreyse sağ tarafa, kenara bırakıverdi. Konuşmağa başladılar. Ne konuştuklarını birçok Kıbrıslının davranışı gibi merak edip durdu. Ne ki sola ya da sağa yatay olarak açılabilen alüminyum çerçeveli camlı pencerenin bir tarafından açsa, hatta bunu yapmayıp soluna düşen taraçaya çıksa bile ne konuştuklarını duyamayacağını biliyordu.
- "Belki de" diye düşündü, "buradan bu saatlerde otobüs geçip geçmediğini sormuş, onun yanıtını alıyor ve bu konuda konuşmağı sürdürüyordur."
Karşısında ama biraz yüksekte duran duvar saatine bakmağa üşendiğinden saatin kaç olduğunu kestirmekle yetindi. Bire yaklaşmış olmalıydı. Caddedeki adam, kadınla yaklaşık beş dakika kadar konuştuktan sonra oradan ayrıldı. Çantalarını alan kadın yolun karşı tarafına geçti. Yolun güneşli yönünden az ileride henüz odalarından yalnız alttaki odanın pencereleri tamamlanmış üç katlı binanın gölge ettiği yere doğru ilerledi; çantaları yolun kenarına bıraktı. Yanından üç araba geçtiği halde hiçbirine işaret vermedi; dördüncü araba geçiyorken önceden kadın olduğunu gördüğü sürücü boru çaldı, yol kenarındaki kadın el kaldırıp selam verdi.
- "Demek ki" diye düşündü adam, "bu kadın birilerini bekliyor. İleriye gidecek olsaydı en azından kılakson çalarak selam veren ve içerisinde sürücüsünden başkasının olmadığı arabayı durdurur, gideceği yere kadar giderdi."
Çok geçmedi, karşıdan Alayköy yönünden gelen üç kadın göründü; üçü de eşofmanlıydı. Yürüyüşe çıktıklarını biliyordu, çünkü sabahleyin buradan geçişlerini gördüydü. Kadınlar, kadının yanında durup konuşmağa başladı. Kuşkusuz hiçbirinin ne dediğini, dudak hareketlerinden konuşulanları anlama yeteneği olmayan adam, anlamadı. Yalnız üç kadının hemen her gün yürüyüş için buradan geçtiklerini gördüğünden çantalı kadının bu köyden olduğunu anlayıverdi. Anladığı ve daha öncelerde düşündüğü gibi şimdi karar verdiği bir diğer noktaysa bu ülkede belediyesi olan yerlerde bile, kitle ulaşım araçlarının tam olarak işlemeyişi, kısaca toplu taşımacılığın yalnızca günün belirli saatlerinde olduğuydu. Buna karşılık ta İngiliz döneminden kaldığını sandığı yasadan ötürü toplu taşımacılık yapmak isteyen birisine o bir bölgedekilerin izinleri alınmadan seyrüsefer ruhsatının verilmeyişiydi.
- "İsteyen" diye düşündü adam, "berber dükkanı, bakkal dükkanı açabiliyor; makinistlik yapabiliyor ama isteyen toplu taşımacılık yapamıyor. Bundan ötürü nüfusu az olan köylerde, hatta nüfusu artarak kasabalaşıp belediyesi olan kimilerinde bile günün birçok saatinde, hatta bayramlarda ya da tatil günlerinde vasıta bulunmadığından sürüş ehliyeti olan birçok kişi ikinci el de olsa bir araba almağa zorunlu kalıyor. Toplu taşımacılık yapanlarsa özel arabaların bu artışı karşısında habire söylenip duruyor."
Yürüyüşe çıkan üç kadın, çok çantalı kadınla fazla konuşmadılar. Yürüyüşlerine bu kadar ara vermeleri bile onlar için başlangıç noktasına varıncaya kadar geçecek zamana göre uzun zamandı. Üç kadın, apartımanın üçüncü katındaki adamın önünden geçiyorlarken karşılarından gelen, yolcu taşıyan taksilerden biri kadının önünde durdu. Kadın, çantalarını arabaya yerleştirdi. Aracın ön tarafına, şoförün yanına oturdu. Az sonra hareket eden taksi gözden kaybolunca onları seyreden kişi önündeki dört sayfalık kareli kağıda, kurşunkalemi kalemtıraşla burunlayıp yazmağa başladı. Yazmağı bitirince, yazdıklarını baştan sona dek okurken gerekli eklemelerle çıkarmaları yaptı; sonra bunları bilgisayara çekti. Siz de sonunda bir yayın organında ya da bir kitapta yayımlanan bu öyküyü ülkemizde toplu taşımacılığın yeterli olmadığına inanarak okumuş bulunmaktasınız. Yok eğer taksinin toplu taşımacılık yapan bir kuruluşa ait olduğunu ve kadını büyük yerleşim yerlerinden birine götürmek için özel olarak buradan geçtiğini, onun ardından diğer yolcuları alacağını düşünerek inanmamış olabilirsiniz. Bu inanışınız niye doğru olmasın? Eğer böyleyse, gerçek buysa bu öykü başka türlü yazılmalıydı.
Kudüs Ey Kudüs
Larry Collins & Dominique Lapierre
E Yayınları, 3. baskı, 2006, 656 sayfa.
Çeviren: Aydın Emeç
"Benlik"in veya varlığın devamlı değişim, dönüşüm ve oluşum halinde olduğu gibi bazı şehirler de tarih boyunca tamamlan(a)mamışlıktan nasibini alır. İronik bir şekilde isminin anlamı harfiyen barış olan Kudüs'ün (Yaruşalaym) binlerce yıllık tarihinde savaşın doğal hal olmasından dolayı bugün, barış bölge halkının en fazla ihtiyaç duyduğu şey. Hâlâ, bölgenin barındırdığı çok sesliliği ve zıt dilliliği göz önüne alındığı zaman, en azından Ortadoğu'daki anlaşmazlık kültürün sinir sistemi ve tepkileri bağlamında şehrin telaffuzu bile çoğu zaman refleks haline gelmiş gibi. Filistin Sorunu'da bugün varılan dini siyasa psişesinin ve söylemsel dinamiklerin evirilişini, hem Ortadoğu hem de küresel ölçek çerçevesinde ele alan kitap Kudüs şehrinin kimlik problemine de gönderme yapabilecek bir başlangıç sayılabilir.
Kudüs Ey Kudüs roman biçiminde alternatif bir Ortadoğu okuması olarak bize sunulsa da, bence metin yer yer - en belirgin olanı birinci kısımdaki "Uzun ve Acılı Bir Yol" - belgesel tarzı bir anlatı kılığına bürünüyor. Kitabın geleneksel Arap/Yahudi ikili karşıtlık düşüncesi üzerine kurulduğu yoğun oryantalist söylem yapısı derin ve apaçık bir şekilde tezahür ediyor. Metnin sonuna kadar Yahudiler organize ve bilinçli olarak tarif edilirlerken, tam ters sterotipleri Araplar için söylemek mümkün. Ama bu, yazarların zorunlu olarak oryantalist olduğu anlamına gelmiyor. Zaten, bilinç altından ortaya çıkan iktidarın dili olan oryantalizmin eleştirisi o zamanlar doğru dürüst yapılmıyor veya makro boyutta bilinmiyordu. Ayrıca, ulusların ütopik ve ideolojik pratiklerini kurucu mitosları ile doğallaştırdıkları bilinen bir olgu. İsrail'in politik pratiğini belirleyen Eski Ahit de, Arapların davranış modellerini oluşturan simgesel vakalar da öyle. Yazarlar da onlardan geri kalmamış, üstüne üstlük söz konusu mücadeleyi hem tarihsel olaylar hem de Tevrat'taki anlatılarla akis ettirmeye çabalamış. Her şeye rağmen, bugün iyice sorun yumağı haline gelen Filistin ve Ortadoğu'daki ihtilafla ilgili ihtiyaç duyulan ama anlamakta zorluk çekilen bazı temel noktaların açıklandığı beş yıllık süren çalışma geçerliliğini korumaya devam ediyor. Ne de olsa dünya bizim Kıbrıs sorunumuzdan ibaret değil.
İbrahim BEYAZOĞLU
Önce ve sonra
İstanbul'da bir kıyı
Kıyıda bir içkili lokanta
Lokantada bir masa
Masada denize karşı
Karşılıklı iki sevdalı
Sevdalı bir şarkı radyoda
Radyoda bir şarkı hüzünlü
Hüzünlü bir insan Kıbrıs'ta
Kıbrıs'ta anılarla ve yalnızca
Yalnızca düşünmekte dünü
Dünü ve İstanbul'u
İstanbul'u ki sevgi dolu
Sevgi doluydu İstanbul'da onla
Onla değilken Kıbrıs'ta şimdi
Şimdi yine bir içkili lokanta
Lokantada hüzün dolu birisi
Birisi mutsuz bitirirken şiiri
Şiiri belki de mutlu okuyacaktır öteki
Bener Hakkı HAKERİ
|