|
Kıbrıslı Mehmet Emin Paşa, Sadrazam Rüştü Paşa’nın azledilmesinden sonra, onun yerine sadrazam olarak tayin edildi.
O dönemde Tanzimat Fermanı’nın uygulanmasında Batılı devletler “halka zulmediliyor” diye iddia etmeğe başlayınca Sadrazam Mehmet Emin Paşa, bu iddiaları araştırmak üzere 1 Haziran 1860 yılgününde bir heyetle birlikte Rumeli’deki Varna, Silistre, Lom, Niş, Şehirköy, Vidin gibi bölgeleri teftişe gitti.
Zaptiye teşkilatındaki aksaklıklar yüzünden eşkıyalık hızla artmıştı. Vergi memurları halktan fazla para toplamaktaydı. Yöneticiler görevlerini suiistimal ettiklerinden Osmanlı topraklarına Sırbistan’dan çeteler sızmakta ve bölge halkı yabancı devletlerin konsoloslarının teşvik ve yardımlarıyla Batılı devletlerin vatandaşlığına geçmekteydi. Bütün bunların yanı sıra Rum Metropoliti’yle başpapaz evlerine kapattıkları kızların bekâretlerini bozmaktaydı.
Mehmet Emin Paşa, teftiş ettiği yerlerde, maiyetinde bulunan üst düzey hukukçulardan oluşturduğu mahkemede haklarında şikayet bulunan yöneticilerin yargılanmalarını sağladı. Zaptiye Teşkilatı’nda eşkıyadan rüşvet alarak halka yapılanlara göz yumanları görevden uzaklaştırıp yerlerine halkın güvendiği kişileri seçti. Ayrıca Sırp çetelerinin Osmanlı egemenliğindeki bölgelere girişlerini önlemek için sınırda yeni karakollar kurdu; Sırp yönetimini de çeteler konusunda uyardı. Görevinde rüşvet almaktan başka iş yapmayan Niş Valisi Zeynel Paşa’yı yargılatıp kendisini 12 yıl, çevresindekileri de 6’şar yıl hapse mahkum etti.
Kıbrıslı Sadrazam Mehmet Emin Paşa yaklaşık dört buçuk ay süren teftişi sırasında sorunlara önlemler almağa çalıştıysa da iç ve dış baskılardan dolayı istediği başarıyı tam olarak elde edemedi.
************
NOTLAR
Salvador Dali Sergisi Gerçeküstücülerin babası denilen Fransız şair Andre Breton’un “üne ve paraya olan düşkünlüğünden ötürü adındaki harflerin yerini değiştirerek Avida Dollars dediği” Salvador Dali’nin 20 Eylül’de İstanbul’da Gala-Salvador Dali Vakfı Başkanı Ramon Boixades Male’nin açıklamasına göre Sakıp Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi’nde ‘birinci sınıf bir retrospektif’ niteliğinde sergisi açılacaktır. Salvador Dali, resimleri denli davranışlarıyla da sansasyonel efsane olan birisi. 1930’da Londra’daki konferansa dalgıç elbisesiyle çıkmıştı örneğin. “1960’larda Paris’te, o sıralar 19 yaşındaki bir bayan Türk gazetecinin (Adı bilindiği halde, yazmıyorum.) karşısına çırılçıplak çıkarak Türkiye’ye de sansasyonel bir ‘Dali portresi’ gönderdiydi. Bir kompleksler ve fanteziler dünyasını imgelere aktaran büyük ressam Salvador Dali’nin açılacak bu sergisini binlerce kişinin ziyaret edeceği açık seçiktir. Mart 2006’da Sakıp Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi’nde Pablo Picasso Sergisi’nin açıldığını da anımsatmalıyım (mı?).
Kentlere zeytin ağacı dikmek
5 Ağustos 2008 yılgünkü Referans adlı gazetenin son sayfasında “İTO 10 bin zeytin ağacı dikecek- İstanbul’da ‘Lale Devri’nden sonra zeytin ağacı devri” Özgüç Kozan imzalı bir haber-yazıda şu yazılmakta: “İstanbul Ticaret Odası, belediye ile işbirliği yaparak İstanbul’un dört bir yanına zeytin ağaçları dikecek. İlk etapta 10 bin fidan dikilmesi planlanırken ağaçların İstanbullular için geçim kapısı olabileceği belirtildi.”
Tasarının düşünce babası Yağlar Ve Gıda Maddeleri İhracatçıları Meslek Komitesi üyesi Attila Adalı, “yeni imara açılan alanlarda ve uydu kentlerde zeytin ağacı dikme zorunluluğu getirilmesini de” istemektedirler. Ayrıca Adalı’nın deyişiyle “İspanya’da belediyeler ve bakanlıklar çam ağaçlarını söküp zeytin dikiyor.”
Ağaçlandırma güzel bir şey. İspanya’nın yaptığı yapılmasa bile bizde de birçok yere süs bitkisi, palmiye vb. ekileceği yerde zeytin ağacı ekilse daha iyi olmaz mı dersiniz?
Hasan Eren’in bir mektubu
Hasan Eren’in “Ankara, 9 Ağustos 2005” tarihinde Türk Dil Kurumu’na gönderdiği mektupta (bkz. Cumhuriyet Kitap, Sayı: 842, Mustafa Şerif Onaran’ın sayfası) TDK’de yapıla bir toplantıda “imlâ” sözüne karşılık arandığında Ceyhun Atuf Kansu’nun önerdiği “yazım” sözcüğü kabul edildiğini yazmakta ve şöyle demektedir: “Ben yıllardan beri yazım sözcüğünü kullanıyorum. O açıdan Türk Dil Kurumu’nun Yazım Kılavuzu’nda bu terimin değerlendirilmesini sevinçle karşılıyorum.” Mustafa Şerif Onaran yazısında “Hasan Eren, özleşme Türkçesinden yanaydı. Örnekse ‘edebiyat’ yerine ‘yazın’ sözcüğünü öneren de oydu. Türk Dili dergisinin kapağına ‘Dil ve Yazın Dergisi’ alt başlığının konmasını da o istemişti. Ama yeni Türk Dil Kurumu Başkanlığı’na geldiğinde, nasıl ‘yazım’ yerine ‘imlâ’ demek zorunda kaldıysa; Türk Dili dergisinin alt başlığından önce ‘yazın’ sözünü çıkarıp unutturmaya çalışmış, sonra ‘edebiyat’ sözcüğünü kullanmak zorunda kalmıştır.” Okurlara şimdiki Türk Dil Kurumu’nun birçok konudaki tutumunu beğenmediğimi demeliyim. Özleştirmenin önüne geçilmesi, dahası yukarıda verilen örnektekince karşıt çabaların başarıyla sonuçlanması, öyle kolay değildir.
***********
Güverte Yolcusu
Gemi: Denizlerde köprü
Deniz: Bir gemi yapyalınız
Liman: Gemiler yan yana ..,
“Gemi, deniz ve liman”
Bunları düşünmüştüm
Kendimi Beyrut’ta bulduğum zaman,
Beyrut,
Düdüklü tencerelerin, naylon kıravatların,
Hem Avrupalıların, hem fellâhların,
Her şeyden önce
Ninam’ın şehri Beyrut.
Ninam
Fransız analı,
İspanyol babalı Ninam
Ben onu unutamam.
Ütüsüz bir pantolon giymiştim
Ağzımda pipo
Onunla dolaşmıştım
Ellerim ellerinde
Beyrut sahillerinde …
“Sen gemiye girince”
“ ‘Au revoir’ yerine”
“ Mendil sallarım rıhtımdan” demişti.
Fakat niçin,
Fransız analı
İspanyol babalı Ninam
Yüzünü ekşitmişti tastamam
- Hem de ayrılık zamanı -
Güverte yolcusu olduğumu öğrenince?
Vamık VOLKAN
(Çardak, sayı:5, 1 Ocak 1953)
*********
Bahar
Bahar… bahar … bahar…
Ve dudaklarımda kahkahalar:
Yeni bir cümbüş beklemede insanları
Ve tadlı ürperişler sarmada dalları.
Ben bu diyarın insanlarını severim,
Hayatı severim,
Yaşamayı severim:
Rüzgârların hür nefesine bıraktım saçlarımı
Ve salıverdim mesafelerin müphem derinliğine
Gözlerimi.
Aşk, insanlar için,
İnsanlar için yaşamak hakkı;
Sevmek, sevilmek, kahkahalar…
Bu âlem, bu diyar
Ve bu bahar,
İnsanlar için,
İnsanlar için
Deniz, mavilik ve şafaklar…
Bahar… bahar… bahar…
Ve dudaklarımda en içli kahkahalar;
Bir başka heyecan aramada
İnsanlar.
Salâhi Ramadan SONYEL
(Çardak, sayı: 11, Haziran 1954)
*********
Mahşerin Dört Atlısı
“Ölüm, yaşam, kıtlık ve salgın hastalıkları” temsil eden Mahşerin Dört Atlısı diye bilinen tunç heykeller İ.Ö. IV. yüzyılda Gırekistan (Yunanistan)’da yapıldılardı. Bu heykelle sonraları Doğu Roma İmparatorluğu’nun başkentine getirilerek şimdilerde Sultanahmet diye adlandırılan semtte bulunan Hipodrom’a yerleştirildilerdi. Haçlı Seferleri’nde 1204’te Haçlılar’ın kentte yaptıkları çapulculuk, yağma hareketi sırasında bu heykeller bu kentten alınıp Venedik’e götürüldü. Mahşerin Dört Atlısı bronz heykelle bugün Venedik’te San Marko Kilisesi’ndedir.
*********
Sayım
Görüyor, işitiyoruz melevizyonda
Büyük küçük meclislerde, panellerde
Basın toplantılarında
Bir “sayın”dır gidiyor
“Sayın” aşağı “sayın” yukarı
“Sayın” diyorlar birbirlerine hep
Oysa sayıyla verilmedi ki
Bu “muhterem” dürzüler bize!
Can YÜCEL
(Kuzgunun Yavrusu – 1990)
|