Kibris Gazetesi
ARŞIV


EN ÇOK OKUNANLAR
5 ayaklı, çift cinsel organlı dana
'Karar seçimlik'
Rütbeler iki yıl sonra geri alındı
Ölümlü trafik kazası sanığı itham edildi
Kime karşı alıyorsunuz?
30 milyon TL alacak var
Hırsızlıkla suçlanan çocuklar 5 gün daha tutuklu
Bıçaklı saldırı olayının zanlıları, 8 gün daha tutuklu

YORUMLANANLAR
Kime karşı alıyorsunuz? [7]
30 milyon TL alacak var [2]
5 ayaklı, çift cinsel organlı dana [2]
'Karar seçimlik' [3]
Rumların, oyunlarla hak araması sürece zarar verir [1]
Gazze saldırıları DAÜ'yü de gerdi [2]
Kabak çiçekleri başına iş açtı [5]
Türkiye kaynıyor [2]
Emisyon denetiminde 676 araçtan 243'ü sorunlu [1]
Tam bir skandal [11]
Hamitköy'e içilebilir su [1]
Potada mutlu son Levent ve YDK'nın [1]
Şeyho'ya 3 yıl [1]
Arkadaşına tuzak kurdu, hapse gönderildi [2]
Marinero Restaurant'ta Y A N G I N [4]
İngiltere donuyor [2]
Eroğlu: Erken seçim kararı mecburiyetten alındı [2]
"Hatalar sadece Gönyeli'nin lehine" [1]



Uzak bir dosta ağıt: Heath Ledger (1979-2008)

Mehmet RATİP

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   2 Şubat 2008, Cumartesi Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Bu köşede kendisini üç kez zikrettim. Son altı ay içerisinde tam üç kez. İlkinde, "Heath Ledger bu rolün üstesinden gelebilir mi, çok merak ediyorum," dedim. Merakım Temmuz 2008'de gösterime girecek "The Dark Knight" adlı filmin "The Joker" karakteri üzerinden pazarlanmaya başlanmasıyla birlikte Temmuz 2007'den itibaren alevlenmişti.

İkincisinde, yeni haberler geldikçe "Joker'in vücut bulduğu 1979 doğumlu genç isim Heath Ledger, usta Jack Nicholson'un Ledger henüz 10 yaşındayken sergilediği Joker performansını bile geride bırakabilecek bir aktör olabileceğini şimdiden hissettirdi. Bu ihtimal bile Ledger'in üzerindeki inanılmaz baskıya direnebilen büyük yeteneğine işaret ediyor aslında," demiştim.

İki hafta kadar önce gelen ani ölüm haberi ise, Ledger'in kavramaya çalıştığım yaratıcılığının "inanılmaz baskısından" daha inanılmazdı. Maalesef Heath'in baskıya "direnişinin estetiği" yokediciydi, melankolikti.

Sonuncusunda ise, "Bu yaz Ledger'in sıfır empatik, maksimum vicdansız Joker'ini izleyiniz ve bundan sonra yüzleşmek zorunda kalacağınız yeni suçlu modeline alışmaya bakınız, derim," deyip iddialı bir cümle sarf etmişim.

İyi ki de sarf etmişim. Yoksa bu yazıda sanatıyla efsaneleşemeden, ölümüyle efsaneleşmeye mahkum olmuş genç bir Hollywood aktörüne boş yere methiye düzen bir sanatçı özentisi olduğumu düşünebilirdiniz.

Ama düşünemezsiniz ki... Genç yaşta hala açıklanamayan bir sebepten (birkaç güne kadar son test sonuçları çıkar herhalde) trajik bir şekilde ölmüş olmasından ötürü değil, ölmeden önce yarattığı karakterler ve özellikle ölmeden hemen önce büründüğü şakacı katil sayesinde efsaneleşecek Heath Ledger. Zamansız ölümünden dolayı ona acımıyor, onu hayatlarımızın anlamsızlığını örtbas etmek uğruna yüceltmiyorum.

Bilakis o yaşta o denli korkunç bir psikolojiyi bedenine, yüzüne, jestlerine ve mimiklerine sığdırmaya çalışma cesaretini ve yaratma arzusu karşısındaki dinmek bilmez emeğini onurlandırmayı bekliyorum. Son bir yıldır boşuna heyecanlanmadığımı, Ledger'in son yapıtını mübalağa etmediğimi bu yaz hep birlikte acı bir ölümün gölgesi eşliğinde beyaz perdede izleyeceğiz.

Her neslin bir James Dean'e mi ihtiyacı var? Sanmıyorum... Ledger'in henüz aydınlatılmayan ölüm sebebi de "yaşamsal" bir öneme sahip olmamalı bence. Şimdiden iki zıt portre çizildi Amerikan eğlence dünyasında:

Eğlence düşkünü, uyuşturucu bağımlısı, çılgın, iradesiz Heath; ağırbaşlı, iki yaşındaki bir kız çocuğunun babası, kendisine "meydan okuyan" rolleri canlandırmayı ilke edinen, utangaç Heath'e karşı... Nişanlısından ayrılan, belki de onu aldatan Heath; nişanlısına deliler gibi aşık olan ve istemediği bir ayrılıktan dolayı dibe vuran Heath'e karşı...

Herkes kendi Heath'ini yarıştırıyor. 28 yıllık bir hayata hem eğlencenin hem depresyonun, hem babalığın hem hovardalığın, hem ürkekliğin hem atikliğin yaraşmayacağını düşünüyorlar. Hangi dünyada yaşıyorlar? Nasıl bir adam hakkında konuştuklarının farkındalar mı?

Birkaç ay önce gördüğümde ürpermeme sebep olan bir röportaj sırasında, sakin bir şekilde "Kızım olduğu için ölmekten korkmuyorum, çünkü bir anlamda onun içinde yaşıyorum. Ama bir yandan da ölümden korkuyorum çünkü onun büyümesini görmek için yaşamak istiyorum" diyebilen bir adam hakkında konuşuyorlar. Ölümden hem korkan hem korkmayan, hem kendinden emin hem sürekli tedirgin bir yaşam hakkında konuşuyorlar.

"The Joker"i çektiği, daha doğrusu "yaşadığı" sıralarda aşırı derecede yorulduğunu ve günde iki saati geçmeyen uyku vaktinin düzensizliğiyle boğuştuğunu söylemişti. "Uyku hapları da fayda etmiyor... Bedenim yoruluyor, ama zihnim durmuyor," demişti. Sinema dünyasına yaptığı bu son katkıyı iki küsur dakikalık "The Dark Knight" fragmanında izleyince niye uykusuz kaldığı belli oluyordu. Uyku kaçırmaya, izleyicisinin de yaratıcısının da kabusu olmaya odaklanmış bir canavar çıkmıştı sahneye.

Eminim ki filmin yapımcıları ve yönetmeni "Acaba bu filmi yapmasaydı, Heath hâlâ yaşar mıydı?" sorusuyla yüzleşmekteler şu anda... Gerçekten üzücü ve asap bozucu bir durum. Henüz gösterime girmemiş bu "trajik" filmi, bu son soruyu akılda tutarak izlemeye çalışmak herkesi tuhaf bir duygu karmaşasıyla baş başa bırakacak. Ölümü psikopat bir ruh haliyle vücuda getirmenin bedeli can mıdır?

Ledger'in yarattığı canavarın önemini beş hafta kadar önce "İçimizdeki şer, içimizdeki Joker" başlıklı yazımda şöyle böyle anlatmaya çalışmıştım. Tekrar bu konuya girmek istemiyorum, çünkü işin benim önemsediğim boyutunun değil, Ledger'in o filme yansıtacağı "son" hareketlerinin, "son" sözlerinin takdir kazanmasını diliyorum.

Sanatı, yaratıcılığı çok da sorgulamamak, anlamlandırmamak lazım. "Niye böyle bir şey yarattı ki? Kime ne katkısı var?" gibi sorular, sunulan performansın, yapıtın tanımlanmaz büyüsüyle susturulmalı. Bu, her sanat için, her sanatçı için böyle olmalı.

25 Temmuz 2008 Cuma gününden itibaren efsaneleşeceğini ölümünden önce her önüme gelene söyledim, şimdi daha buruk bir şekilde söylemeye devam edeceğim. Benim gibi uzak dostlarına son hediyesi olan "The Dark Knight"ın altıncı dakikasında o ölüm habercisi, makyajlı ve işkence görmüş yüzüyle bizi selamlarken şöyle diyor: "İnanıyorum ki insanı öldürmeyen her şey, insanı daha tuhaf yapar"...

Peki insanı öldüren her şey insanı ne yapar? Daha sıradan? Daha normal? Keşke Heath son filmini beyaz perdede izleyebilseydi ve gala çıkışında kırmızı halı üzerinde tüm içtenliğiyle bu soruya kendisi cevap verebilseydi... Sanırım ölen için ölümün şakacı ve tuhaf bir tarafı yok, acı bir basitliği var: Rüyasız bir uyku olması...

Yeni yeni tanımaya başladığım ve çok sevdiğim "uzak dostumu" bu yaz, bir cuma gecesi usul usul aydınlanan bir sinema salonunda alkışlayarak uğurlamak için sabırsızlanıyorum. So long, Heath.

   1492 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
03 Ocak 2009, Cumartesi   Raif Denktaş’ın anısına bir sav: Kuzey Kıbrıs’ın ‘militarist kapitalizm’ ilkesi
27 Aralık 2008, Cumartesi   Evrensel aklın habercisi: Muntazar El Zeydi potinlerini niçin savurdu?
23 Aralık 2008, Salı   Alexandros Grigoropoulos’un yokluğunun dünyaya armağanı: Anarşi
13 Aralık 2008, Cumartesi   Kara kedinin lütfu: Lanetlilerin politik birlikteliği için çağrı
06 Aralık 2008, Cumartesi   60. yılında Evrensel İnsan Hakları: Niçin? Hangi insan için?
29 Kasım 2008, Cumartesi   Görünmez sınıf ve silik öğreti: Bir ‘gözlemleyip adlandırma’ yarışması için çağrı
22 Kasım 2008, Cumartesi   Paul Virilio: Savaşın şehir plancısı ve kaza müzecisi
15 Kasım 2008, Cumartesi   Hannah Arendt’le düşünmek: Rüzgar gelecek delikleri açmak
08 Kasım 2008, Cumartesi   Jean-Luc Nancy: Savaşa ve ekotekniğe karşı ‘tekil-çoğul-olmak’
01 Kasım 2008, Cumartesi   Machiavelli’nin icadı: Kafir egemenlik



DÖVİZ KURLARI : .
DÖVİZ CINSI ALIŞ SATIŞ
1 DOLAR 1.5451 1.5560
1 STERLİN 2.3340 2.3513
1 EURO 2.0988 2.1136



YAZARLAR : .

Reşat Akar

Ortak devlet gibi ortak demeç de olmaz!

Ali Baturay

Gazze'deki dram

Hasan Hastürer

Gaderi gara Lefkoşam...

Mustafa Doğrusöz

Kırmızı çizgili yıllar (54)...

Akay Cemal

'Karasuları', Rus tatbikatı ve ...

Ahmet Tolgay

Klasik Sinema Kuşağımızda yarın akşam: WES...

Bilbay Eminoğlu

Bu ne biçim dünya?... Bu ne biçim insanlık...

Omaç BAŞAT

Haklıyız, gelecekten umutluyuz

Dilek ÇETEREİSİ

Meclisten Notlar (25/11/08)

Aysu Basri

SİNAN AYGÜN VATANDAŞ MI OLACAK?!

Emin AKKOR

Kriz kıskacında 3 tehlike

Uzm. Mine Çağlar

Sağlık dolu bir yaşama yolculuk

Dr. İsmail KEMAL

Seçim aracı olarak savaş

Oğuz Metiner

"El kârda, gönül yarda"

Psikolog Ayla Kahraman

Bir şans daha

Türem Delikurt

"Aile; anne-baba ve çocuklardan oluşan...

Harid Fedai

Yerli Haberler





© 2003 - 2006 Kibris Gazetesı
Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak belirtilmeden yayınlanamaz.
Haber Merkezi: info@kibrisgazetesi.com
Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Kibris Gazetesı harici linklerin sorumluluğunu almaz.
Last Digital
eNewspaper Automation Software
Technology by:
                     
Dışarıya link Last Digital