|
Yazarlığı meslek olarak benimsemeye niyetli herkesin ortak bir ızdırabı olmalıdır: Bunaltı.
Yaratıcılığı tamamen donuklaştıran bir "iç sıkıntıyla" boğuşmayan yazar, yazar değil, en iyi ihtimalle "muhasiptir".
Hatıra defterine not düşer gibi, eleştirel düşüncenin yanından geçmeyen, estetik kaygılardan yoksun, dil bilgisi kurallarına karşı umursamaz bu "anti-yazar" muhasip, olayları ya tarafsız bir biçimde özetler ya da çoğunluğu temsil eden taraflardan birine amigoluk ederek aktarır.
"Ne olup ne bittiğini" çoktan seçmeli bir soruya cevap verir gibi anlatır. Soruya dört ya da beş seçenek arasından bir cevap uydurur. Bilse de uydurur (otoritenin uygun gördükleri arasından kendince en uygun olanını seçer), bilmese de uydurur ("Madem dört seçenekten biri doğru, oynatalım kalemi... Ya çıkarsa?" hesabı).
Bunaltıyla yüzleşmiş yazar ise önüne çıkan her soruya karşılık olarak devasa ve bembeyaz bir sayfayla baş başa kalır. Yanıt, boşluktan ve hiçlikten doğmalıdır.
Başı döner, içi daralır, fakat gerçek yazar, nolursa olsun, "dürüstlük" denen acımasız politik reaksiyonla kendi aklının karışmasını sağlar. Kaos, başvurduğu en verimli kaynaktır. Bunaltı olmadan, kaleme sarılmanın ya da tuşlara dokunmanın hiçbir edebi/yaratıcı/estetik tarafı yoktur.
Bu köşede yazdıklarıma dönüp baktığımda ben de "bunaltı" görüyorum. Özellikle Kıbrıs politikasına dair söylediklerimde... Anlamsız geliyor yazdıklarım. Boşa kürek çekiyormuşum gibi. Halbuki ne bir nehir var üzerinde akıntısına kapıldığım, ne de bir yön ısrarla ilerlemek istediğim.
Mesela bir gün "Kıbrıs sorunu yoktur" demişim. "Bunaltı" cevap veriyor şimdi:
-Var işte. Var. Herkes bahsediyor, herkes çözümünü konuşuyor. Topluca hayal ediyor olsalar bile, bu insanlar bu sorunu bir tılsım gibi tekrarlıyorlar ve belki de tekrarlayarak yoktan var ediyorlar. Ama var ediyorlar. "Yoktur" demek senin neyine?
Diğer taraftan, "Kıbrıs sorunu yoktur" demek istiyorum hâlâ. Bir çizgi film karakterinin "rahat" gerçeklik algısını örnek alarak... Bugs Bunny nasıl farkına varmadan havada yürüyebiliyorsa ve nasıl yalnızca yere bakıp havada yürüdüğünü farkettiği takdirde yerçekimi kanunu işlemeye başlıyorsa, ben de öyle politika yazmak istiyorum. Düşme korkusu olmadan.
Evet, bir yazarın iç dünyasında çok keyifli bir savaş sürmektedir aslında. Bugs Bunny, Bunaltı'ya karşı... Çok sıkıldığınızda televizyonun önünde tembel tembel oturup çizgi film izlerken yakalayabileceğiniz küçük mutluluğu ("bir işe yaramak" mecburiyeti karşısında kazandığınız "öylesine uzanmak" zaferini), yazı yazarken de yaşayabilirsiniz.
Sürekli okursunuz, ama okumasanız ne olacak ki? Yazarsınız, ama yazmasanız ne değişecek ki? "Zamanını harcıyorsun," diyor Bunaltı. "Elbette boş yere... Haybeden..."
Ve soruyoruz Bugs Bunny'ye, "Kıbrıs Sorunu sence çözülür mü?" diye... Seçenekler: a) Evet, b) Hayır, c) Belki, d) Bilmem ki. Alıyor eline kalemi Bugs, ağzında havuç, gözlerde hınzırlık... Yazıyor: "e) Ne sorunu ahbap... Rahatla".
Yosemite Sam ve Duffy Duck'ın bunaltan hırçınlıklarına ve gösterdikleri sopalara rağmen, o aklını kullanıyor, düzenbazlık yapıyor, eğleniyor ve havucunu kemirerek kazanıyor.
Belki de İtalyan felsefeci Giorgio Agamben yeni bir "birliktelik" anlayışının örnek figürleri arasında çizgi film kahramanlarını da sayarken bunu kastetmişti. Bunaltıyı oyunbazlıkla alt eden insanlar belirlenmiş seçenekleri aşarak, sığlığı umursamayarak oyunun kurallarını değiştirirler. Ve böylece aykırı düşünceleri ve mizahi yatkınlıklarıyla havada yürüyebilirler.
Yazarlığın ıstırabı bunaltıdan ibarettir, fakat coşkusu Bugs Bunny'de vücut bulur.
|