|
Geçtiğimiz hafta başıma gelen en güzel olay, Ankara'nın Tunalı Hilmi Caddesi üzerindeki D&R kitabevinde Christopher Hitchens'ın "God Is Not Great: How Religion Poisons Everything" (Tanrı Muhteşem Değil: Din Herşeyi Nasıl Zehirler) kitabıyla tesadüfen karşılaşmamdı.
Eh, bu kitabı satın almayacaksın da ne yapacaksın? Bu gibi durumlarda D&R'ın da üyesi olduğu Doğan Medya Grubu'yla özdeşleşen Türkiye'deki kitlesel kültür ve iletişim tekeline katkıda bulunmak şart oluyor ve insan kapitalizmin niye baki kalabileceğini daha iyi idrak ediyor, hatta kendi davranışıyla onaylıyor.
Fakat karşı koyamadığım bu bireysel tüketim anının toplumsal bir boyutu da var, olmalı. Türkiye'de laiklik-şeriat ikilemine hapsedilen din odaklı tartışmaların ve özellikle türban meselesinin akılcı bir ateist perspektiften bakıldığında daha önemli ve sağlam eleştirilere tabi tutulabileceğini düşünüyorum. O yüzden bu kitabı büyük bir mutlulukla satın aldım. Türkiye'deki din olgusuna dair bilgi kirliliğinden ötürü mecburen edindiğim akıl karışıklığını biraz olsun gidermek için...
Din, Karl Marx'ın söylediği gibi, "insanların afyonudur". Ölümcül bir bağımlılık yaratır. Bu yüzden Christopher Hitchens'ın kitabı, özel olarak Türkiye'deki duruma değinmese de, evrensel ilkeler ışığında dünyanın dört bir yanından, çeşitli tarihsel dönemlerden verdiği örneklerle dinin herşeyi nasıl zehirlediğini anlatması bakımından tam bir "panzehir" niteliğinde.
Hitchens, belki de dünyanın en önemli ve en etkili ateistlerinden biri. Aynı zamanda "The Portable Atheist" (Ateistin El Kitabı) adında, henüz Türkiye'ye gelmeyen bir kitabı var: Ömer Hayyam'dan Thomas Hobbes'a, John Stuart Mill'den Charles Darwin'e, Sigmund Freud'dan Albert Einstein'a, George Orwell'den Carl Sagan'a, Richard Dawkins'den Salman Rushdie'ye, farklı dönemlerden, farklı kaygılara sahip, farklı düşünürlerin yazılarının Hitchens tarafından derlendiği bu kitapta ateist düşüncenin zihinlerdeki tarihsel gelişimini takip etmek büyüleyici olsa gerek.
Ateizm, tanrıtanımazlıktır ve Hitchens'a göre en dindar insan bile en az bir kere ateist olmak zorundadır; çünkü bir mümin ancak diğer dinlerin tanrılarını ve temel inançlarını "tanımayarak" kendi otoriter imanının rüşdünü ispat edebilir. Bu yüzden Hitchens zaman zaman "antiteizm" tabirini kullanmayı tercih eder. Antiteizm, tanrıyı insanın yarattığını iddia eden ve insanın kendi baskıcı çıkarları için yaratıp kullandığı tanrı fikrini reddeden pozisyondur.
Türkiye'de ateist ya da antiteist olmanın "büzük istediğini" bilmeyen yoktur herhalde. Can Yücel'in o meşhur özlü sözü, ("Türkiye'de sosyalist olmak tüzük değil, büzük ister!"), aslında kendisine ve yoldaşlarına karşı getirilecek olan o en bağnaz suçlamanın, yani "dinsizler, kâfirler" haykırışının, ölümcül vahşetinden haberdar olduğunun göstergesidir.
Nitekim, Türkiye'nin belki de en meşhur ateisti, "dini inanç özgürlüğünün" (freedom of religion) değil, "dinlerden özgürlüğün" (freedom from religion) savunucusu Turan Dursun'un 1990 yılında öldürülmesi bu bakımdan örnek teşkil eden, paradigmatik bir vakadır. Maalesef "dinden özgürlüğe" karşı tahammülsüzlük bu coğrafyada birçok insanın benliğine kök salmış bir tutumdur.
Türkiye özelindeki sığ dinsel tartışmalardan ateizm sayesinde (hatta tanrının varlığının bilinemez olduğunu savunan agnostisizm ve doğadaki düzene bakıp tanrının varlığını kabul eden fakat kurumsallaşmış dini reddeden deizm sayesinde) nasıl sıyrılabileceğimizi daha sonra tartışmak umuduyla, son sözü dünyanın her yerindeki şüphecilere seslenen Hitchens'a bırakıyorum ve buralara bir süre daha yabancı kalacağı, uğramayacağı aşikâr olan o akılcı perspektifin temel iddialarından bir kısmını aktarıyorum:
"Bizim inancımız inanç değildir. Prensiplerimiz iman değildir. Yalnızca bilime ve akıla güvenmeyiz, çünkü bunların yeterli değil, gerekli faktörler olduklarını biliriz, fakat bilimle çelişen ve aklı reddeden herşeyden şüphe duyarız. Birbirimiz arasında birçok farklılık olabilir, ama özgürce sorgulamaya, açık fikirli olmaya ve sırf yeni fikirler edinmek için düşünmeye saygı duyarız. Düşüncelerimize körü körüne inanmayız. ...
"Mucizelere, huşuya, gizeme karşı bir bağışıklığımız yoktur: müziğimiz, sanatımız, edebiyatımız vardır ve Shakespeare'in, Tolstoy'un, Schiller'in, Dostoyevsky'nin, George Eliot'un ciddi ahlaki çıkmazlarla kutsal kitapların uydurma hikayelerinden daha iyi başa çıkabileceğini düşünürüz... Belki de hepsinden önemlisi, biz kâfirlerin herhangi bir takviye mekanizmasına ihtiyaç duymamamızdır.... Biz ateistler doktrinimizi korumak için ne bir ulemaya ne de bir hiyerarşiye gerek duyarız. ...
"Tanrı insanı kendi suretinde yaratmamıştır. Belli ki bunun tam tersi söz konusudur, ve bu, insanın Tanrı'yı yarattığı gerçeği, her yerde görebileceğiniz, medeniyetin gelişimini baltalayan tanrılar ve dinler bolluğu ile imanlar arasındaki ve içerisindeki katliamların sebebinin en zahmetsiz açıklamasıdır."
|