|
Kamyonetin arkasına Yahudiler dolduruluyor, içeriye egzoz veriliyordu. Şoför katil mi?
Politik suçları affedebilir misiniz, affedemez misiniz? Nasıl bir suç olduğuna bağlı elbette. İnsanların, düşman oldukları için, soydaş olmadıkları için, diri diri gömülmeleri, kurşuna dizilmeleri, yakılmaları gibi ağır insan hakları ihlallerinden bahsediyorsak şayet, “affedilemez” demek anlaşılır bir tepki.
Peki affedilemez de ne yapılır? Esas soru bu. Adaleti yeniden nasıl tesis edeceksiniz? Konu “politik suç” olunca, konunun uzmanlarından Kenneth D. Tunnell’ın dediği gibi ortalıkta “namlusu tüten bir tabanca” tutan tek bir suçlu yok. Emir komuta zinciri var; yetkiyi veren sözün, itaat eden eyleme varmasına dek arada birçok halka var.
Modern tarih, “yalnızca emirlere uydum, uymasaydım beni öldüreceklerdi” diyen sayısız savaş suçlusuyla doludur. “Mecburdum, emir kuluydum” ifadesiyle kendilerini savunmaya çalışan bu tarz suçlulara karşı ise cezalandırıcı, daha doğrusu “intikamcı” bir adalet anlayışı da gelişti-rilmiş. Bu tip bir adalet anlayışı sayesinde suçun “suçlunun yanına kâr kalmadığı” düşünülüyor.
Fakat kitleler, çoğunluklar katliamın bürokratik işlemlerini yerine getirerek büyük suçlara angaje olduklarında ne yapılacak? Cinayete giden yolda, yalnızca ölüm emrini onaylayan mühürü vuran bir memur ya da ölüm kamplarına tutukluları taşıyan bir şoför (ki görevlerini yerine getirmeseler, ölüm cezasıyla yüzleşecekler) ne kadar suçlu olabilirler?
“The Good German” adlı muhteşem Steven Soderbergh filmi (oyuncular George Clooney ve Cate Blanchett döktürüyorlar) bu gibi sorulara tokat gibi yanıtlar veren diyaloglar içeriyor. Leland Orser’in canlandırdığı, Amerikan ordusu için çalışan ve Nazileri yargılamakla mükellef Bernie Teitel adında bir avukat var filmde. “Nazi Almanyası’nda İyi Alman var mıydı?” sorusu onun sözleri üzerinden analiz ediliyor.
“Fanatik Nazilerin kimler olduklarına karar vermemi istiyorlar. Gerçek şu ki, bütün ülke fanatik Nazi. Kimse temiz değil,” diyor Teitel. Ve çarpıcı bir örnekle açıklıyor bu ürperten yargısını: “Bu adam,” diyor elindeki bir dosyayı işaret ederek, “gaz kamyonetlerinden birini sürüyordu. Arkaya Yahudileri dolduracak, içeri egzoz vereceklerdi. Gittikleri yere vardıklarında, Yahudiler ölmüşlerdi. Oldukça etkili bir yöntem. Şoför, aracı işine sürerken, Al Capone’den daha fazla insan öldürmüş oldu. Ama ona sorarsan, kendisi bir katil değil, yalnızca bir kamyon şoförü. Ve hâlâ böyle düşünüyor.”
Teitel, Nazi döneminde iyi Alman olmadığı düşüncesini bütün ülkeyi yargılamayı göze alarak uygulamaya ve “ölüm cezası verme” hakkını elinde bulundurarak intikamcı bir adalet tesis etmeye çalışsa, bir kıyıma başka bir kıyımla karşılık vermiş olmayacak mı? Bu durum, politikanın ve tarihin karşımıza çıkardığı en büyük ikilemlerden biri aslında.
Kamyon şoförü katil mi, değil mi? Suçluysa, suçunun cezası ölüm mü, değil mi? Slavoj Žižek, “Welcome to the Desert of the Real” adlı kitabında Nazi
|