|
Çevre konusunda verilen en büyük mücadele olan 'Zafer Burnu'na elektrik götürülmesinde' halkın aldığı yenilginin ardından, devlet bir çevre felaketi golünü de İpsaro Tepesi'nde atıyor halkına...
Kendi uzmanlarının ciddiye alınması gereken uyarılarını bile hiçe sayan, yok edici bir canavar gibi tepeyi parselleyen anlayışlar söyleyecek pek bir şey bırakmıyor.
Hükümetin vurdumduymazlık örneği sergilediği raporu gözler önüne sermekle, nelerin yitirileceğini, hükümetin birlerine para kazandırma uğruna, halkını neye mahkum edeceğini görmek ve anlamak için ÇED raporunda aktarılan endişelere bakmak yeterli olabilir.
"ÇED raporunda, ortaya çıkacağı belirtilen başlıca olumsuzluklar:
--Bölgenin hidrolojik özellikleri, topografyası, bitki örtüsü ve dere yataklarının yerleri değişecek
--Su kaynakları üzerinde kalıcı olumsuz etkiler olacak ve pınar kuruyacak;
--Yer altı suları azalacak ve mevcut kuyuların verimi azalacak;
--Otlak alanları zarar görecek ve hayvancılık faaliyetleri olumsuz yönde etkilenecek;
--Kuru tarım faaliyetleri olumsuz yönde etkilenecek;
--Sulu tarım faaliyetleri muhtemelen duracak;
--Halen yapılmakta olan arıcılık faaliyetleri olumsuz yönde etkilenecek;
--Yabani hayvanlar bölgeyi terk edecek, haftada kullanılması öngörülen 8400 kg. ANFO ve 168 dinamik lokumunun sebep olacağı gürültü, yabanıl hayvan ve kuşların kilometrelerce uzağa kaçmasına sebep olacak;
---Bölgenin ekosistemi, fauna, flora olumsuz yönde etkilenecek;
--Topografya değişeceğinden, sulak alanlar yok olacak;
--Bölgede Orman Dairesi'nin yürütmekte olduğu mikoriza projesi zarara uğratılacak;
--Madencilik faaliyetlerinin hazırlık safhasında, işletme alanı içinde bulunan 2160 ağaç katledilecektir. Bir o kadar ağaç ve maki de faaliyetlerin başlamasından sonra yok olacak;
--İşletmelerin sebep olacağı toz, sarsıntı ve gürültü kirliliği, köylüleri rahatsız edecek;
--Günde 200 ağır iş kamyonunun geçeceği yollar; tahribata uğratılacak güzergahtaki trafiğin yükü artacak;
--İncirli mağarasının da özel itina gösterilmesi halinde zarar görmeyeceği belirtildiğine göre, risk altında olduğu anlaşılmakta;
--İşletme alanı ile Düzova arasındaki stabilize yol, tahıl tarımı alanı içinden geçtiği için, önce toz kirliliği ile egzoz gazları; daha sonra yolun asfaltlanması halinde ise, egzoz gazları nedeniyle olumsuz yönde etkilenecek ve verimde azalma olacaktır."
Uzmanlara göre ülkemizde 6 noktada alçı taşı madeni bulunmasına rağmen, kuzeyi ülkemiz açısından bir cennet olan İpsaro Tepesi'nde alçı ocağı izni verilmesindeki ısrarı niye?
Raporda aktarılan adamızı bekleyen tehlikelerden biri bile böyle bir ticari hırsın geri adım atmasını sağlamaya yeterli olması gerekirken, hükümet kendi uzman raporlarını hiçe sayarak, kendisine yapılan yapıcı uyarıları dikkat almadığını ilan ediyor.
Bunlar karşısında bir hükümet nasıl duyarsız kalıp, tüm tepki ve uyarılara kulak tıkayarak yoluna gidebilir sorusunun yanıtını kabullenmekte zorlanmamıza rağmen böyle bir hükümet tarafından yönetildiğimiz gerçeğiyle yaşıyoruz...
Çözüm istemeyenler sahneye erken çıktı
Kıbrıs sorununun çözümü için müzakerelere hazıklık aşamasında çözüm istemeyenler, sesini yükseltmek için 1 Temmuz'daki Talat-Hristofyas görüşmesinden çıkan sonuca sarıldılar.
Birleşik Kıbrıs için verilen çözüm uğraşlarında varılacak anlaşmada bekli de en kesin olacak olan "tek egemenlik" ve "tek vatandaşlık" unsurlarına bile itiraz edenlerin çözümsüzlük stratejilerinde hiçbir değişiklik olmadığını ilan ettiler.
"Tek egemenlik" denince egemenliğin Rumlara teslim edildiği iddiasını ortaya atanlar, kurulacak ortaklık cumhuriyetinden nasıl bir egemenlik bekliyorlardı ki?
Bir devlette kaç vatandaşlık verilebilir ki, "tek vatandaşlık" da şikayet konusu olabiliyor.
Ortaya konulan rahatsızlık ve hatta Talat'ı haddini aşmak veya taviz vermekle suçlayanlar, Kıbrıs sorunun çözümünü istemeyenlerin sesi olarak yansırken, eşit egemenlik temelinde Kıbrıs'ta çözüm isteyenlerin yeni süreçteki sessizliği Cumhurbaşkanı Talat'ın işini zora sokuyor.
1 Temmuz görüşmesi sonrasında yapılan açıklamalara bakıldığında "tek egemenlik" ve "tek vatandaşlığa" karşı duruş sergileyenlerin baskın sesine karşılık, bu koşullarda bir çözümü arzulayanların diğer ilgi odakları yanında çözüm sürecine da katkı koymaları bekleniyor.
Ancak, iç meselelerdeki kargaşa gün geçtikçe artarken, sivil toplum örgütleri de, bireyler de kendi özel meselelerine odaklanırken, Cumhurbaşkanı Talat'ın 1 Eylül'de başlaması beklenen sürece, 24 Nisan iradesini yanına çekerek girmesi gerek.
Bu da iç politikada yaşanan bazı hayati sorunların çözümüyle olabilir. Bu başarılmaz ve eylüle kargaşayla girilirse, Cumhurbaşkanı Talat'ı daha zor ve daha yalnız günler bekler...
Bariyer olsaydı
Çift şeritli yolların çoğalmasıyla birlikte, Karpaz yolu, Lefkoşa-Güzelyurt ve Girne-Güzelyurt yolunda meydana gelen kazalar araçların yüz yüze çarpışmasıyla meydana gelirken, çift şeritli yollarda sürücülerin tek başına yaptığı kazalarda devletin ihmali de göz ardı edilmemeli.
Özellikle zeminden yüksekte olan yollarda kontrolü kaybeden sürücülerin, yoldan çıkan araçlarında can verdiği örneklerini daha sık yaşamamıza rağmen, yollarımızı aracın karşı şeride geçişi veya yoldan uçmasını önleyecek bariyerli konuma sokmak bu halka çok görülüyor.
Yıllardır gündeme getirilmesine rağmen bir külfet olarak görülen bariyerlerin olmamasından dolayı canların yitirilmesi hesaba katılmıyor.
Lefkoşa-Haspolat yolunda her yıl onlarca kazada insanlar bariyeri olmayan yoldan çıkarak takla atan araçlarda can vermeye devam ederken, buna önlem almanın halen düşünülmemesi çok üzücü...
Geçtiğimiz hafta ölümlü kazanın meydana geldiği aynı yolda aracın uçmasını önleyecek bariyer olsaydı, gözyaşları akmayabilirdi. Hatta bu hafta aynı yolda bariyer olmadığı için yoldan çıkarak takla atan araçlarda bulunanlar çok şükür canını kurtarabildi.
Ne zaman kaç can gittikten sonra önlem alınacak?
Ergenekon, Kıbrıs'a yansıyacak mı?
Türkiye'yi sarsan Ergenekon soruşturmasında son olarak gözaltına alınanlara bakıldığında, bunun Kıbrıs'a yansımasının nasıl olacağı tartışmaları başladı.
Ergenekon baskınlarda ele geçirilen belgelerle ilgili haberlere bakıldığında Türkiye tehlikeli bir eşiğin arifesindeydi. AKP'yi yıpratmak için yürütülen derin çalışmalar, hedefe ulaşmak için canlar almayı göze almış ve planlarını uygulamak üzereydiler.
Gözaltına alınanlarla birlikte referandum sürecinde Kıbrıs'ta, sonrasında da Türkiye'de birlikte siyasi faaliyetlerde bulunan eski Cumhurbaşkanı Denktaş'ın da Türkiye'ye gitmesi durumunda gözaltına alınır mı sorusu son günlerin en fazla merak edilenlerinden...
|