|
Kıbrıs'ta iki taraf arasında kapıların açılmasından bu yana beş yılı aşkın bir süre geçmesine karşın, güven bunalımının henüz giderilemediği bir gerçek!.. İki taraf arasında karşılıklı güvensizlik belki bir nebze düzeldi, ama sonuçta karşılıklı güvenin tesis edilebilmesi için uzun yıllara ihtiyaç olduğu gerçeği de ortaya çıktı.
Kapılar 23 Nisan 2003 tarihinde açılmıştı. Bunlara en son Lokmacı eklendi. Çeşitli kapılardan on binlerce Türk ve Rum geçti. Ancak buna rağmen iki taraf da birbirine güvenemiyor.
Halbuki herhangi bir uzlaşmada, güven duygusu ön planda gelir. Sizin, karşı unsura, karşı unsurun da size güvenmesi gerekir. Bu işlerin 'temel taşı' budur.
'Politis' gazetesi dünkü sayısında 'Noverna Consulting & Research' isimli şirketin 6-23 Temmuz tarihleri arasında 500 kişinin katılımıyla gerçekleştirdiği anketin ikinci bölümünü yayınladı. Ankette KKTC'ye geçişler ve Kıbrıslı Türklerle temaslar konusu yer alıyor. Ankete katılanların yüzde 75'i Kıbrıs sorunundan önce Kıbrıslı Türklerle temasların iyi, yüzde 22'si ise kötü olduğunu belirtiyor.
'Bugünkü geçiş koşullarıyla gelecek yıl Kuzey'e geçmeyi hedefliyor musunuz?' sorusuna yüzde 75 hayır, yüzde 25 evet; 'Kapılar açıldıktan sonra Kuzey'e geçtiniz mi?' sorusuna ise yüzde 58 evet, yüzde 42 hayır diyor.
Ankete göre Rumlar, Kuzey'e geçmeme nedenlerinin sorulması üzerine şu yanıtları verdiler:
"Yüzde 29 'kimlik göstermemek için', yüzde 17 'Kuzey'de para harcamamak için', yüzde 10 'mallarımızı aldıkları için', yüzde 8 'sahte devleti tanıma olacağı için', yüzde 7 'Türklerden hoşlanmadığı için', yüzde 7 'güvenliğinden ve ordudan endişe duyduğu için', yüzde 4 'Kıbrıslı Türklerden hoşlanmadığı için' , yüzde 4 'TC kökenli vatandaşların varlığı nedeniyle', yüzde 4 'göçmen olmadığı için' ve yüzde 3 'hain olmadığı için'."
Ankete göre, yüzde 55 "Kuzey'e geçmeyenler çıkarlarımızı daha iyi koruyor" görüşüne destek verirken, yüzde 39'u bu yaklaşıma karşı çıkıyor. "Türk ordusu ve yerleşiklerin varlığı Kuzey'e gitmemi engelleyen tek şeydir" görüşüne de yüzde 65 destek çıktı.
"Kıbrıslı Türkler, Rumlarla aynı kültürel düzeye sahiptir" görüşüne destek verenler ise yüzde 25. Yüzde 60 bu görüşe karşı çıkıyor.
Ortaya çıkan rakamlara bakarak, çeşitli değerlendirmelerde bulunabilirsiniz. Ancak en önemlisi Rumların hala daha kendilerini "Kıbrıs'ın efendisi" veya 'sahibi' gibi görme alışkanlığından kurtulamadığıdır. Bu noktada gerçeği görenlerin olmadığını iddia edemeyiz. Var olmasına var da, acaba kaçta kaçı?..
Kabul etmek gerekir ki, bizde de kapıların açılmasından bu yana Güney'e geçmeyenler var. Onların da kendilerine göre gerekçeleri vardır. Rumların olduğu gibi!..
Kapılar açılır açılmaz, onlar da Rumların yaptığı gibi Güney'e geçerek doğup büyüdükleri köylerini, yerlerini, yurtlarını görmek istemişler, ancak hayal kırıklığına uğrayarak dönmüşlerdir.
Tüm bunlar, varılabilecek bir uzlaşmada en önemli ve etken unsurlardır. İki taraf arasında yarım asra yakın bir süre temas olmamış, kaynaşma olmamış, kötü izler bırakan olayların etkisi ortadan kaldırılamamıştır. Tabii ki bu konuda eğitimin ve kilisenin rolünün büyük olduğu gözden uzak tutulamaz.
Adına ne denilirse denilsin, olası bir anlaşmanın süreklilik kazanabilmesi için esas olan karşılık güvendir. Bu, bir şirketin iki ortak tarafından yürütülmesine benzer. Eğer ortaklardan biri, devamlı surette ötekine kazık atar, işlerine karıştırmaz ve kârını da hep kendi cebine atarsa, sonuçta o ortaklıktan hayır gelmez ve yıkılmaya mahkûmdur. Nihayet böyle bir muameleye maruz kalan ortak, gazeteye ilan verir, gerekçelerini de sıralar ve ortaklıktan ayrıldığını açıklar.
Eğer böyle bir durum ortaya çıkacak olursa, Kıbrıs Türk tarafının böyle bir hakkı olacak mı veya ilelebet Rum tahakkümüne mi tabi olunacak?..
Tekrar ediyoruz, Rum tarafında yapılan anketlerden ortaya çıkan sonuçlar, sapasağlam bir anlaşmayı zaruri kılmaktadır. Eski günlerin acıları, mağduriyeti henüz tam olarak giderilmezken, sadece kâğıt üzerinde kalabilecek bir uzlaşmanın pratikte hiçbir değeri olmadığı geçmişte kanıtlanmıştı.
Sadece Kıbrıs Türk tarafının değil, aynı zamanda Rum tarafının da bunlardan ders çıkarması ve Türklere karşı üstünlük taslamaması gerektiği inancındayız.
Bir yola girilirken, güven bunalımının asgariye indirilmesi ve 'hakim olma' psikolojisinden arınmak gerek!.. Yoksa; bizzat Annan Planı'nın hazırlayıcılarından İngiliz Lord David Hannay'in de belirttiği gibi, dış dayatmalı çözümler Kıbrıs'ta pek de sağlıklı ve akılcı yöntemler değildir!..
|