|
Görev değişikliği nedeniyle KKTC'den ayrılacak olan komutanlar, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'tan tutunuz da, çeşitli makamlara veda ziyaretlerinde bulundular.
Kıbrıs Türk halkının var oluş mücadelesinde önemli bir yeri olan Erenköy Direnişi'nin 44'ncü yıldönümü arifesinde yer alan ziyaretlerden biri de, Dış Basın Birliği'nde gerçekleşti.
Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Hayri Kıvrıkoğlu, 39'ncu Tümen Komutanı Tümgeneral Mehmet Taş ve Güvenlik Kuvvetleri Komutanı (GKK) Tümgeneral Mehmet Eröz'ün ziyaretinde konuşan Dış Basın Birliği Başkanı Mesut Günsev, ziyaretten ötürü komutanlara teşekkür etti ve yeni görevlerinde başarılar diledi.
Daha sonra söz alan Basın Konseyi Başkanı İsmet Kotak, onları bundan sonra da izlemeye devam edeceklerini söyledi, Mehmetçik'le Mücahidin vatan yaptığı topraklarda geçmişte yaşanan acıları unutmadıklarını belirtti. "Sayenizde huzur içerisinde ve güvencedeyiz" diyen Kotak, Türk askerinin adadaki varlığının önemine dikkat çekti. Kotak, "hepimiz gazeteciyiz, yazarız, ancak öncelikle bu vatanın bekçileriyiz" şeklinde konuştu.
Bu günkü köşe yazımı komutanların ziyaretine ayırmanın bir nedeni daha var. Görüşmeler arifesinde Rum Başkanlık Komiseri Yorgo Yakovu'nun "Türk hükümeti, çözüm konusunda kararlı olduğunu göstermek istiyorsa, on bin askerini çeksin" şeklindeki sözleri üzerinde durmak gerek.
Ortada fol yok, yumurta yokken, Yakovu'nun böyle bir talepte bulunması da neyin nesi oluyor?.. Daha pazarlık masasına oturmadan, bir takım koşullar ortaya koymanın alemi ne, amacı ne?.. Bu davranış biçimi, uluslararası toplumun Türkiye'ye bu yönde baskı uygulaması anlamında değil midir?..
Diyelim ki Türkiye, Yakovu efendinin bu istemine kulak verdi ve de yerine getirdi. Peki; bunun karşılığı ne olacak?.. Yakovu ya da Hristofyas karşılığında ne verecek?.. Yakında al-ver süreci başlayacağına göre, ne alınacak, ne verilecek?.. 'Almadan vermek Allaha mahsus!'
Acaba bu yöntemler, müzakere masasından kaçmasınlar diye yine Talat'ı zora, sıkıntıya sokma manevrası mıdır?.. Kaçarlarsa da kaçsınlar be kardeşim, hamamın namusunu illa ki Talat mı kurtarmak durumundadır? Böyle bir kural mı vardır?..
Merak ediyoruz, Yakovu'nun bu isteği karşısında Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın Özel Temsilcisi Erdil Nami acaba ne düşünüyor?.. Yakovu'ya ağzının payını niye vermiyor?.. Niye "Türkiye'nin on bin askerini çekmesi karşılığında, siz de derhal ambargoları, izolasyonları kaldıracak ve bunu tüm dünyaya da duyuracaksınız" demiyor?.. Bu bir görev değil midir?..
Her neyse; biz gene komutanların ziyaretine gelelim. Çok hoş ve tatlı bir sohbet yaptık. Korgeneral Kıvrıkoğlu, KKTC'de medyanın seviyeli yorumlarına, değerlendirmelerine, analizlerine tanık olduğunu, bunu korumak gerektiğini belirtti. "Bizim asker bir başkadır" diyen Kıvrıkoğlu, ziyaret ettiği birliklerde rasgele seçtiği bir masada Mehmetçiklerle yemek yerken, onların ne denli mutlu olduklarını görmenin kendisinde bıraktığı izlenimleri aktardı.
Ancak Kıvrıkoğlu'nun değindiği, daha doğrusu altını çizerek vurguladığı bir husus vardı ki, o da Ada'daki Türk askerinin varlığının ne denli önemli olduğuydu. Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri, sadece Kıbrıs'ta değil, fakat Doğu Akdeniz'de bir istikrar unsuru... Üstelik de en güçlü bir ordu!.. Ve bir gerçek daha var ki, o da Rum Milli Muhafız Ordusu'nun sahip olduğu bazı silah düzenlerinin Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri'nde dahi olmaması!..
Bu da düşündürücü değil midir?..
Türkiye'den Ada'daki askerlerini çekmesini isteyenler, Türk askeri varlığını barışın ve çözümün önünde engelmiş gibi göstermeye çalışanların, silaha verdikleri para ve temin ettikleri silah sistemleri acaba Kıbrıslı Türklerin kara gözü, kara kaşı için midir?.. Türk askerine kafayı takanlar, Güney Kıbrıs'ta çok daha fazla Yunanlı general ve üst rütbeli komutanların olduğunu niye söylemiyorlar?.. Bu gerçekler bilinmeyen şeyler değil ki!..
Eğer bugün bu adada 34 yıldan bu yana barışçı bir ortam varsa, bunun Türk askeri varlığından kaynaklandığını dünyada bilmeyen yoktur. İngiliz askeri, kendi üslerinde kendi alemindedir. Türk askeri varlığından dolayı, Rum Milli Muhafız Ordusu adım atabilme cesaretini bulamamaktadır. Bir bakıma Türk askeri 'fren' vazifesi görmektedir. Yoksa; Derinya'da Türk bayrağının indirilmesine seyirci kalmış olsa, 'Dış güçlerin' de teşvik ve desteğiyle 4 bin Rum motosikletlinin ellerinde Yunan bayraklarıyla sınırı delerek, Girne'ye gitmeleri istemine ses çıkarmamış olsaydı, herkes kan gölünde boğulurdu!..
Bölgede huzur ve sükunun, barışın sağlanması, istikrarın korunmasında 'fren görevi' her zaman ve her yerde gereklidir!..
Ada'nın bu gerçekleri ışığında hayalci çözümler yerine, insanları mutlu kılacak çözümler peşinde koşmak en ulvi görevdir.
|