|
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas'ın Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi'ndeki (AKPA) konuşmalarının yankıları daha bir süre devam edecek.
Buna rağmen Meclis üyeleri bundan böyle de Kıbrıs konusunda bildiklerini okuyacaklar, tek yanlı raporlar hazırlamayı sürdürecekler mi?..
Özellikle Talat, önemli noktalara parmak basarken, Rumların adada egemenliği Türklerle paylaşmak istemediklerini ifade etti, iki toplumun siyasi eşitliğini temel alan ve iki eşit statünün garanti altına alınacağı bir devlet yapısının çözümün esasları olduğunu belirtti.
Talat ayrıca Hristofyas'ın konuşmasıyla ilgili "Hristofyas, Rum limanları ile ilgili oldukça bonkör bir öneri yapmış. Ben de bir öneri ile yanıt veriyorum. Gelsinler bizim limanlarımızdan ticaret yapsınlar, ihracat yapsınlar" dedi.
Bu arada Alman parlamenter Joachim Hörster tarafından hazırlanan "Kıbrıs'ta durum" başlıklı rapor ve buna bağlı karar tasarısı kabul edilirken, Rumlara 'ticarete yönelik engelleri kaldırın' çağrısı yapıldı.
Anlayacağınız raporda hem nalına vuruldu, hem de mıhına. Ama genelde Rum istekleri doğrultusunda mesajlar verildi.
Örneğin Türklere adanın yeniden birleştirilmesi yolundaki taahhütlerini teyit etmeleri ve iki ayrı devletin varlığı ısrarından vazgeçmeleri tavsiye edildi. Ayrıca KKTC'nin Kıbrıslı Rumlara ait mal ve mülklerin üzerindeki inşaat ve satımı işlemlerini durdurması çağrısında bulunuldu. Rumlara da Kıbrıslı Türklerin uluslararası alanda eğitim ve sporla ilgili temaslarını engellememesi tavsiye edildi.
Rum tarafı böyle bir tavsiyeyi takar mı?..
Kıbrıslı Türklerin, Güney'de bıraktıkları mallardan tek kelime dahi söz edilmezken, kasıtlı olarak yapılan kamulaştırmalara değinilmezken, illa ki Kuzey'deki Rum emlaki...
AKPA'nın adalet terazisi ancak bu kadar olabilir...
Hem Kıbrıslı Türkler, 'adanın yeniden birleştirilmesi' konusunda ne zaman taahhütte bulunmuşlardı da, bu taahhütlerini yerine getirmeleri bekleniyor?.. Koskocaman Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi bu konuda yanılgı içinde değil midir?.. Bildiğimiz kadarıyla 24 Nisan 2004 Annan Planı referandumunda bir çözüm için Kıbrıs Türk tarafı 'evet', Rum tarafı da 'hayır' demiş, böylelikle de Dora Bakoyanni'nin deyişiyle plan ölmüş, ruhuna da fatiha okunmuştu.
Acaba raporu hazırlayan Alman Parlamenter, bu durumu yanlış mı biliyor?..
Her ne kadar bu bir rapor ve karar ise de, bağlayıcılığı söz konusu değildir. Tamamen tavsiye niteliğindedir. BM Güvenlik Konseyi kararları, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Avrupa Birliği Adalet Divanı (ABAD) kararları da öyle değil midir?..
Bazı hallerde Güvenlik Konseyi kararlarının yaptırım gücü var, ona da her ülkenin uyma zorunluluğu yok!.. Esasen bu tür kararlar ya ABD'nin, ya da Rusya'nın isteği üzerine düzenlenir. Örneğin ABD'nin Kuzey Kore'ye ambargo uygulaması kararına Çin Halk Cumhuriyeti ya da Rusya ne kadar uyar?.. Ya da Moskova ve Pekin'in isteği üzerine alınan kararlara ABD yönetimi ne denli sadık kalır?..
Bu güne kadar Rusya aleyhine o kadar çok kararlar alındı ki, Rusya "bizim açımızdan geçersizdir" diyerek tanımadı ve bildiği yolda devam etti. Daha yakınlara gelelim. En basiti İsrail, bu güne dek Güvenlik Konseyi kararlarını taktı mı?..
Evet; dünyadan kendinizi soyutlayamazsınız. Küreselleşmede çıkarlar ve dengeler konusunda safınızı tutarsınız. Ancak hele de gıyabınızda alınan kararlara uymama konusunda hak sahipliğiniz vardır. Yani sizi dinlemeden, konuşma hakkı, söz hakkı olmadan alınan kararların hiçbir bağlayıcı yanı yoktur. Rusya ve İsrail örneğini burada bilinçli olarak verdik. Her iki ülke de aleyhte alınan kararlara uymak mecburiyeti olmadığını, hatta kararı tanımadıklarını her defasında dünyaya açıklamışlardır.
Ama Türkiye'deki hükümet, sırf Avrupa Birliği'ne (AB) şirin görünsün diye, Titina Loizidu isimli Rum kadına dünyanın tazminatını ödemiş ve arkası da çorap söküğü gibi gelmiş ve gelmektedir. Güney'de nice verimli arazileri bulunan ve Kuzey'de yaşayan nice 'Loizidu' konumunda olan Kıbrıslı Türkler vardır ki, tanınmamışlık nedeniyle onlar için AİHM kapıları açık değildir. AİHM'in testeresi hep tek taraflı kesmektedir.
İcabında Azerbaycan ile Ermenistan, İsrail ile Filistin, Suriye ile Lübnan ve Rusya ile Gürcistan arasında arabuluculuk yapan ve 'bölgesel bir güç' olan Türkiye, maalesef bu gibi durumlarda ağırlığını koyamamakta ve Rum'un dahi alay konusu olmaktadır.
Bu konuyu fazla deşmek istemiyoruz, ama acı gerçeklerdir bunlar...
Tekrar Talat'ın konuşmasına dönecek olursak, KKTC Cumhurbaşkanının, Kıbrıs Türk halkının dünyadan, öncelikle söz hakkının korunması istemesi en önemli mesajdır. Söz hakkımızın olmadığı platformlarda eşitlikten söz edilebilir, alınan kararların, hazırlanan raporların tek yanlı olmadığı inkar edilebilir mi?.. Kıbrıs Türk halkının söz hakkının olmadığı herhangi bir kuruluşta alınan kararların hiçbir geçerliliği olmadığı ve olmayacağı artık daha yüksek bir sesle dünyaya duyurulmalıdır.
Özellikle de AB'nin, Annan Planı referandumundan sonra izolasyonları kaldıracağına dair verdiği sözleri yerine getirmediği ve bunun insanlık adına en büyük ayıp olduğu her vesileyle dillendirilmelidir!..
|