|
Barış, dostluk, huzur, dayanışma, sevgide birleşmek en yüce değerlerdir. Bunların benimsenmesi insanlara; mutluluk, huzur ve sükunet getirir. Öte yandan kişileri ve halkları hedef alan her türlü çatışma ve şiddetin sonucu; gözyaşı, acı, zulüm, kan dökme, düşmanlık, kötülük, huzursuzluk ve mutsuzluktur.
Bu nedenle, dün yaşayan ve bugün var olmayan; bugün yaşayıp da yarın bu dünyada olmayacak olan insanlar için; barış yerine düşmanlık, nefret ve çatışmanın egemen olmasını istemek, mantık dışıdır.
Dünyamızda ve Kıbrıs adasında bu gerçeği görmeyenler, anlamayanlar; insanlık dışı gerekçeler, beklentiler, hayaller, saplantılar ve boş ideallerin etkisinde kalarak, iki halkı tekrar çatışma ortamına götürmeye ve 1974'den sonra sağlanan barışı bozmaya çalışıyorlar. İşin acı yanı ülkemizde kendi kendilerini 'barış sever' ilan eden bazı kişiler, barışın bozulmasına sebep olacak hatalar yapılmamasını isteyenleri de, 'barış düşmanı' olarak gösteriyor.
Ancak ülkemizde geçmişten günümüze yaşananlara gerçekçi bir şekilde bakıldığı zaman; İngiliz yönetiminden 1974'e kadar, Kıbrıs Türk halkının hiç rahat yüzü görmediği görülür. 1771 yılında adada 75,000 Türk ve 35,000 Rum bulunmasına karşın; adanın İngilizlerin eline geçmesi ile çeşitli baskılar sonucu Türklerin göç etmek zorunda kalarak azalması, bu gerçeği açıkça ortaya koyuyor.
Ayrıca, 1950'li yıllarda Rumların başlattığı kanlı olaylardan sonra 1960 anlaşmasının uygulanmasında halkımıza yapılan haksızlıkları, 1963-74 arasındaki kanlı saldırıları ve 1974'de topyekün katledilmekten son anda kurtarıldığımızı yaşayarak görenlerin ve bilenlerin bir kısmı henüz hayatta ve aramızdadır.
Geçmişteki sıkıntıları yaşamayanlar, unutanlar ve öğrenmeyenler; halen içinde bulunduğumuz barış ve özgürlüğün paha biçilmez değerini göz ardı ederek, sanki adada iki halk arasında çatışma varmış gibi, barışın sağlanmasını istiyor. Hatta bazı kimseler barışçı görünerek, iki halkı yeniden çatışmaya götürecek çözüm şekillerini savunuyor. Eğer barıştan kastedilen iki halkın barışması veya anlaşması ise, bunun gerçekleştirilmesi iki tarafından da istekli ve hazır olması bağlıdır.
Ancak, Rumların ezici çoğunluğunun bir defa bile kuzeye gelmemesi, okullarında öğrencilere Türk düşmanlığı aşılayan panolardaki yazıları silmemeleri, Kıbrıs Cumhuriyeti olduklarını ileri sürmelerine karşın her yere Yunan bayrağı çekmeleri, Güney'e giden Türklere saldırmaları, geçmişte yaşanan acı olaylardan ders almayarak hala daha tüm adanın hakimi oldukları görüşünü terk etmemeleri ve eşit ortaklar olarak bir arada yaşamamız gerektiğini anlamamaları, bizimle birlikte yaşamak niyetinde olmadıklarını gösteriyor.
Kuşkusuz bu koşullarda yapılacak bir anlaşma ile iki halkın zorla birleştirilmesine çalışılması, aynen barut ile ateşin bir araya getirilmesi gibi, yeni bir patlamaya yol açacaktır.
Aslında uzun süre Osmanlı yönetimi altında birlikte yaşadığı için, doğal olarak birçok bakımdan aralarında yakınlıklar bulunan Türkiye ile Yunanistan'ın ve Kıbrıslı Türk'ler ile Rum'ların dostluk, kardeşlik ilişkileri içinde yaşamaları hepimizin çıkarınadır. Bu nedenle iki tarafın da hedefi bu olmalı.
Fakat yaşadığımız olaylar ve içinde bulunduğumuz koşullar nedeniyle, iki kesimliliğin sulandırılması bile oldukça risklidir. Bu nedenle kalıcı bir barış için önce, iki kesimlilik ve iki halkın da eşit egemenliğe sahip olduğu kabul edilmeli ve zamanla iki halkın AB çatısı altında yakınlaşması sağlanmalı.
Böyle yapılması durumunda; her iki halkın da adanın tümünü ele geçirmesi, bir tarafın diğeri üzerinde üstünlük kurması ve bir tarafın öteki tarafın topraklarını alması olanağı ortadan kalkacağı için; iki halk arasında rekabet, sürtüşme ve etnik çatışma çıkmayacak ve kalıcı barış gerçekleştirilecektir.
Ülkemizdeki barışın bozulmaması ve daha ileriye götürülmesi dileği ile, herkesin 'Dünya Barış Günü'nü kutlarım.
|