|
Hep göz önündedir doktorlar... Yaptıkları ya da yapamadıkları ile. Kızarız da, söveriz de, överiz de. Cana can katarlar ama... Bu gerçek...
Sevapları hatalarından çok daha fazladır.
Şimdi neden girdim bu konuya biliyor musunuz?
Bir doktor arkadaşım aradı geçenlerde... Aramızda şöyle bir diyalog geçti:
- Hüseyin, biliyor musun ne yapacağım?
- Hayırdır doktorum?
- Devletin istihdamlarına sağlık raporu imzalamayacağım...
- Nasıl yani? Görevin değil mi bu?
- Görevim ama bu bir eylemdir...
- Hayırdır doktorum, nedir, neden böyle oldu ki?
- Bugüne kadar bin tane memur, 500 tane öğretmen, 300 tane de hemşire için rapor imzalandı doktorlar tarafından. Son bir yılda. Polisin sayısı da sanırım bine yaklaştı. Ama 50 tane doktor, sözleşmeli olarak çalışıyor.
- Şaka mı bu?
- Hayır şaka değil. Kadro açılmıyor. Nüfus artıyor, iş hacmi artıyor. Doktor sayısı artıyor ama bir türlü doktor kadrosu açılmıyor. Sana aldığımız maaşları söylesem dalga geçeceksin. 10 yıl oku... Sabah akşam can kurtarmak için koşuştur...
- Peki ne olacak bu durum...
- Birçok arkadaşım var bu durumda. Ciddi ciddi Türkiye'deki özel hastanelere gitmeyi düşünüyoruz. Teklif alan arkadaş çok. Üstelik uzman. Niye kalalım ki?
Bu şimdi ciddi bir tehlike. Sağlıkta taşlar yavaş yavaş yerine oturmaya başlamışken, kalp ameliyatları, onkoloji merkezi "güven" kazanmışken, şimdi doktorların bir bir kaçmayı düşünmesi sağlık sisteminin ciddi bir tehlike ile yüzleşebileceğini gösteriyor bize.
Biliyorum ki, Sağlık Bakanı Eşref Vaiz'in de en çok dertli olduğu konu budur. Bu konudaki görüşlerini bildiğim için de doktorların sayın Vaiz'i suçlamadığını da söylemek istiyorum. Sağlık Bakanı, doktor kadrosu açılması istemini defalarca dile getirmiştir. Bu biraz da hükümetin olaya bakışı ile ilgili.
Bu noktada hükümetin ciddi bir önlem alması gerekmektedir. "Doktorsuz ama iyi bir sağlık sektörü" düşünülüyorsa o başka.
Ama öyle alanlar var ki, bir doktorun kaçması bile sağlık bakanlığını, dolayısı ile hükümeti zora sokabilir.
Benden uyarması...
Şehir içinde de ağaçlar kuruyor
Değerli bir dost aradı dün. Acı gerçeği yüzüme çarptı. "Farkında mısın doğada ağaçlar nasıl da kurumaya başladı?" diye sordu. Elbette ki ben de farkındayım, herkes gibi.
Ve bir soru daha sordu ardından:
- Şehir içindeki ağaçlar da kuruyor bir bir...
Bir örnek vermesini istedim, daha da şaşırdım:
- Birçok bakanlığın avlusundaki ağaçlar... Buradan başla ve sokakları incele.
Ve daha kent içerisinde birçok ağaç... Hadi dağı tepeyi anladık da... Şehir içindeki ağaçlar nasıl kurumaya terk ediliyor bir bir...
Belki de bizim bugünlerde, Beşparmak Dağları'nı ıslatmamız gerekiyor TC'den getireceğimiz hava ekipleri ile. Bu mümkün... Ama... Biraz daha fazla kafa yorsak galiba daha iyi olacak...
Yönlüer kafayı neden kazıttı?
Sayın Ahmet Yönlüer ile kısa bir sohbetimiz oldu dün... "ÖRP'nin kuruluşu ile ilgili söyleyecek çok şeyim var ama, zamanı gelecek" dedi. Sonra da "Yer yerinden oynar, çok çevre zarar görür" diye de ekledi.
Israrlara rağmen bu konuda başka bir şey söylemedi. Sohbetimiz de bir espri ile son buldu:
- Ahmet başkan, neden kazıttın saçlarını? Uzun saç daha çok yakışıyordu sana...
- Kendime Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ı örnek aldım. Sayın Talat saçlarını kazıttığı zaman şansı açıldı, başbakan, cumhurbaşkanı oldu. Önce hükümetin küçük ortağı olacağım ilk seçimde, ardından da yolum uzun...
|