|
7 Ekim günü yayınlanan yazımda, "Cezaevi mi?" başlığı altında, gardiyanlık sistemini sorgulamıştım... "Hükümetin hiç mi suçu yok?" sorusuna vereceğim cevap "mutlaka ki vardır" olabilir, ama kamu sisteminin sıkıntısının cezaevini de etkilediğini belirtmek istemiştim.
Bu yazıya, Kamu- Sen Başkanı sayın Mehmet Özkardaş, gardiyanların da açısından bakarak bir cevap verdi. Virgülüne bile dokunmadan, bu yazıyı paylaşıyorum sizlerle:
"Sayın Hüseyin Ekmekçi
Kıbrıs Gazetesi
Sayın Ekmekçi,
7 Ekim 2008 tarihli Kıbrıs Gazetesindeki "Cezaevi mi?" başlıklı yazınıza ışık tutması açısından bu yazımı köşenizde yayınlamanızı diliyorum.
Yazınızda cezaevindeki sorunları çözmek için ödenenlerin yani gardiyanların "biz bu işi yapamıyoruz önlem alın diye bas bas bağırıyorlar... hiç aklım almıyor. Gardiyanlar koğuşa bile girmekten korkuyor, dışarıda bile tehdit ediliyor diyor. Bu arkadaşlar bu mesleği neden tercih ediyor? Zorluğunu bilmiyorlar mı?...." diye soruyorsunuz, ve bu mesleği yapamayacak olanların seçmemesi gerektiğini vurgulayarak, gardiyan grevi ile hükümeti tehdit etmenin doğru olmadığına dikkati çekiyorsunuz.
Görüşlerinize elbette saygı duyuyorum ve emin olun kızmıyorum. Ancak gardiyanların neden koğuşlara girmekten korktuğunu, tutuklu ve hükümlülerin cezaevinde olması gereken disiplin kurallarına uymadıklarında ceza vermekten çekinmelerinin nedenlerini bilmek gerekiyor.
Merkezi cezaevinin şuandaki kapasitesi kütüphaneyi de koğuş yaparak ve ek binalarla 250-270'e çıkartılmıştır. Ancak içeride dün itibari ile 396 hükümlü ve tutuklu balık istifi gibi kalmaya devam etmektedir. Kapasitenin çok üstünde eski ve hiçbir teknolojik güvenlik araç gereci olmayan, yeterli tuvalet, banyo, sosyal etkinlik gibi çağdaş olanaklardan yoksun, 30 ila 50 kişilik koğuşlarda ağır suç işlemiş olanlarla çok basit suçlardan ve kısa süreli cezalar alanların aynı yerlerde kaldığı cezaevinden ne beklenebilir ki? Ha unutmadan kimse mahkum ve hükümlüler için otel hizmeti, kuştüyü yastık, yorgan istemedi. Ancak suçlu da olsalar onların da insan hakları var ve devlet bunu sağlamak zorundadır.
Etrafında ve içeride kamera sistemi olmayan, girişlerde güvenliği sağlamak için bir X Ray cihazı dahi olmayan, yeterli aydınlatma olmadığı için nöbetçi kulelerinden cezaevi alanının görünmediği, yönetim zaafiyetinin olduğu, gardiyanların kendilerini koruyabileceği gerekli donanıma sahip olmadığı çağ dışı bir cezaevinde yaşanan olumsuzlukların sorumlusu iş bulmanın bu denli zor olduğu bir ülkede bu mesleği seçmek zorunda olanların mıdır?
Cezaevinde yaşanan olaylar göz göre göre "geliyorum" diyerek gelmiştir ve ivedi önlemler alınmazsa daha da vahim olayların olmasından endişe duymaktayım.
Üç yılı aşkın süredir mutlaka teknolojik güvenlik sistemleriyle donatılmış, hükümlü ve tutukluların ayrıldığı suçluların rehabilite edilip topluma kazandırılabileceği AB ülkelerindeki gibi çağdaş cezaevi yapılmasını istedik. Cezaevi yasasının, yönetmenliklerinin yeniden ele alınmasını, gardiyanlığın normal bir kamu görevlisinin görevine benzemediğini emeklilik haklarından, hizmet içi eğitimlerine kadar çalışma düzenlerinin ve özlük haklarının yeniden yapılanması gereğini vurguladık.
Suç işleme eğiliminin bu kadar arttığı, gazinoların, gece kulüplerinin, uyuşturucu ve bet salonlarının mantar gibi çoğaldığı, kaçak iş gücünün ülkeyi mesken tuttuğu, sorma gir hanına dönen ve mafyalaşmaların, hesaplaşmaların önlenemediği gerçeğine bir de çok yavaş işleyen hukuk sistemimizi eklerseniz asıl suçluların sizin deyiminizle cezaevinde olan sorunları çözmek için ödenenler değil, ülkeyi çok daha iyi yönetecekleri iddialarıyla halkımızın oylarını alıp hükümet olanlar olduğunu görebiliriz.
Elbette ki yeni ve AB ölçeklerinde yeni cezaevi yapımı tek başına çare değildir. Bununla birlikte suç unsurlarını ortadan kaldıracak kontrolsüz girişler dahil, uyuşturucu, kumar, fuhuş, çeteleşme gibi bataklıkların kurutulması gerekir. Bunun içinde siyasi irade ve istek gerekir.
Hiç kimse çağdışı binaya sahip, etrafında kamerası ve yeterli aydınlatması girişte X Ray cihazı, gardiyanında teçhizatı olmayan üstelikte yönetiminde zaafiyet olan 30 ila 50 kişilik koğuşlarda tutulmaya çalışılan hükümlü ve tutumlulara kahramanlık olsun diye gerçek anlamda görev yapamaz. Devlet önce gardiyanların ve ailelerinin güvenliğini sağlayacak gerekli önlemleri alıp eksiklikleri giderilmelidir. Tıpkı AB ülkelerinde olduğu gibi (hani hep Avrupalı olmak isteriz ya!) eğer bunlar olduktan sonra da gardiyanlar "içeriye girmekten korkuyoruz, biz bu işi yapamıyoruz, önlem alın" diye bas bas bağırıyorlarsa ne söyleseniz yeridir.
Alınmayan önlemler nedeniyle koğuş ağalıklarının oluştuğu, bazı hükümlülerin gardiyanlara ağza alınmayacak küfürler ve tehditler savurduğu, ailelerinin dahi tehdit edildiği böylesi bozuk düzende ben bu işi tamam yaparım diyen varsa beri gelsin.
Kamu-Sen olarak bizim istediğimiz ülkemizin suç işlenen, giderek sosyal dengesi bozulan bir yer olmaktan kurtarılması suç odaklarının bataklıklarının kurutulmasıdır.
Cezaevinde bulunan yabancıların ülkelerine iade işlemlerinin hızlandırılması, hukuk sistemimizin adil ve hızlı hizmet vermesi, hükümlü de olsalar insan haklarına saygılı olunması, gardiyanlarımızın huzurlu görev yapmaları ve can güvenliklerinin sağlanması için yeni bina dahil her türlü idari ve yasal önlemlerin alınması ve kimsenin canının yanmamasıdır. Bilmiyorum çok şey mi istiyoruz.
Saygılarımla
Mehmet Özkardaş
Kamu-Sen Genel Başkanı"
|