|
Her yer kapkaranlık. Annem babam kardeşlerim... Hiç ama hiç kimse yok etrafımda. Arkadaşlarım nerde? Arıyorum ama kimse yok. İnce, uzun, karanlık... Kısacası korkunç bir yolda tek başıma kalmışım. Bağırıyorum. Baktım sesimi duyan yok çığlık atmaya başlıyorum... Kimseye duyuramıyorum. Yankılanıyor ses. Kendi sesimi yine kendim duyuyorum.
Niye böyle oldu bilmiyorum... Yalnız kalışımın nedenini bulamıyorum... Hem neden herkes aynı anda gitsin ki? Yoksa... Yok hayır olmaz olamaz. Hayatın sonu gelmiş olamaz...Öyle değil mi? Yok canım daha neler!..Daha yaşamadığım yarım kalan çok şey var.Gerçi ölüm ona bakmıyor. Sırayla... Sırası geleni alıp gidiyor. Ama sıra bana gelmiş olamazdı. Hem öyle bile olsa mutlaka arkamdan dua eden insanlar olmalı. Oysa kimse yok... Neden yalnızım o zaman? Neden evimde değilim? Niye kimse beni sevdiğini söylemiyor? Çevremdeki herkes söylemese bile belli ederdi beni sevdiğini.
Anneciğim neredesin? Niye kızmıyorsun bana? Ya siz biricik dostlarım. Bak fikirlerinize ihtiyacım var. Siz bari yanımda olun. Kurtarın beni bu korkunç yoldan. Hani hep yanımda olacaktınız, hani hiç bırakmayacaktınız beni. Peki, ben neden yalnızım?
Sonra ansızın çevremi gölgeler sarıyor ve garip sesler geliyor derinden. 'Yanlış yaptın hem de çok yanlış... Çevrendeki herkesi üzdün sen ve bu yüzden yalnız kalmaya mahkumsun.'Karanlıktan daha korkunç şimdi her şey. 'Ne yaptım?' diyorum. Sesim o kadar cılız çıkıyor ki, ben bile duymuyorum. Gölgeler kayboluyor ve ben yine yalnızım.
Korkunç bir rüya sonrası insan ne kadar güzel bir merhaba diyebilir ki güne. İşte ben de o şekilde merhaba diyorum. Ama içim huzursuzluk dolu olarak. Rüya da kalmıyor her şey. Düşünmeye başlıyorum rüyadaki yalnızlığımın nedenini. Ve sonrası rüyadan daha korkunç... Kardeşim alt tarafı bir bardak su istedi benden ama mutfağa gidip almaya üşendim. Dostlarım sadece beni uyardı hataya düşmemem için. Sonuçta ilk etapta onlardan yardım isteyen bendim. Ama sonra fikirlerine saygı duymadım. Oysa hakikatleri duymak ağır gelmiş ama fark etmemişim. Sonra ailem de haklıydı. Onların da tek derdi beni hayattaki olumsuzluklara karşı korumaktı. Peki ben ne yaptım? 'Büyüdüm artık; yeter kendim fark ederim kötülüğü' diyerek kalplerini kırdım onların da... Ve daha ufacık görünen ama önemli kalp kırıklıkları geldi aklıma...
Çevremdeki insanları ne kadar üzmüşüm. Oysa hepsinin söylediğinde mutlaka gerçeklik payı varmış. Ama ben fark etmemişim. Peki şimdi ne yapacaktım?.. Kabusun gerçek olmasını bekleyemezdim. Ömür boyu yalnız ve sevgisiz kalamazdım. Buna katlanamazdım.
Geç kalınmış tebessüm idamdan sonra gelen affa benzer. Geç kalamam. Yalnızlığı göze alamam.
Kısa süre sonra artık çok mutluyum. Geç kalmamış olmanın ayrıcalığı var üzerimde. O kadar tedbirliyim ki bu defa ne söyleyecek, ne yapacak olsam 40 defa düşünüyorum.
Ve bu sefer yemyeşil bir bahçenin ortasındayım. Etrafım insan dolu. Herkes mutlu; her karede ayrı bir huzur var. Ansızın açılıyor gözlerim; ama ben rüyaya kaldığım yerden devam etmek istercesine hızla kapıyorum gözlerimi. Bu güzellik sona ermemeli ve kesinlikle rüyada kalmamalıydı. O günden sonra da zaten öyle oldu.
Ufacık şeyleri önemsemeyiz hayatta. Ama hayatın sırrı bazen o ufak şeylerde gizli. Bunu anlamak geç oluyor bazen bizler için... Aradan uzun zaman geçtiğinde değil o an farkına varabilmeli insan hatalarının. O an özür dilemeli o an affettirmeli kendini. Çünkü "Hayat silgi kullanmadan resim çizme sanatıdır." (John Christion)
Resmi çizerken ufacık bir el kaymasıyla oluşan hayatı yine elleriyle toparlamalı ressam. Hemen silgiye başvurmamalı. Bazı şeyleri silmek zordur. Resmin ortasında en güzel yerindeki ufak hatayı silerken başka yerleri de silebilir. Bunu göze almamalı ressam. Farklı desen vermeyi denemeli. En azından silip yok etmek yerine, değişimi denediği için mutlu olur. Önce kendi inanır silgiyi kullanmadan başarabileceğine.
40 defa düşünmeli insan. Nasıl olsa affedilirim diye düşünmemeli. Yok etmemeli hayatındaki dostlukları, arkadaşlıkları, ailesini.
Hayat resim, bizler ressam. Her birimizin silgi kullanmadan yaşayabilen ressamlar olabilmesi dileğiyle.
ÖZLEM TİRE
cyprus_miss@hotmail.com
(*) Genç ve yeni değerlere her zaman açık olan köşemin bugünkü konuğu, yine gencecik kuşağın gencecik kalemi Özlem Tire... Artık okurlarımın yabancısı olmayan bir yetenek... Özlem, son ulaştırdığı ve bugün sizlerle buluşturduğum yazısında, kendine özgü felsefesiyle yine kuşağına dair duyguları seslendirmiş... Her gün bu köşelerde tanık olduğumuz bildik konulardan, bizi alıp başka boyutlara taşımış... Geciken tebessümün, idamdan sonra gelen affa benzediğini de anımsatarak... Lütfen hepimiz her zaman gülelim, geciken tebessümlerin insanları olmayalım... Teşekkürler Özlem... (A. TOLGAY)
|