|
Türkiye'de Ergenekon operasyonu ile ortaya çıkan kimi gerçekler veya iddiaların boyutu zaman zaman Kıbrıs'ı da kapsıyor.
Ama bunlar şimdilik iddia ötesine geçemedi.
Eski Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın tutuklanan orgenerallere yakınlığı, yine tutuklananların önemli bir bölümüyle siyasi mesai yapması ve nihayette Ergenekon davasını "saçma-sapan bir dava" olarak nitelendirmesi güçlü kanaatler oluşturdu ama kesin deliller oluşturamadı.
Bu yüzden de Ergenekon'un Kıbrıs ayağı hep eksik kaldı.
Malumdur, Türkiye'de, üstlerine vazife sayıp darbeye heveslenenler çok oldu.
Bunların bir kısmı ordu içinde diğerleri de sivil yapılanma çerçevesinde tasfiye edildiler.
Peki Kıbrıs'ta darbe yapmaya heveslenenler oldu mu?
Bu sorunun enteresan bir yanıtı var.
Aslında tam bir darbe girişimimi bilmiyorum ama siyasal tarihimizde mutlaka yer alması açısından da bu "tarihi olayı" okuyucu ile paylaşmak istiyorum.
Hatırlanacağı üzere 1998 yılının Aralık ayında yapılan seçimlerden sonra Ulusal Birlik Partisi-Toplumcu Kurtuluş Partisi koalisyon hükümeti kurulmuştu.
Hükümetin programında yoktu fakat koalisyonda turizmden de sorumlu Başbakan yardımcılığı görevi yapan Toplumcu Kurtuluş Partisi (TKP) Genel Başkanı Mustafa Akıncı polisin sivil otoriteye bağlanması gerektiğini sık sık belirtiyordu.
Dönemin Güvenlik Kuvvetleri Komutanı Tuğgeneral Ali Nihat Özeyranlı da bu açıklamalardan oldukça rahatsızdı.
Akıncı ile Özeyranlı arasında muazzam bir tartışma ve sonrasında siyasi hayatı derinden etkileyen bir kriz çıkmıştı.
4 Temmuz 2000 tarihli Hürriyet gazetesi krizin özetini şöyle vermişti:
"Güvenlik Kuvvetleri Komutanı Ali Nihat Özeyranlı geçtiğimiz hafta iç ve dış tehditlere karşı mücadele ettiklerini söyleyerek 'İhanetin bir bedeli vardır. Bu bedel devlet tarafından, yasalar tarafından ödettirilecektir' dedi.
Sol partiler Meclis'te Paşa'ya tepki gösterdiler ve 'Asker kışlaya dönsün' mesajı verdiler. Bunun üzerine Tuğgeneral Özeyranlı, 29 Haziran'da zehir zemberek açıklamalar yaparak iddialara yanıt verdi. GKK Komutanı, 'Şayet toplumun gözü önünde devletin temellerine dinamit konulursa, yıkılmaya çalışılırsa, GKK'dan önceki yetkililer, devlete sahip çıkmazsa, sahip çıkacak makam milletin anayasayla görevlendirdiği GKK'dır. TSK generalinin boğazı dokuz boğumludur, her aklına geleni söylemez ama yerinin geldiğine karar verirse değerlendirmeyi yapar' dedi.Turizmden de Sorumlu Başbakan Yardımcısı Mustafa Akıncı, Özeyranlı'nın bu açıklamasına tepki gösterdi ve 'Protesto ediyorum' diyerek töreni terk etti. Özeyranlı, bunun üzerine açıklamalarına devam etti ve hükümeti mücadele ruhunu öldürmek ve toplumu parçalamakla suçladı. GKK Komutanı, 'Oklar hedefe ulaştıkça, hedefin kalbine girdikçe canı yananların bağırtısını duyuyorum ve ne kadar haklı olduğumu bir daha görüyorum. Polisin askere bağlı olması Sayın Akıncı'yı niçin bu kadar yakından ilgilendiriyor ben anlamıyorum. Siz Turizm Bakanısınız. Kabinede en son konuşması gereken kişi sizsiniz. Turizm Bakanlığı'nın tüm problemlerini çözdünüz de sıra polise mi geldi' diye konuştu. Paşa şöyle devam etti: 'Demokrasiyi hazmetmelisiniz. Demokrasiyi abur-cuburla karıştırıp usulüne uygun yemez, elle yerseniz midenize oturur, karnınızı şişirir, gaz yapar, sizi rahatsız eder, sonra rahatlayayım diye önce devlete sonra kendinize zarar veririsiniz'.
SANSÜRE UĞRUYORUM
Özeyranlı, son zamanlarda verdiği demeçlerin devletin yayın organları tarafından sansür edildiğini belirterek Başbakan Derviş Eroğlu'ndan bu kurumların müdürlerini görevinden almasını istedi, 'Yok bu Sayın Başbakan'dan kaynaklanıyorsa, parti politikasının bir parçası haline getirilmişse, o zaman Meclis'te bunun araştırılması lazım' dedi. Başbakan Yardımcısı Mustafa Akıncı, düzenlediği basın toplantısıyla Tuğgeneral Özeyranlı'ya yanıt verdi. Akıncı, 'Komutan, son günlerdeki demeçleriyle çizmeyi aşmıştır' dedi. Polisin İçişleri Bakanlığı'na bağlanması talebinin demokratik bir hak olduğunu söyleyen Akıncı şöyle konuştu: 'Komutan, Kıbrıs'ta ateşkesin sürmesini ve özel koşulları gerekçe gösteriyor. Güney Kıbrıs'ta polis sivil otoriteye bağlı. PKK ile mücadele eden ve ateş çemberinden geçen Türkiye'de de polis İçişleri Bakanlığı'na bağlıdır. Biz kendi kendimizi yönetmek istiyoruz'. Bunun üzerine sol çizgideki Cumhuriyetçi Türk Partisi'nin Başkanı Mehmet Ali Talat da Genelkurmay'ın Özeyranlı'yı görevden almasını istedi.
***
Bunlar gazetelere ve dolayısı ile kamuoyuna yansıyan gelişmeler.
Olayın bir de kamuoyuna yansımayan perde gerisi vardır.
İddiaya göre Akıncı'nın "general çizmeyi aştı" açıklamasından ve muhalefetin "general derhal görevden alınmalıdır" taleplerinden sonra Güvenlik kuvvetleri Komutanı Ali Nihat Özeyranlı emrindeki askeri birlikleri alarma geçirmiş ve "darbe tebliği" sayılabilecek bir bildiri hazırlamış.
Bu durumu haber alan ve harekete geçen dönemin Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş dönemin kolordu komutanını da yanına alarak General Özeyranlı'nın makamına gitmiş.
Özeyranlı hazırladığı bildiriyi gözyaşları içinde okumuş ve "şerefli Türk ordusu bu hainliğe seyirci kalamaz" demiş.
Bunun üzerine Denktaş devreye girmiş ve "paşam bu bir darbe ilanıdır. Hassasiyetinizi anlıyoruz ama biliniz ki Kıbrıs davasını kaybederiz" demiş.
Denktaş'ın müdahalesi üzerine Özeyranlı teskin olmuş ve mesele "darbeye dönüşmeden" kapatılmış.
Tabi ki bu iddia güçlü kaynaklara dayanmaktadır ama sonuçta bir iddiadır.
Olayın tanıkları hayattadır.
Eğer açıklarlarsa biz de öğrenmiş oluruz.
2000 yılında yaşanan bu kriz darbeyle mi sonuçlanacaktı yoksa bir komutanın hezeyanından mı ibaretti?
Sorular yanıt bekliyor...
|