|
Ne kadar ilginçtir bazı sihirli eller CTP'ye dünden bugüne İTEM yasası, KDV, faizden faiz alınması dahil pek çok rahatsız edici kararları aldırttı.
Sanki de 38 yıllık örgütlü siyasi mücadele birkaç yıl içinde sıfırlatılmak isteniyor. Ve de bu CTP'nin kendisine yaptırılıyor.
Dünya değişiyor. Doğru, ama Kıbrıs Türk toplumunda CTP'ye kuruluş misyonuyla ihtiyaç devam ediyor.
CTP'nin en yetkili organlarının en tepesinde olanların bu görmezlikten gelme hakkı yoktur
Dün akşam bir tanıdıkla telefonda konuşuyoruz.
Devlet çalışanı.
Uzunca bir süredir çalışıyor.
Sendikal eylemle ilk buluşması değil.
Soruyor... "Grevle ilgili görüşün ne?"
Daha ben yanıt vermeden devam ediyor: "Bu noktada geri gidişi kabul edersek arkası gelecek diye korkuyorum. Kazanılmış hak diye gördüklerimizi bir bir geri alacaklar."
Bunları söyleyen düz bir yaklaşımla, çalışan gözüyle meseleye bakıyordu.
Ne kadar dramatik bir tablo aslında.
Bugün çalışanların kazanılmış hak diye gördüklerinin tümüne yakını sağ, sermaye yanlısı diye nitelenen partiler zamanında verildi.
Şimdi bunları ortada kaldırıcı adım atan parti ise emeğin partisi.
Sohbet daha uzamadan sorusu daha dar ama daha somut hale geldi.
"Sen olsan genel greve katılır mıydın?"
Yanıtı hiç ikilemsiz geldi. "Kesinlikli greve katılanlar arasında olurdum."
Bunun nedenini bu köşeyi takip edenler pek çok kez okumuşlardır.
* * *
Kuzey Kıbrıs'ta sadece çalışma hayatının değil, demokratik yaşamın güvencesi olarak da sendikaları görüyorum.
Sendikal yaşam özellikle yöneticilerin niteliği bakımından geriye gidiyor. Bunu hiç çekinmeden çok açık olarak söyler ve yazarım. Bu geri gidişten kaygım ülke demokrasisi adınadır.
Çok partili sistemin vazgeçilmezi siyasi partilerin hali ortada.
İnsanlar siyasi partiler arasında seçim yapma durumunda kaldığı zaman "Kötünün iyisini" seçme durumunda kalıyorsa durumu anlayın artık.
Bu durumda siyasal yaşam için baskı gruplarına gereksinim var.
Bu işi de en etkili şekilde yapabilecek olan sendikalardır.
* * *
CTP, "emek en yüce değerdir", diyerek yola çıkan bir partidir.
UBP yolcu edilip CTP'ye hükümet etme çoğunluğu verilirken de bu yanı dikkate alındı.
CTP iktidar yürüyüşünde isminin sonuna BG yani Birleşik Güçler eklemesini de yaptı. Şimdi BG'nin ismi var cismi yok.
CTP'yi yönetenler köprü geçene kadar sendikalara DAYI, köprüyü geçtikten sonra ise AYI demenin sıkıntılarını yaşıyor, bedelini ödüyor.
Çalışanlarla kader birliği sisteme bağlanamadı.
İşveren dünyasıyla kurulan ilişkiler çalışan örgütleriyle kurulmadı.
Var olan ilişkiler geri götürüldü.
Demokratik kitle örgütü olan sendikaların yönetimleri ele geçirilerek bu örgütler GUMANDA altında tutulmak istendi.
Seçilirken söylenenlerle, hükümet olduktan sonra yapılanların uzak yakın alakası yok...
Ne kadar ilginçtir bazı sihirli eller CTP'ye dünden bugüne İTEM yasası, KDV, faizden faiz alınması dahil pek çok rahatsız edici kararları aldırttı.
Sanki de 38 yıllık örgütlü siyasi mücadele birkaç yıl içinde sıfırlatılmak isteniyor. Ve bu CTP'nin kendisine yaptırılıyor.
Dünya değişiyor. Doğru, ama Kıbrıs Türk toplumunda CTP'ye kuruluş misyonuyla ihtiyaç devam ediyor.
CTP'nin en yetkili organlarının en tepesinde olanların bu görmezlikten gelme hakkı yoktur.
* * *
Kıbrıs Türk çalışma yaşamında soldan sağa tüm sendikaların katılımıyla genel grev uygulanıyor.
Ve de bu grev çok büyük bir katılımla gerçekleşecek.
Bugün grev uygulayıp hükümetteki CTP ile karşı karşıya gelecek olan binlerce çalışan ve de sendikal örgütlerin yöneticileri olası bir seçimde hangi yüz, istek ve cesaretle CTP'ye destek ve oy verecek ve de oy isteyecek.
CTP'yi yönetenler kendi elleriyle sağ partilerin iktidar yolundaki engelleri kaldırıp, yumurta cirilense gidecek kadar düzgün Amerikan asfaltı döküyorlar.
* * *
Bu satırların yazarı olarak eşel-mobil uygulamasındaki yapılmak istenen değişikliğin ne demek olduğunu, neden yapılmak istendiğini biliyorum... Anlatıldığı zaman da anladım.
Türkiye, çok açık bir şekilde, "Yatırımlar ve kuraklıktan kaynaklanan gider artışlarını karşılamaya varım ama cari giderler için para istemeyin kuruş vermem" dedi.
Bunun üzerine hükümet oturdu hesap kitap yaptı... Gördüler ki iki ayda bir hayat pahalılığı ödemeye devam ederlerse yıl sonuna doğru maaşları ödeme zora girecek, on üçüncü maaşı ödeyecek para da olmayacak. Böyle bir uygulama ile 2008'in içinde bulunduğumuz ikinci yarısının hayat pahalılığı ödenek hesaplamasını altı aylık zaman dilimine uzatıp 31 Aralık 2008'e ulaşılmak isteniyor. Bu olursa 2008'in ikinci yarısının hayat pahalılığı 2009 bütçesinden ödenebilecek.
Peki bu kabul edilemez mi? Eğer yeni geriye gidiş talebi gelmeyecek ve de bir defaya mahsus bir uygulama olacaksa kabul edilebilir.
Ama izah etmeye çalıştığım gibi sendikalarla, CTP arasında köprüler yerle bir olmuş durumda.
Acı ama gerçek, gelinen noktada başbakan dahil hükümetin ve de hiç bir CTP yetkilisinin sözüne güven duyulmuyor.
Söz veren, anlaşan ama sözüne ve anlaşmasına sadık kalmayanla karşı karşıya gelinmesi halinde harcanacak iki kelimelik nefese bile yazıktır.
Bu hayatın her alanında geçerli olduğu gibi hükümetle ilişkilerde hayda hayda geçerlidir.
Bugün yapılacak genel grevin altında yatan en önemli nedenlerden biri de budur.
Günün sözü:
Herkese güvenmek basitlik, denediklerine güvenmek bilgeliktir
|