|
Hatice'ye değil, neticeye baktığım zaman narenciye resmen can çekişiyor. Böyle giderse bir iki sene içinde narenciyeyi toplu cenaze törenleriyle defnedeceğiz. Bir zamanların narenciye ülkesi olarak şimdi Güney Amerika'dan narenciye ithaline başladıysak gidilecek köyün minaresi göründü demektir...
Narenciye tanımlaması günlük konuşma dilimize 1974 sonrası girdi.
1963 öncesi küçük bir çocukken K. Kaymaklı'da evimizin bulunduğu çıkmaz sokakta bakkal Ekşici Hüseyin Dayı vardı. Ekşiyi önce Hüseyin Dayı'nın isminin önünde duydum.
Limona, ekşi derdik daha çok. Ekşinin anavatanı olarak da Lapta bilinirdi adeta.
Portakal dendi mi da akla Lefke portakalı gelirdi.
1974'e kadar narenciyenin ekonomik değerini yorumlamamız da yoktu. 1974 sonrası Omorfo, Kuzey Kıbrıs sınırları içinde kaldı. Rum nüfus Güney'e göç etti. Güneyden gelen insanlarımızın bir kısmı da onların yerine yerleşti.
O zaman grup ismiyle narenciye dilimize girdi.
İnsanların çoğunun narenciye bahçelerinin bakım, yetiştirmesiyle ilgili tarım kültürü yoktu.
Narenciye güzel para getirdiği için insanımız hızla öğrenmenin yolunu buldu.
Narenciye bakım istedi her zaman.
İnsanlar emeklerinin karşılığını alacağına inandığı sürece narenciyeye gözü gibi baktı.
Hele Asil Nadir'in ürün satın aldığı yıllarda narenciyeci halk tanımlamasıyla "KRAL" dı.
Masalımsı bir tanımlama olacak ama kullanayım, gel zaman git zaman günlük hayatımızın her alanında olduğu gibi narenciyede de eniş aşağı gidilmeye başlandı.
Bir zamanların sarı altını, bakırdan da değersiz hale getirildi.
Rum'dan yetmiş beş bin dönüm olarak devraldığımız narenciye alanı otuz bin dönümlere düştü.
Tüm olumsuzluklara rağmen KKTC ihracatında çok önemli yerini korumaya devam ediyor. Narenciye ihracatından elde edilen gelir 80 milyon YTL dolayındadır. Sektörden aldığım bilgilere göre narenciye hala 20 bin dolayında insanın ekmek kapısı.
Hiç kuşkusuz ekonomik yanıyla sürdürülebilirlik önemlidir. Pek çok neden narenciyede üretici olmayı riskli ve zor hale getirdi.
Narenciyede o parlak günler geride kaldı.
Narenciye üreticisi perişan.
Bir zamanlar güçlü olan narenciye üreticisi şimdi adam yerine konulmuyor.
* * *
Toprağına çalışarak sahip çıkan insanların varlığı toprağa kök salmaktır. Bu nedenle tarım salt ekonomik yanıyla değil aynı zaman da ülkenin sahiplenilmesinde ki psikolojik katkı payıyla da özel önem taşır.
Herkes toprakla uğraşamaz ama uğraşanların belirli oranda var olması stratejik hedefler arasında yerini korumalıdır.
Toprakla bağlantılı çalışan insanlar, ülke insanının toprağa geçmiş elleri, parmakları, tırnaklarıdır.
Bunu böyle görüp tarım sektörünün sorunlarına yaklaşmak, duyarlılık göstermek ve çare üretmek gerekir.
Sektörü olabildiğince gelir - gider ve kazanç dengesi içinde tutmak önemli. Öncelikle bu hedeflenmeli ki ihracat geliri ile devlet katkıları bir birine yakın olmasın.
Kabul edelim ki ülke olarak çok zor bir dönemden geçiyoruz.
Pek çok insan ve şirket iflas sınırlarında geziniyor.
Tam da bu dönemde narenciyecinin sorunlarına duyarsızlık, narenciyecinin boğazına ipi geçirip sıkmak gibidir.
Doğrudan gelir desteği uygulaması şaşaalı bir şekilde başlatılmıştı. Geçen yıl dönüm başına 240 YTL ödendi.
Üretici bu yıl ki doğrudan gelir desteğini almak için çalmadık kapı bırakmadı ama hala sonuç yok. Dahası şartlar daha ağır olmasına rağmen bu yıl ödenmesi düşünülen miktarın dönüm başına 160 YTL olduğunu duydum.
Narenciyeci resmen dert küpü. Su hem yetersiz, hem kalitesiz hem de pahalı.
Geçen sezondan verilen üründen yaklaşık bir milyon dolar alacak hala üreticiye ödenmedi.
Hatice'ye değil, neticeye baktığım zaman narenciye resmen can çekişiyor. Böyle giderse bir iki sene içinde narenciyeyi toplu cenaze törenleriyle defnedeceğiz. Bir zamanların narenciye ülkesi olarak şimdi Güney Amerika'dan narenciye ithaline başladıysak gidilecek köyün minaresi göründü demektir...
Günün sözü:
Üretimden kopmak, yaşamdan kopmaktır
|