|
'- Ateş düştüğü yeri yakar,' derler.
Ateş de biz Kıbrıslı Türklerin üzerine düşmüştür. Yanan, kavrulan biziz. 20 Temmuz 1974'e kadar Ankara'nın gözbebeği idik. Şimdi artık Ada'da asker vardır. İstenilen sağlanmıştır. Kıbrıslı Türkler önemlerini yitirmişlerdir. Ada'da kalsalar da gitseler de Ankara ve Vaşington rahatsız olmazlar.
Sürerdurum Kıbrıslı Türklerin varlık ve kimliklerini yok ederken, yani düşen ateş Kıbrıslı Türkleri yakıp kavururken, Kıbrıslı Rumlara göre durum nedir?
Onlar da bizim gibi yanıp kavruluyorlar mı? - Özker ÖZGÜR
Özker Özgür ve Salih Miroğlu'nun dün ölüm yıldönümüydü. İkisini de mezarları başında andık...
Özker Özgür'la insani ve siyasi, Salih Miroğlu ile insani yakınlığım vardı. Farklı siyasi kulvarın insanlarıydılar ama Kıbrıs insanının anlatılması zor dost sıcaklığı ikisinin müştereğiydi.
* * *
Özker Hoca kansere karşı savaş verirken hep iletişim içinde olduk.
AKEL tarafından ödüllendirildiği gece oradaydım. Yan yan bir anı resmi çektirirken hastalığın küçülttüğü eliyle elim kenetlenmişti.
Kuzeyde de ödül verildiği gece AKM'de gözüm yaşlı izlemiştim Hoca'yı.
* * *
Kansere karşı savaşı Londra'da verirken emaille haberleşirdik.
Özker Özgür 2 Ekim 2005'te yolladığı mailde sağlığıyla ilgili şunları yazıyordu:
" Sevgili Hasan,
Beşinci kemo bugün bitti. Altıncıdan sonra ara verecekler. Tümör olduğu gibi duruyor. Ne büyüdü ne de küçüldü. Bu iyiye belirtiymiş. Direnmeye devam."
İyi haber demişti tümörün olduğu gibi durmasına.
Ama 8 Ekim 2005 Cumartesi akşamı aldığım mailinde durumun çok da iyi olmadığını paylaştı. O mailde şunları yazıyordu:
" Sevgili Hasan,
Kanser hücreleri beyinin dış tabakasına ulaştı. Objeleri ikili görmeye başladım.
Okuyup yazamıyorum. Pazartesinden itibaren beyne radyoterapi uygulayacaklar. Her şeye karşın direniyorum.
Objeleri ikili görmeye başlamadan önce bir değerlendirme kaleme almıştım.
Okurlarının ilgileneceklerini düşünür müsün? Özlemle kucaklarım. Esenlikler dilerim. "
* * *
Özker Özgür, kansere karşı savaşırken Kıbrıs ve dünya sorunlarına karşı duyarlıydı. Kısacası Özker Hoca, can derdinde değildi.
Özker Özgür'ün kendi ifadesiyle, "Objeleri ikili görmeye başlamadan önce..." kaleme aldığı "Bundan sonra?" başlıklı yazısını bana iletmiş. Ben de okurlara aktarmıştım.
İşte Özker Özgür, 8 Ekim 2008'de bana ilettiği "Bundan sonra?" başlıklı yazısı:
* * *
" Türkiye amacına ulaştı.
Avrupa Birliği ile üyelik görüşmelerine başladı. Türkiye için iyi oldu. Bu ince uzun yolu Türkiye kaç yılda alır bilemeyiz. Bu süreç genelde Kıbrıs sorununu, özelde Kıbrıslı Türkleri nasıl etkiler?
2002 yılının başlarında Denktaş ile Kleridis önderlerarası görüşmelerini sürdürürken şöyle bir değerlendirme sözkonusu idi:
- Denktaş ile Kleridis görüşme masasında sürerdurumun (statükonun) AB ile ilişkilendirilerek (linked) resmileştirilmesini sağlayacak şartları yaratmaya çalışıyorlar. Yani, Güney'in hukuken tüm Kıbrıs adına AB'ye girişine karşılık Kuzey'in hukuken değil fakat fiili olarak Türkiye Avrupa Birliği'ne alınana kadar Türkiye'nin denetiminde tutulmasına itiraz edilmeyecek. (Bak: Afrika gazetesi - 23 Ocak 2002 - Barış Burcu'nun köşe yazısı)
Burcu ile aynı doğrultuda düşünüyorduk.
Bu nedenle Burcu'nun öngörüsü (prediction) ile ilgili bir değerlendirme kaleme almıştım. 1 Şubat 2002'de Yeniçağ'da yayınlanan değerlendirme sanırım gelinen aşamada güncelliğini korumaktadır.
Dediğim şuydu:
"- Öngörü doğruysa, Denktaş ve Kleridis kapalı kapılar arkasında kapsamlı çözümden çok Türkiye AB'ye girene kadar sürerdurumu nasıl 'yasallaştırabileceklerini' konuşuyorlar. Sürekli olarak vurgulandığı gibi Türkiye'nin ve arkasındaki Amerika'nın Doğu Akdeniz'deki çıkarları ön plandadır. Kıbrıslı Türklerin toplumsal varlık, kimlik ve gelecekleri ne Ankara'dakileri ne de Vaşington'u ilgilendirmektedir.
'- Ateş düştüğü yeri yakar,' derler.
Ateş de biz Kıbrıslı Türklerin üzerine düşmüştür. Yanan, kavrulan biziz. 20 Temmuz 1974'e kadar Ankara'nın gözbebeği idik. Şimdi artık Ada'da asker vardır. İstenilen sağlanmıştır. Kıbrıslı Türkler önemlerini yitirmişlerdir. Ada'da kalsalar da gitseler de Ankara ve Vaşington rahatsız olmazlar.
Sürerdurum Kıbrıslı Türklerin varlık ve kimliklerini yok ederken, yani düşen ateş Kıbrıslı Türkleri yakıp kavururken, Kıbrıslı Rumlara göre durum nedir?
Onlar da bizim gibi yanıp kavruluyorlar mı?
Onlar ekonomik olarak belli bir düzeyi yakalamışlardır. Onlar bizim gibi var olmak ya da yok olmak sorunu ile karşı karşıya değillerdir. Biz toplumsal varlığımızın derdinde iken onlar ulaştıkları ekonomik gönenci (refahı) korumak istiyorlar. Sorunun adı Kıbrıs Sorunu'dur. Fakat gelin görün ki Güney'den bakınca başka, Kuzey'den bakınca başka türlü görünüyor. İki bölgede sokaktaki adam için farklı kaygılar içeriyor. (...) Onlar (Kıbrıslı Rumlar) huzurun, biz ise toplumsal varlığımızı korumanın peşindeyiz. Sürerdurum bizi yok ederken onları sadece huzursuz kılıyor, keyiflerini kaçırıyor. Başka bir deyişle, gelinen aşamada Kıbrıslı Rumlara:
'- Gelin sizi AB'nin şemsiyesi altına alalım. Güvenliğinizi sağlayalım. Savaş korkusundan arındırılalım. Varsın Kıbrıslı Türkler, Türkiye ev-ödevini yaparak AB ölçütlerine uyum sağlayana kadar Kıbrıs'ın kuzeyinde şimdiki gibi beklesinler' deseler acaba ne derler?
Kişi olarak edindiğim izlenim odur ki böyle bir düzenlemeye Taksimi sürekli kılmayacaksa 'Hayır' demezler. Yeter ki Kıbrıs AB'ye alınırken Güney Kıbrıs olarak değil, Kıbrıs Cumhuriyeti olarak alınsın. Kıbrıslı Türklerin sonu onları fazla ilgilendirmez.
AB ölçütlerine uyum sağlayana kadar Türkiye'nin Kıbrıs'ın kuzeyi üzerindeki askersel denetimin sürmesini sağlayacak bir formül bulunursa biz Kıbrıslı Türkler ayvayı yedik demektir. Ve ne yazık ki göstergeler formülün böyle bir formül olduğuna işaret etmektedir. (...)
Anlaşılmıştır ki bizim için tek kurtuluş yolu kapsamlı çözümdür. Sürerdurumun sürmesini olanaklı kılacak herhangi bir ara anlaşmaya razıymışız izlenimini yaratmaktan özenle kaçınmalıyız.
AB genişlemek zorundadır. Genişleyebilmek için Yunanistan'ın vetosu ile karşılaşmaması gerekir. Salt bu nedenle günü geldiğinde Kıbrıs'ı üyeliğe almamazlık edemez.
Veriler bunlardır. Bizim için tek kurtuluş yolu çözüm olduğuna göre kurum-kuruluşlarımızla çözüm üzerinde yoğunlaşmalıyız. Çözümün parametreleri bellidir. Üst Düzey Anlaşmaları ve BM'nin ilgili kararları dışında çözüm arayışlarında Denktaş'a en küçük destek sürerdurumun sürmesine destektir.
'-Her şey masadadır' anlayışına yeşil ışık yakanlar Kıbrıslı Türklerin yok oluş sürecine ışık yakmaktadırlar. Masada, siyasal eşitliğe sahip iki topluma dayalı, iki bölgeli, bağımsız, egemen, toprağı bütün Federal Kıbrıs Cumhuriyeti olabilir. Gerisi sürerdurumcuların oyununa gelmektir."
* * *
Şubat 2002'de bu değerlendirmeyi yaptığımızda ortada Annan Planı yoktu. Annan Planı'nın, yukarda yazdıklarımızı yaşama geçirmek amacıyla hazırlandığını şimdi daha iyi anlıyoruz.
Türkiye'nin üyelik görüşmelerine başlaması ile fiilen yürürlüğe sokulan bu proje planlandığı gibi Türkiye Avrupa Birliği'ne tam üye olana kadar sürdürülürse, o gün geldiğinde Kıbrıs Rum tarafı, karşısında, barış yapacak bir Kıbrıs Türk toplumu yerine yarım milyonluk Kıbrıslı olmayan Türkiyeli yerleşik bir nüfus bulacaktır."
Günün sözü:
Düşünce insanları sonsuza dek yaşar
|