|
Onları ilk kez o loş odada tanımıştım.
İkisi de yaşlıydı.
Ve de oldukça inatçı iki insandılar...
Yaşadıkları son felakete kadar da küstüler aslında...
Ne tuhaftır ki, felaketler küskünleri bugün olduğu dün de barıştırıyordu.
İç içe giren iki odadan oluşuyordu kaldığımız yer.
Ve ben nedense nenemle kalmayı tercih ederdim o zaman.
Çünkü pek hesap verme zorunluluğum yoktu.
İstediğim gibi gezer tozar, gecenin yarı vaktinde gitsem de o beni hep beklerdi.
Bir de yaşamı boyunca, hiç kahvaltı yaptığını görmediğim nenem, o zamanlar benim için cazip gelebilecek kahvaltılar da hazırlar, az yediğim günler ise hiç değişmeyen şu sözlerle öfkesini dile getirirdi: "Gene kuş kadar yedin..."
Ne ilginçtir ki, her akşam dışarıya çıkmak için fırsat kollayan ben, bu yaşlı ikili bir araya geldikten sonra, evden çıkmak istemezdim.
Onların yaşadığı süreci merak eder, anlatılanları can kulağı ile dinlerdim.
İlgimi çeken hikaye olursa, hiç dışarıya çıkmazdım.
***
Soğuk bir kış gecesiydi...
Yanan gaz sobasının ısıttığı odada, gaz lambasının titrek ışığı duvara yansıyordu.
İşte o gece, ilk defa beni yıllarca koşturtacak ve sonunda çözeceğim karanlık bir hikayeyi de onların ağzından dinleyecektim.
O kadar hararetli bir konuşmaydı ki, ikisinin duvara yansıyan siluetleri bile insanı tedirgin ediyordu.
Ben sanki bir gölge oyunu izler gibi onları izliyordum.
Hikaye karanlık olduğu kadar ilginçti de.
Yıllarca İngiliz sömürge döneminde yol memurluğu yapan ve hatırı sayılır zenginlerden olan nenemin dünürü, 1963 olaylarından sonra nenemle barışmıştı.
Bir akademisyen kadar olmasa bile İngiliz diline vakıf biri olarak iyi bir kültüre sahipti.
Konu, İngiliz sömürge döneminde yaşanan trajik bir olaydı ve bu trajedinin üzerindeki esrar perdesi hâlâ gizliliğini koruyordu.
Galiba beni bu mesleğe iten en büyük neden de o gece bu karanlık olayı araştırmak dürtüsüydü.
Hikayeyi dinlediğimde aradan kırk kusur yıl geçmişti.
Araştırmayı bitirdiğimde ise altmış kusur yıl, bir sorgu yargıcı titizliğinde çalışmış, görgü tanıkları dahil birçok insanla konuşmuş, resmi belgeleri incelemiş ve komployu ortaya çıkarmıştım.
Bu çalışmayı yaparken, yaşanmış olayların filmlerinin neden bu kadar ilgi çektiğini ve başarı grafiğinin yüksekliğini de kavramıştım.
Beni etkileyen en ilginç olaylar ise konuştuğum yaşlı insanların birçoğunun beni aynı yaşta görerek, "Sen iyi hatırlarsın, o zaman filan yerde şu vardı veya filanca efendi de şu sokakta otururdu" gibi sözleri olaydan çeyrek asır sonra doğan beni hayli eğlendirirdi.
***
Onun içindir ki, yaşanan trajik olayların perde arkasını çözmek için her zaman içimde bir rahatsızlık duymuşumdur.
Bazen insanın çok şey bilmesinin zararlı olduğuna inansam bile, kafasında soru işaretleri olan kişinin de belli etmese bile aynı rahatsızlığı duyduğuna inanırım.
Daha doğrusu; soru işaretlerini cevaplandırmayı severim aslında....
|