|
ne şık düşünceler giydirmiştim aklıma önceleri. Hiçbiri olmadı.
düşlerimin yüzüne bakamaya utanmıştım o zamanlar.
küllenmiş ateşinin sesinden bile rahatsız olup, deniz dökmüştüm umutçuklarımın üzerlerine. Bu barış gelmez demiştim.
susmuştum en fiyakalısından. Meydanlara inecek hevesim de gücüm de kalmamıştı bir süre. Bir süre uzun vadeli ödeme imkanlarıyla sevinç dağıtan kampanyalara yazılmıştım. Aşka yazılmıştım bir süre. Barış sırtını dönünce, yazılmıştım ben de yaralı bir sevgiliye. Yarasını sevgiliden çok severek, yarasına sevgiliden çok yaslanarak yazılmıştım.
susmuş ve gitmiştim
'ağzımızdan kaçırdığımız bir sözcükmüş meğer barış' diyerek
gözlerimiz gözlerimizi kavradıkça,
dilimizin sürçtüğü bir şeymiş işte diyerek!
susmuş ve gitmiştim
küsmüştüm bu ülkenin alınyazısıyla
yummuştum sevdiğim her bir şeyini bu ülkenin
sabahlarını,rüzgarlarını, baharlarını, şehirlerini
ağustos böceklerini, limon çiçeklerini, kesiğini, kavgasını yumarak gitmiştim
*-*-*
şimdi yeniden çağıran ve yeniden uyandıran bir şeyler var
içinde barışın da olduğu bir heyetle bahar gelmiş buralara, bahar ey insanlar!
ruhuma düşen cemreler pencerelerimi tıklatıyor sevinçten,
şiirlerimi gıdıklıyor söylemler
inanmak istiyorum,
yalancı bahar olmadığına şahit olmak
hayallerimin üzerinde birikmiş tortuları sıyırmak istiyorum hemencecik
yeni bir çocukluk koparmak tarihten Maria'yla aynı sokakta saklambaç oynadığım
rumca bir şiirin melodisinde kürek çekmek hiç düşünmeden
çıkmak istiyorum olduğum yerden,
bu vicdan azabından kurtulup kuracağım hayallerle yüzüne yeninden bakabilmek bu ülkenin
yüzünü, yarasını yeniden okşayabilmek istiyorum
öpebilmek bıraktığım yerden
tüm mahalle çocuklarını toplayıp, bir doğumgünü pastasını
üflediğimiz güçle üflemek ve savaşın izlerini taşıyan binaları, fotoğrafları, hatıraları,ıstırapları yıkabilmek nefesimizin kasırgasıyla
mevsimi gelmedikleri halde bütün çiçekleri topraklarından kaldırmak
dürtmek tohumları, filizleri!
rengarenk balonlar şişirip bu gökyüzünde uçurmak
bulutu daha çok ağlatmak, güneşi daha çok parlatmak
kiremit rengi saçlarımı kumların dizlerine yatırıp deniz kokmak istiyorum tırnağıma kadar
terime kadar tuz kokmak
bir sardunyanın açtığı rengin pembenin hangi tonu diye kafa yormak istiyorum artık
aklımda elleri cebinde gezen bu şiir kimin diye düşünmek yalnızca
oh,
böyle bir heyecana kapılmayı ne kadardır bekliyormuşum meğer
böyle bir heyecanın kanıma karışmasını nasıl da özlemişim
içimi bulandıranlar haydi kenara
haydi kenara dört ayağının üzerine düştüğünü sanan hazanlar
barış varken karışmasın hiçbir eski dava artık lafa
konuş barış istediğin kadar
söyle,
nerde kalmıştık?!...
**************
'Günümüzde yüzlerce şair dergilerde şiir yayımlatıyor. Fazlalığın içinde özgünlüğü yakalamak gerçekten de çok zor. Benzerlik, büyük ölçüde şair adaylarının ya hiçbir şey okumamasından ya da sadece dergileri okumasından kaynaklanıyor. Oysa şiir dili ancak hayatın ritmini iyi algılayabilmekle ve büyük şairlerin yapıtlarının okunmasıyla elde edilebilir. Bu ikisi iç içe geçişmeden özgün ve düzeyli bir şiir dilinin yakalanması zor. Bana gelince; şiir dilinde, içeriğinde de, bütünlüklü poetik estetikte de iki şey var beni bu yola sokan: Hayat ve yazı! Bunların ikisini kolay kolay birbirinden ayıramam. Hayatın içinden yazıya, yazının içinden hayata bakan biriyim. Başka türlüsünün de olamayacağını düşünüyorum. Sadece hayatı merkeze alan arkadaşların şiirlerinde dilin hamlığı maalesef şiirleri okunmaz kılıyor, şiirler birer birer yığmaya dönüşüyor. Sadece yazıyı merkeze alanlar da yapaylık tuzağına düşüyor, çoğaltma tuzağına düşüyor. Şiir hayatla sıkı bağları olan bir ifade biçimidir. Hayattan kopukluk şiiri yapaylaştırır. Yazıdan yani büyük şairlerin şiirlerinden bihaber olmaksa şiiri yığmaya dönüştürür.'Baki Ayhan T./Alaz Edebiyat Dergisi-5
**********
Büyük insanların hayat hikayelerini okurken ilk zaferlerini kendilerine karşı kazandıklarını görmüşümdür. Hepsinde de öz disiplin başta geliyordu.H.Truman
|