|
Hangi ülkeden olursa olsun, ülkemizde görevli bulunan yabancıların Kıbrıs sorunu ve devam eden müzakerelerle ilgili söyledikleri üç aşağı beş yukarı aynı şeylerdir.
Tümü de umutludur, tümü de destek olma sözü vermektedir, tümü de sorunları görmezden gelir, tümü de ufacık olumlu bir gelişme gördü mü ona sarılırlar.
Bu ufacık umut ışığından apaydınlık tablolar çizerler.
Hele de söylenenler gazetede yazılacaksa, arayın ki konuşulanların içinden işe yarayacak bir unsur bulasınız.
Bu nedenle yabancı görevlilerle yapılan röportajlar, röportajı yapan muhabire ve gazeteye prestij sağlaması dışında pek bir gürültü çıkarmaz.
Lafı ABD'nin Kıbrıs Büyükelçisi Frank Urbancic'in KIBRIS gazetesine yaptığı ziyarete getireceğim.
Yeri göğü inletecek sözler söylemedi büyükelçi ama çok da ketum değildi, parmağının arkasına saklanmadı, açık sözlüydü.
KIBRIS gazetesi ekibiyle, elçi arasında oldukça hoş bir sohbet oldu.
Büyükelçi, daha söze başlarken esprili bir tavırla, bize manşetlik şeyler veremeyeceğini çünkü gazeteciler için olumsuz haberlerin değerli olduğunu, iyi haberlerin değer etmediğini söyledi.
Size başta anlattığım, ülkemizdeki yabancıların olumlu tablolar çizmesi, hep "umutluyuz" demesinin gazeteciler tarafından pek de tutulmadığını biliyor anlaşılan büyükelçi.
Kötü şeyler söylemeyeceği için de "istediğinizi alamayacaksınız" mesajı veriyordu bize.
Ancak hemen ardından, çok anlam taşıyan sözler söyledi her iki lider için de.
Büyükelçi Frank Urbancic, ABD'nin Talat ve Hristofyas'ın geçmişlerinden pek hoşnut olmadığını belirtti ve özellikle de Hristofyas'ın geçmiş siyasetlerine onay vermediğini açık yüreklilikle söyledi.
Büyükelçi, bugüne baktığını, bugün liderlerin Kıbrıs sorunuyla ilgili politikalarına destek verdiğini vurguladı.
Ancak, Hristofyas'ın tam da Rusya'da olduğu ve orada birtakım antlaşmalar imzaladığı bugünlerde, büyükelçinin bu sözleri söylemesi oldukça anlamlı geldi bana.
Hristofyas'ın geçmişten günümüze Ruslarla olan göbek bağını bilmeyen yok, ABD'nin bundan hoşnut olmayacağını bilmek için de kahin olmaya gerek yok.
Büyükelçi işte bu noktadaki "can sıkıntısını" gizlemedi, biraz tatlı bir üslupla da olsa ortaya koydu.
Ve ardından liderlerin çözümü bulmasının şart olduğunu artık liderler için karşıda suçlayacak birisinin olmadığını söyledi.
Büyükelçi, dolaylı olarak da olsa liderlerin önemli bir "sorumluluk" taşıdığına vurgu yaptı.
ABD'ye göre sabıkalı liderler artık çözmeli bu sorunu.
Ben aslında sohbetin başındaki elçinin bu sözlerine takıldım, aklım orada kaldı, bunu çözmeye çalıştım sohbet boyu.
Bu sözler, yanlışlıkla ağızdan atılan sözler değildi, dil sürçmesi değildi, bilerek ve isteyerek söylemişti bunu büyükelçi.
Liderlerin geçmişleri sabıkalı, şimdi Kıbrıs sorununda doğru adımlar atıyorlar/ ya da öyle görülüyor ve çözemezlerse de bu sorunu bir sabıkaları daha olacak.
İşe bakın siz, liderlerin geçmişinden bazı milliyetçi, tutucu kişiler rahatsızlık duyarken, başta Hristofyas'ın Rusya aşkı nedeniyle ABD bile bozuk.
Spekülasyon yapmıyorum, sohbetin off the record bölümlerinde elbette ilginç şeyler anlatıldı ama yazılacak bölümün en ilginç yanı bu sabıka meselesiydi bence.
Haa, off the record bölümde de öyle ortalığı kasıp kavuracak, çözümü müjdeleyecek şeyler yoktu ama enteresan bir sohbet olduğunu söyleyebilirim.
Bu arada, Frank Urbancic'e, "Süper güç ABD, istese Kıbrıs sorununu 24 saate çözer" klasik sözünü anımsattık, Kıbrıslı Türklerin hem Amerikalıları hem de Avrupalıları çıkarcı olarak gördüğünü, kendi çıkarları söz konusu olduğunda bir konuya gerçek anlamda eğilmediğini düşündüğünü anlattık.
Büyükelçi oldukça anlamlı bir gülüşten sonra, hem Kıbrıslı Türklerin hem de Rumların, "ABD isterse çözer" sözünü sıkça söylediğini ama çözüm önerisi olarak da farklı yöntemler tavsiye ettiklerini, bir tarafın istediğinin diğer tarafa uymadığını anlattı.
Örneğin Rumların, "Ankara'yı yoldan çekersen, sorun çözülür" dediğini anımsatarak, Kıbrıs sorununa müdahaleci değil de katkı koyucu olmak istediklerini söyledi.
"Katkı" sözcüğünün neleri barındırdığı önemli aslında...
ABD henüz müzakerelerin hiçbir yerinde değilmiş, ipler koparsa, zorluk olursa devreye girecekmiş.
ABD isterse çözer mi gerçekten?
Siz de öyle mi düşünüyorsunuz?
O kadar da emin olmayın bence, bakın ABD'nin Irak başarısızlığına, bakın tüm dünyanın başına bela olmuş ekonomik krizine...
Evet ABD süper bir güç ama Hollywood filmlerindeki kadar da değil sanırım, hele şu günlerde kelin ilacı olsa başına sürer misali mevcut sorunlarıyla boğuşmaktadır ABD...
Ama Kıbrıs sorununa katkı yapsın tabii ki, Türkiye'nin hem asker hem sivil kanadını Kıbrıs'ta çözüme inandırsın, motive etsin, bize o bile yeter...
Sahi, siz de Talat ile Hristofyas'ın geçmişine bakarak, sabıkalı olduğuna inanıyor musunuz, yoksa müzakerelerin sonunda mı karar vereceksiniz sabıkaları konusunda...
|