|
Ekonomi politikaları, her zaman tercihe dayanır. Ama her tercihin de bir bedeli vardır. Çünkü, ekonomide ve hayatta " no free lunch " kuralı geçerlidir. Aynı zamanda ekonomide " imkansız sebep-sonuç ilişkileri " de vardır. Anlayacağınız, ekonomide " hem ekmeği bütün, hem de köpeği tok istemek "olmaz.
...Şimdi, bu bağlamda geçenlerde hükümet ve işçi kanadının ortaklaşa kararıyla asgari ücrete yapılan % 12,3'lük artışını değerlendirelim. Daha doğrusu, ekonomik açıdan hükümetin yaptığı bu tercihin bedeline, piyasaya nasıl yansıyacağına bakalım.
Ama evvela bir tespit yapalım. " Kamunun yanlışları, her daim piyasaları bozar " gerçeği, bir kere daha farklı şekilde karşımıza çıktı. Ne yazık, devlet çalışanlarına uygulanan mali ve ekonomik rasyonaliteden uzak eşel-mobil sistemine dayalı maaş artışı (bildiğiniz gibi bütçenin gelirleri büyüme, ağırlıklı giderleri enflasyon kalemine endeksli, ki matematiksel olarak bu yanlıştır), bu kez özel sektör çalışanlarına dolaylı olarak yansımıştır. Nasıl mı?
Devlet çalışanları otomatik olarak enflasyon artış miktarı (ki bileşik etkiyle daha fazla yansıyor)kadar maaş artışı aldıkları için, muhtemelen hükümette, mevcut konjonktürde cari ekonomik gerçeklere rağmen, kamu çalışanları ile özel sektör çalışanları arasında ayırım yapmamak adına, asgari ücretle çalışanlara bir miktar zorunlu zam yapmak zorunda kalmıştır.
...Gelelim esas meseleye. Ekonomide kararlar, gerçeklere göre ve cari piyasa koşullarına göre alınır, aksi her zaman sıkıntı yaratır. Bu bağlamda, hükümetin asgari ücrette artış kararını hangi yerel ekonomik gerçeklere göre ve konjonktürde aldığına bir bakalım?
Bana göre, eşzamanlı cari ekonomik koşullar ve konjonktür şöyle;
i-2008'de ekonomide durgunluk, hatta küçülme kendini hissettirmeye başladı ve yüksek tempolu büyümeden 2007'de düşük tempolu, 2008'de de durgunluğa-küçülmeye doğru bir gidişat var ve bir çok sektör ve piyasada konsolidasyon yaşanmakta.
ii-Bir çok sektörün ve şirketin kapasite kullanım oranlarında ciddi düşüşler var. Yani, ekonominin genelinde kapasite kullanımlarda göreli düşüş var. Elbette, bunun nedenlerinden biri de " arz fazlasıdır, sektörlerde artan işletme sayısıdır " ama tek neden de arz fazlası değildir, 2008'de talepteki düşüştür de aynı zamanda.
iii-Yerel ve global etkenlerden dolayı girdi maliyetlerinde önemli artışlar var.
iv-Bilhassa 2007'den itibaren, genel olarak şirketlerin işçi azaltmak dahil, her tür girdi kalemlerinde tasarrufa ve verimliğe gittiğini biliyoruz. Yani, şirketler zaten maksimum girdi verimliliği ile çalışıyor.
v- Kar marjlarında göreli azalma var ve bu ekonominin geneline de yansımış durumda.
vi-Daha da değerlenen YTL ile bir çok sektör hem dış piyasaların, hem de güney rekabetinin baskısı altında faaliyet gösteriyor.
...Veri koşullar ve konjonktür böyle iken, bir hükümet doğal olarak asgari ücret politikası ile ilgili karar verirken aşağıdaki iki tercihten birini seçmek zorunda kalır. Veri koşullar ortadayken, bir hükümet asgari ücret ile ilgili karar verirken;
1-Ya, asgari ücrette artış yapmayarak mevcut çalışanları (istihdamı) koruma ve/veya yeni istihdam potansiyelini-ihtimalini korumayı tercih eder. En azından yeni istihdam beklentisini canlı tutmaya çalışır.
2-Ya da, mevcut çalışanların bir kısmının işsiz kalmasına ve/veya yeni istihdam potansiyelinin de zayıflamasına neden olacak şekilde, " kalan sağlar bizimdir diyerek, geride kalanların " asgari ücretlerini bir miktar artırmayı tercih eder.
Ne yazık, bizim hükümet, direkt ve indirekt baskılarla ikinciyi tercih etmiştir ve mevcut konjonktürde ekonomi politikaları açısından öncelikli olması gereken " büyüme ve istihdam yaratma " hedefine zarar vermiştir.
Elbette, veri koşullarda (enflasyon ve hayat pahalılığı varken) asgari ücret ile ilgili karar vermek siyaseten çok zordur ama ekonomide "eğri gemiyle doğru sefer"olmaz.
Bu artışın ekonomiye makro açıdan " enflasyon, işsizlik, kayıt dışılık, göreli pahalılık, dolaylı ve göreli düşük kamu geliri, mal ve hizmet tüketiminde Güney'e kayış, ekonominin genel rekabet gücünde azalış...vs " olarak yansıma potansiyeli vardır.
Hatta, gerek talep seviyesinin düşüklüğünden, gerekse rekabetten dolayı, asgari ücretteki artışı mal ve hizmet fiyatına yansıtmak istemeyen ve ortalama 10 kişi ve üzeri istihdama sahip şirketlerde, muhtemelen en az bir istihdam kaybına neden olacağını tahmin ediyorum.
Çünkü, bu durumdaki şirketlerde yapılan zammın, şirkete resmi maliyeti, fazladan bir istihdam maliyeti kadar yansıyacağı için, haliyle kar marjı ve kapasite kullanımı azalan şirketler, ya kayıt dışına, ya da istihdam azaltmaya yönelecektir.
Yani, hükümet, özel sektörle kamu çalışanı arasında ayırım yapmamak adına tercihini, ne yazık bilerek veya bilmeyerek, cari koşullarda "daha fazla işsizlikten" yana kullanmıştır.
Ha, eğer hükümet, önümüzdeki dönemde, ekonominin hızlı bir büyüme sürecine gireceğini düşünüyor ve bu beklentiyi şimdiden satın alıyorsa, o başka mesele. Yani, hükümet, asgari ücret artışını, müzakerelerin ekonomiye olumlu yansıyacağı ve/veya özellikle üniversitelerimize gelen yüksek yabancı öğrenci talebi beklentisi ile yapmış da olabilir tabii.
|