|
Geçen pazartesi, yerel krizin üzerine gelen global kriz neticesinde, yeni bir durum değerlendirmesi yaparak ortaya şöyle bir tez koymuştuk. Özetle demiştik ki, "kendi yerel krizimizi (irademiz dahilinde olanı), reel sektörde yaşanan kırılmaların, konsolidasyonun bedelini toplum olarak ödemek boynumuzun borcudur.
Çünkü, kendi kendimize yaptık. Bedelini de, siyaseten ve ekonomik açıdan (tüketiciler,işletmeler..vs) ödememiz gerekir(di). Ki, Kuzey'deki ekonomi-politiği hayatının rasyonelleşmesi adına da, önemli bir bedeldir bu. Bu yüzden de kimseden ekstra bir talebimiz olmadı.
AMMA ve LAKİN, şimdilerde global kriz ile işin koşulları değişti ve irademiz dışındaki bir krizin (global) "direkt ve endirekt olarak da TC üzerinden" bize bulaşma kanalları ile muhtemelen bu yılın sonuna kadar göreli daha fazla etkileneceğiz ama esas gelecek yıl etkilenme düzeyimiz katmerlenecektir" dedik.
Elbette, içerdeki bazı kamusal sinerjileri de (örneğin PPP, vs) kullanmalıyız ama çiftelenen bu kıskaçtan, dışsal bir enjeksiyon olmadan çıkacağımızı düşünenler "TARİHİ BİR HATA" yapıyorlar, kesinlikle kendi yağımızla bu krizin altından kalkamayız, kendi yağımızla, çiftelenen bu kriz sonrası ancak kavruluruz.
Dünya, bütün enstrümanlarını kullanarak ekonominin omurgası bankacılık ve mali sektöre müdahale ediyor. Doğrudur, çünkü omurga çökerse, reel sektör zaten göçer. Onlar mali sektöre müdahale yaptı, biz ise yerel krizden darbe yiyen ve şimdilerde de global krizle yediği darbeden nakavt olacak olan "reel sektöre" müdahale etmeliyiz.
Etmezsek, bir süre sonra önce "yerel sermayeye, akabinde de piyasasının esas kreditörleri olan yerel bankalarımıza" sıkıntıyı bulaştırabiliriz.
Kabul etmeliyiz ki, global krizle şiddetini artıracak yerel krizle mücadele edebilecek, ne hazine kabiliyetimiz (hasar verdik), ne hazine enstrümanımız; ne de son kredi merci ve sair enstrümanları kullanabilecek kapasite de bir merkez bankamız var.
Eğer, dışsal bir müdahale-enjeksiyon olmazsa, çiftelenerek (yerel + global) ivmesini artıran krizin, bizi makro ekonomik açıdan en tehlikeli süreç olan ve birbirini besleyerek dinamik tahribatlar yaratan "küçülme ve artan işsizlik sarmalına" sürüklemesi muhtemeldir.
Bu aşamada, kimin suçlu, kimin yanlış yaptığına bakmadan, ekonomi-politiği açısından olaylara daha büyük pencereden bakmak zorundayız. İşin toplamda fayda-maliyetine ve sair ekonomi-politiği dinamiklerine bakmalıyız. Bakın, biz normal bir ülke değiliz ve çözüm-AB üyeliği olmadan da normal olamayız zaten.
Sonuçta, önümüzdeki zor tercih şudur.
1- Ya, bu tarz bir müdahaleye başvurmayacağız ve çiftelenen krizin bizi önemli ölçüde silkelemesini bekleyeceğiz (dibe vurmayacağız ama bu bir dibe vurma senaryosudur). Bu şekilde hem hükümeti, hem de piyasada yanlış yapanları cezalandıracağız. Fakat, bilesiniz ki, böylesi bir silkelemede iyiler de zarar görecektir.
Bu durumda önemli oranda elemeler olacak, tabii epey özel sektör çalışanı da gidecek. Son yıllarda oluşan yerel sermaye birikimine de darbe vurmuş olacağız. Bu şekilde, ülkede belki siyasi dengeleri de değiştireceğiz. Bilin ki, bunun sonu Kıbrıs sorununa kadar gider.
2- Ya da, muhalefetiyle-iktidarıyla, iş dünyası ve sivil dinamikleriyle TC'ni ikna ederek, 2007-2009 TC-KKTC Mali Protokolünü ve Ekonomik Programını, yeniden artırılmış kredilerle dizayn ederek, ekonomik programı da günün koşullarına göre uyarlayarak, hasarın büyümesini minimize etmeye, ekonomide çarkların dönmesine ve sorunu vadeye yaymaya (stok bir soruna, akım müdahale) çalışacağız.
Ve bu kez yapılacak olan yeniden dizayna da, sorunlara çare üretebilmesi, programın sahiplenilmesi, takibi ve denetlenmesi için de, mutlaka iş dünyası-özel sektörün aktif katılımını sağlamalıyız. Bilahare, programa 4. bir ayak olarak "özel sektör borçlarının yeniden yapılandırılması (Lefkoşa Yaklaşımı) ve finansman desteği" açılımını da monte etmeliyiz.
Elbette, bu müdahale, bugüne kadar yapıldığı gibi, "sorunları halı altına süpürme ve çözüme erteleme" çabası olarak algılanabilir. Doğrudur ama bu konjonktürde işin fayda-maliyetine baktığımızda, inanın bu algılamanın bedelini ödemeye razı olmalıyız.
|