|
ABD'nin global ekonomiye 2000'lerden beri pompaladığı düşük maliyetli, fazla para ve finansal kaldıraçlar, global düzeyde dolar bazında varlık ve servet değerlerini (hisse, emlak ve emtia) patlattı.
Elbette, nominal fiyatlardaki artışın bir kısmı "büyümeden ve talepten", yani reel gelir artışından kaynaklanıyordu ama nominal fiyatlardaki artışın çok önemli bir kısmı "spekülatif" artıştan kaynaklanıyordu. Yani, petrolün iki yılda 30 dolardan 150 dolara çıkmasını ne büyüme, ne de rezerv azalması ile açıklayabiliriz.
Piyasalar, her zaman arada kar realizasyonu yapsalar da, uzun vadeli senaryolar ve paradigmalara göre hareket eder. Ama bu paradigmalar her zaman gerçek ekonomik sebep-sonuç dinamiklerine dayanır. Son krize kadarki paradigma da özetle, "dolar aşağı, bütün varlık ve servetler (stok değerler) yukarı" idi.
Ne güzel ABD'liler karşılığı olmayan bir tüketim yapıyor, dünya da tüketimden (üretim olarak) ve para bolluğundan (varlık değerlerini artırıyor, gelişmekte olanlara sermaye girişleri oluyor, enflasyonlar düşüyor..vs) yararlanıyor. Görünürde kazan-kazan bir senaryo.
Tabii, varlık fiyatlarındaki bu nominal artışlar, hem yerel para birimleri, hem de piyasaları fonlayan ve baz-referans para niteliğinde olan dolar karşısında oluyordu.
Şimdilerde ise dolar, bütün paralar karşısında değerleniyor (ki, bazıları ABD kriz yaşarken nasıl olur da dolar değer kazanıyor diye şaşırıyor, çünkü paradigmanın farkında değil) ve buna karşın bütün varlık fiyatları gevşiyor. Petrol fiyatları, demir, emtia fiyatları düşüyor; hisseler ve şirket değerleri düşüyor; emlak fiyatları düşüyor...vs
Her hangi bir "finansal piyasada, yani para ve sermaye piyasalarında sonsuza kadar aynı para cinsi ile fonlayarak, kalarak kazanamazsınız; kazandığınızı ancak tekrar fonladığınız, benchmark olan paranıza döndüğünüzde, yani realize ettiğinizde anlarsınız".Herkesin bir benchmarkı vardır, global piyasaların benchmarkı, referans parası da dolardır.
Hatırlarsanız, 2000'de Euro, dolar karşısında 0,80'li seviyelerdeydi, 2008'e geldiğimizde 1,6'lara çıktı. Sterlin, dolar karşısında 1,45'lerden 2,10'lara çıktı. Yani, bütün diğer paralar dolar karşısında çok değerlendi (TL bile).
Euro, dolar karşısında bu sürede double yaptı. Bu sürede, dolar bazlı fonlanan global ekonomi haliyle dolar bazlı varlıkların nominal fiyatını - tabii bir miktar büyüyen talepte etkiledi- "emlak, hisse ve emtia" artırdı ama bir noktada (Euro/dolar 1,55-1,6 bandında) realizasyon başladı
Zaten, artık, bu seviyelerde ekonomik realiteye dönüş başladı (piyasalara pompalanan bilgi), yani dünyada servet-varlık artışının gelirden bağımsız olduğu gerçeği daha bir görünür hale geldi, getirildi.
Büyük oyuncular, yani piyasaları domine edenler, bu ilişkiyi biliyor (dolar-varlık fiyatı ilişkisini), o yüzden düzeltme sert ve hızlı oldu. Zayıf denetim ve kontrol mekanizmaları olan finansal saadet zinciri de, bu sert düzeltmeden ağır hasar aldı. Bunu kimse tahmin edemedi.
Halbuki, bu durum serbest piyasa sistemi açısından alt tarafı bir düzeltmedir. Ama düzeltme sert ve hızlı olduğu için panikle birlikte sistemik risk ortaya çıktı. Ekonomide düzeltmeler, yavaş olduğu zaman çok fazla sorun olmaz, hatta sağlıklı da olur ama düzeltmeler sert ve hızlı olursa (ki panik de ortaya çıkar), o vakit hasar büyük olur. Nitekim de şimdilerde öyle oluyor ve hasar haliyle reel ekonomide büyük olacak
Gelelim dünya borsalarında son iki haftada yaşanan sert satışlara... Hisse senedi piyasaları, ekonomi-politiği dinamiğinin barometreleri olduğu için insanları çok fazla etkiliyor, o yüzden buradaki satışlar global ekonomi, birey ve girişimci beklentileri-algılamaları açısından ilave bir olumsuzluk yarattı.
Bana göre, bu satışların hiç bir şekilde sebebi, "dünya resesyona giriyor, o yüzden piyasalar bunu fiyatlıyor" tezinden kaynaklanmıyordu. Zaten, piyasalar resesyonu bu seviyelere gelene kadar çoktan fiyatlamıştı.
Şu anda, hem sistemin hasarı (riski), hem de resesyon zaten fiyatların içindedir. Bundan sonra piyasalarda ilave fiyatlanacak olan, bilhassa emlak piyasasında fiyatların öngörülenden (şu ana kadar fiyatlanandan) daha fazla düşüp-düşmeyeceği beklentileri ve gerçekleşmeleridir.
Dolayısıyla, son iki haftaki sorun, finansal kaldıraçlarla "hisse, emtia, emlak" piyasalarına yatırım yapan ama şimdilerde varlık-kredi pozisyonu, düşen varlık değerleri nedeniyle açığa düşen hedge fonların sert satışları idi. Bunların kimisi battı, kimisi mevzuat veya kredi pozisyonu, ya da sair nedenlerle zoraki pozisyon kapattı.
Yani, adamların portföyünde petrol, demir, hisse olan ve buna göre kredide kullanan fonlar, şimdilerde ellerindeki varlıkların değeri düşünce pozisyon kapatma yarışına girdi ve son haftalarda satışa geçtiler. Bu da haliyle piyasaları gebertti, piyasalara öldürücü darbeyi vurdu.
Son tahlilde, şimdilerde, dolar bazında şişen varlıklar realize oluyor, normalleşiyor. Bana göre, paradigmanın bitişi (son 8-10 yılın), varlık değerleri ve fiyatları arasındaki bu balans, korelasyon EURO/Dolar paritesi açısından 1,20 civarındadır.
Piyasalar açısından 0,82 ile 1,6 arası olan 1,20 parite "ilk stabilize bölgesidir", ondan sonra EURO'nun biraz daha aşağıya kayacağını tahmin ediyorum. Ama bu kayış artık mali piyasaları etkilemez, bundan sonrası reel sektörün sorunudur.
Unutmayın, mali piyasalar geleceği, reel sektör bugünü fiyatlar. Anlayacağınız, mali piyasalar açısından hemen hemen bütün kötülükler satılmıştır, onlar açısından artık yeni beklentiler önemlidir. Sorun artık "reel sektörün kucağındadır".
|