|
Birçoğumuzda, çözümsüzlüğün devamı halinde, kapılara dayalı defacto ekonomik entegrasyon neticesinde, Güney ekonomisinin Kuzeyi ekonomik açıdan vakumlayacağı korkusu vardır. Bilhassa, işadamlarında bu korku daha yüksektir.
Kuzeyin ekonomik açıdan vakumlanması ne demektir? Kuzey tüketicilerinin (gidebilenler direkt, gidemeyenler ise indirekt olarak) mal ve hizmet taleplerini Güneyden karşılaması ve aynı şekilde Kuzeyde mal ve hizmet üretenlerin Kuzey'deki faaliyetlerine son verip, Güneye gitmesi ve faaliyetlerini orada sürdürmesi, hatta oradan kuzeydeki talebe (gidenler ve gidemeyenlere) satışlar yapmasıdır.
Böyle bir vakumlama, haliyle Kuzeyi zaman içinde ekonomik olarak çorak hale getirir, çölleştirir. Bu durum, zaman içinde Kuzey'in gri ve arka bahçe ekonomisine dönüşmesi olarak da yorumlanabilir.
Neticede, kimi işadamında çözümsüzlük, kimisinde de çözüm halinde, farklı nedenlerle Rumların bizi ekonomik açıdan zaman içinde ele geçireceği, eriteceği korkusu vardır. Bu normaldir, çünkü, uzun yıllar kapalı bir ekonomi içinde yaşadığımız için dünyamız küçülüyor, korkularımız büyüyor.
Bu korkuların çoğu bana göre doğru değildir, elbette ekonomik açıdan iyi dizayn yapamazsak, ortaya başlangıçta bizim açımızdan önemli hasarlar çıkabilir ama dizayn iyi yapabilirsek, bizim açımızdan çok ama çok büyük fırsatlar ve dinamikler ortaya çıkacaktır.
Neyse, gelelim esas konumuza, bugün yapmamız gerekenlere...
Bana göre, Kıbrıslı Türk iş insanı bugünden tez vakit, çözümü beklemeden Güney'de iş yapmaya gitmelidir. Güney'e iş amaçlı gidişi kabaca aşağıdaki gibi 3 gruba ayırabiliriz. Elbette, her gidişin, birey ve şirket açısından faydası, menfaati vardır ama her gidişin çözümsüzlük şartlarında aynı düzeyde ülke ekonomisi açısından lehimize olduğunu söyleyemem.
O yüzden ülke menfaati açısından, lehimize olmayan gidişleri ortadan kaldırmak için politika üretmeli ama lehimize olan gidişleri ise TC-KKTC düzeyinde devlet politikası haline dahi getirmeliyiz.
Güney'e gidişleri, 3 gruba ayırabiliriz. Bunlar;
GİDİŞ 1 : Kamu kaynaklı yapısal sorunlardan, yatırım iklimi ortamının bozukluğundan (parasal dahil) ve bunların piyasaya yarattığı maliyetlerden,dış ticaret, vergi, maliye politikaları sıkıntılarından, bazı dış ticaret kısıtlamalarından..vs dolayı Güney'e gidip, Kuzey'e de satış yapmak amacıyla gidişler. Elbette, izolasyonların (bilhassa navlun..vs) dolaylı etkisi de bu gidişlere ilave nedendir.
Bu gruba özgün gidişlerin elbette bireysel faydaları vardır ama bu gidişlerin Kuzey ekonomisi için istihdam, üretim, gelir, vergi..vs konularda önemli sızıntıları vardır. Dolayısıyla, genelde ekonomik açıdan istemediğimiz bir gidiş şeklidir.
Mesela, şu sıralar, yedek parça sektörü ile ilgili böyle bir "ticaret sapması" olduğu piyasada konuşuluyor. Güneye gidip, kuzeye türlü yollarla satışlar yapanlar var. Elbette, Güney pazarına da satışlar yapıyorlar. Bu işe, napalım, Kuzey'dekiler daha az ödüyorlar diye bakmak tatmin edici değildir. Bu sapmaya neden olan motivasyon bozukluklarını çözmek lazım.
Motivasyonu yedek parça gibi olmayan ama benzer bir ticaret sapması da, et sektöründe olmaya başladı ama buradaki sorun kuzeyin bu ürünlere uyguladığı ithalat yasağıdır.
Donmuş et (hatta tavuk) ithalatı yasak olduğu için, piyasa ihtiyacını Güney üzerinden karşılıyor ve ortaya müthiş bir sızıntı çıkıyor. Ne talep edenin, ne getirenin kısaca bu çarkın içinde olanların suçu yok, çünkü sistem-rejim onları böyle davranmaya iteliyor. Ya, kapıları kapatacaksınız, ya da Kuzey'den de girişlere izin vereceksiniz ki, ticaret sapması ortaya çıkmasın.
GİDİŞ 2: İhracat amaçlı tamamen izolasyonlardan dolayı güneye gidişler.
Üretimi Kuzeyde ise ve Güneyde şirket kurup, oradan ihracat yapılıyorsa, bu gidişlerde de çok fazla bir sorun yok. Burada belki Mağusa limanı ve etrafındaki ekonomik aktörler, zincirler zarar görür ama toplamda sorun yok. Ha, üretimini de Güneye kaydırıyorsa, o vakit bu da önemli bir sızıntıdır.
GİDİŞ 3: Pazar ve ticaret yaratıcı bir faaliyet için Güney'e gidişler.
İşte tam da istediğimiz ve bilhassa çözümsüzlük şartlarında bugün acilen yapmamız gereken ve teşvik etmemiz gereken gidişler bunlardır. Bilhassa, Türkiye bayiliği olanlar (gümrük birliğine dahil ürünler) Kuzey'de yaptığı işi devam ettirip, şimdiden Güney pazarında faaliyet göstermesi, Güney piyasası içinde mal ve hizmet üretmesi gerekir. Türkiye'den dolaylı da olsa pek ala Güney'e ithalat yapılabilir ve bu her halukarda Güney piyası için rekabetçi olur.
Güneye şimdi gitmek, çözüm sonrası gitmekten daha önemli ve avantajlıdır, çünkü çözümde belki de bazı Kıbrıslı Türkler bypass olabilir. Şimdi gidenler, gelecekteki bypass (Güney pazarı için), hatta Kuzeydeki varlık risklerini de kısmen minimize edebilir.
Kıbrıslı Türkler (hele markalı Türk ürünlerinin bayiliğini tutanlar) şimdiden AB vatandaşlığını kullanıp, TC-KKTC işbirliği veya TC-KKTC-Güney ortaklıkları ile Güney'de iş yapmalıdırlar. TC-Güney ilişkisi henüz çok kolay ve rahat değil, elbette ilişkiye girenler var ama henüz iki tarafta bu konularda tutuktur.
Gidenler, mutlaka görünmez ticaret engelleri ile karşılaşacaklardır ama bunlar aşılabilir, çünkü AB sopası ve diğer uluslar arası baskılar devreye sokulabilir. Bunlardan yılmamalıyız.
Özetle, bugünden iş insanları, özellikle Türk markalarını tutanlar, Türkiye şirketleri ile kuzeydeki işbirliklerini, ortak dili, kültürü ve yaptıkları işle ilgili know-how ve tecrübeyi bugünden Güneye götürmelidir.
Kıbrıslı Türkler, bilhassa Türk markalarının Güney bayiliklerini de mümkün olduğunca almaları gerekir, yoksa bazıları çözümde bypass olabilir. Fırsat şimdidir. Güneye gidin ve mevzilenin diyorum. Hatta, bu gidişlerin, yani bilhassa TC-KKTC işbirliği halindeki gidişlerin Güney üzerinde önemli ekonomi-politiği dinamikleri yaratacağını, bunun da çözüme yardımcı olacağını söyleyebilirim.
|