|
Bir süreden beri, çiftelenerek hızını ve tahribatını artırmaya başlayan ekonomik krizden daha az etkilenmek için, acilen " eşzamanlı ve uyumlu bir politikalar demetini " devreye koymamız gerektiğini söylüyoruz.
Lakin,bendeniz ısrarla, böylesi bir krizde yapılması gereken en hayati ve öncelikli hamlenin, "özel sektör(hatta tüketicilerin) borçlarının yapılandırılması "olduğunu da söylüyorum.Hatta,bunu yapmadan atılacak diğer tamamlayıcı nitelikteki(talep,emek,maliye politikası,içsel kredi-para..vs) adımların piyasada çok etkili olmayabileceğini de söylüyorum.
Ekonomide, cephaneniz her zaman azdır ve önemli olan en verimli atışı yapmak ve bir taşla birden fazla kuş vurmaya çalışmaktır. O yüzden, diyorum ki, cephanemizin önemli bir kısmını batanları değil, birey ve şirket bazında(borç yapılandırılması sonrasında) geliri ile borcunu ödeyebilme kapasitesinde olanların " banka borçlarının yapılandırılmasında" kullanalım.Çünkü,bu şirketler devre dışı kalırsa,ekonomi zincirleme daha fazla zarar görür.
Bir taşta birden fazla kuş vurma dediğimiz budur. Burada hem yerel bankaları, hem de yerel şirketleri kısmen rahatlatıyoruz ve bu açılımın hem reel ekonomide, hem de bankacılık sektörü açısından sinerjisi büyüktür. Bu işte ustalık, kısıtlı kaynakla piyasada en güçlü " kaldıraç etkisini" yaratmaktır.
...Neyse, çok şükür, bir süreden beri bahsettiğimiz ve artık bir çok iş dünyası örgütü tarafından da kabul gören ve bir devlet politikası haline gelmeye başlayan "özel sektör borçlarının yapılandırılması ve özel sektöre finansman desteği " açılımı, son dönemde hükümet ve özel sektör düzeyinde TC-KKTC görüşmelerinin esas gündemlerinden biri haline gelmiştir.
Geldi gelmesine ama projenin şekillendirilmesinde kendi içimizde sorunlar ve farklı düşünceler var.Özel sektörün kredilendirilmesi konusunda kafalar karışık.Farklı sektörel talepler,modeller.. vs ile işin rotadan sapma ihtimali var.
Bakın, özel sektör için krediyi yanlış kullanırsak, kredi " dipsiz kara deliğe " gidebilir. O yüzden iyi dizayn yapmamız lazım, aksi halde piyasada yeterince etkili olmaz.
Bu işi dünyada ilk kez biz yapmıyoruz, bu konuda çok başarılı örnekler var, hatta 2001'de Türkiye, özel sektör borçlarının yapılandırılmasında çok başarılı oldu. Bugün ise bir çok ülke finansal kriz sonucunda buna benzer yöntemlere başvuruyor.
Bu tecrübelerden elbette faydalanacağız ama her şeyden önce,bu kredi ile ilgili şu 3 konuyu çözmeli ve netleştirmeliyiz.Bilhassa,iş dünyası örgütlerinin bu konularda biran önce ortak bir politika oluşturması,sonra da hükümet ve Türkiye tarafını ikna etmeye çalışması gerekir.
Bir de bazılarında kredi ile ilgili yanlış algılamalar var. Buna da açıklık getirelim.
Bir kere, özel sektöre hibe ve yardım istemiyoruz, istediğimiz " kredidir".
Yani, izolasyonlardan dolayı ulaşamadığımız uluslar arası nitelikli bir kredi istiyoruz, çünkü bu krizin altından böylesi bir dış finansman olmadan başka türlü kalkamayız. Krediyi kim kullanacaksa, karşılığında teminatını da verecektir.
Her şey bankacılık mevzuatı çerçevesinde, " Lefkoşa Yaklaşımı " projesi adı altında ve özel konjonktürel düzenlemeler çerçevesinde olacaktır. Kimsenin kimseye servet aktarımı veya hibe vermesi söz konusu değildir.
Ekonomide geldiğimiz aşamaya baktığımızda, yani işin toplam-fayda maliyetine baktığımızda, bunu yapmak zorundayız. Bunu bilmek ve farkında olmak yeter.
Gelelim özel sektöre kullandırılacak kredinin 3 önemli boyutuna;
1-Kredinin Miktarı
Eğer, özel sektöre kullandırılması düşünülen kredi,şu sıralar konuşulduğu üzere " 100 milyon USD " civarı ise bu miktar piyasayı kesmez,yeterli olmaz.Bu miktar,ne borç yapılandırılmasında, ne de işletme finansmanında etkili olur.
Etkili olabilmesi için tahminimiz minimum GSMH'nın % 10 civarında olması gerekir. Yani, kabaca " 350 milyon USD ".Ancak bu miktarda bir kredi hasarı minimize eder ve piyasayı biraz toparlar.
2-Kredinin Kaynağı ve Kullanım Yöntemi(aracı)
Kredinin sağlıklı kullanılması ve doğru adreslere gitmesi için, işin içinde siyasetçi ve devlet olmamalıdır yani KKTC bütçesi üzerinden olmaması lazım. Kaldı ki, kredinin kaynağı TC hazinesinden çok, TC'nin kamusal kredi mekanizmalarından olmasını ve Kuzey'deki uzantıları üzerinden kullanılmasını istiyoruz.
Bilhassa, TC Ziraat Bankası ve Halk Bankası bu amaçla en uygun adreslerdir. Tabii, sadece borç yapılandırılması için bu kaynağı ve yöntemi konuşuyoruz. Her halukârda,TC hazinesinden borç olarak(geri ödeme kaydı ile) veya TC'nin kamusal kredi kaynaklarından kullandırılsa bile, kredi KKTC bütçesi üzerinden değil, tamamen bütçe dışından kullandırılması lazım.
Ayrıca,borç yapılandırılması maksadıyla kullanılacak kredinin,ayrı uzman bir komite tarafından yönetilmesi ve objektif kurallara(varlık-kredi,istihdam,borç yapılandırılması sonrası faaliyet karı..vs kriterlere) göre ve genele açık olması gerekir(sektörel değil).
Uzman komitede,ekonomist,muhasebeci,bankacı..vs kişiler olmalı.Ve tüm başvurular toplandıktan(süre verilecek) sonra, komite en etkili bir şekilde kaynağını nasıl kullanacağına karar vermelidir.
İlgili şirket ve banka birlikte başvurmalı ve banka da mutlaka bir miktar gönüllü taviz vermelidir (faiz indirimi..vs), yani bankada bedelini biraz ödemelidir. Özetle, kredinin kaynağı (TC'deki), aslında kredinin kullanılma yöntemini de tayin edecektir ama TC Hazinesinden olsa bile, Kuzey'deki TC kamu bankaları üzerinden olması daha doğru olur.
3-Kredinin Konusu (içeriği)
Kredinin esas konusu ve ağırlıklı olarak kullanılması gereken içerik, " özel sektör borçlarının yapılandırılmasında" olmalıdır.Kredinin miktarı 350 milyon USD civarı olursa,o vakit % 70'inin borç yapılandırmasında,geri kalanı da işletme kredisi..vs altında (borç yapılandırılması kapsamında olmayan şirketlere) sektörlere finansman desteği olarak kullandırabilir.Ama miktar az olursa,tümü borç yapılandırılmasında kullanılmalı.
Son olarak şunu ifade edeyim; birey ve şirket borçlarını, "Lefkoşa Yaklaşımı" adı altında bir program ile gönüllü (bankaların iradesi ile birey ve şirketlere) ve TC'nin özel sektör şirketlerine kullandıracağı kredi ile birlikte yaparsak,o vakit daha etkili sonuç alırız diye düşünüyorum.
|