|
Yıllardır hayvancılık (tarım dahil) sektöründe uyguladığımız yanlış politikalar neticesinde, ülkede tarım-hayvancılık ve devamında endüstriyel ve ihracat ayaklarında önemli suni zincirler ve taşıması imkansız dengeler ortaya çıkmıştır. Şimdilerde, bu zincirlerde oluşan yanlış-suni fiyatların ve ilişkilerin bedelini ödüyoruz.
Elbette, son dönemlerde yapılan reformlarla, özellikle büyükbaş hayvancılık ve süt konusunda daha verimli bir noktaya doğru gittiğimizi kabul ediyorum ama iyileşme gecikmeli ve pahalı oluyor. Bu konuda kaynak israfı yapıyoruz.
Yılların yanlışlığı ile tane üretiminden başlayarak yukarı doğru gittikçe dizayn edilen yanlış motivasyonlar, standartlar, araçlar büyükbaş hayvancılıkla- küçükbaş arasındaki balansı da bozmuştur.
Üzerine bir de Güney rekabeti gelince, bilhassa küçükbaş hayvancılıkta işler epeyi bir bozulmuştur. Tabii, küçükbaşta ayakta kalanlar, şimdilerde işin az da olsa kaymağını yiyor (arz eksikliği nedeniyle) ama sektördeki anomalilere müdahale etmezsek bir süre sonra onlar da zarar görecektir.
En kötüsü ve kabul edilemez olanı ise geldiğimiz aşamanın "tüketicilere (hele Güneye geçemeyenlere), bu alandaki işletmelere ve topyekun ülke rekabet gücümüze, ekonomimize zarar vermeye başlamış olmasıdır."
Güney'den kuzey'e et ithalatı arttı.
Güney-Kuzey de facto ekonomik entegrasyonunda, faktör akımlarının yönünü büyük ölçüde "fiyat" belirler. Dolayısıyle, Güney'de özellikle küçükbaş hayvan eti bizden daha ucuz olduğu için, "perakende ve toptan düzeyindeki et ticaret trafiği " aleyhimize gelişiyor.
Hatta, küçükbaşta, önemli miktarda Güney'de brucellalı, sair hastalıklı veya verimsiz hayvanlar kesilerek, bizim tarafta toptan ticaret yapan, alım yapan "kasap, restoran,otel..vs" gönderiliyor. Neticede, Güney'dekiler Kuzey'deki piyasanın durumunu biliyor ve bizim taraftaki aracılarla piyasayı oluşturuyorlar.
Gördüğünüz gibi, iki piyasa arasında fiyat farkı büyük olunca, işin ucu sağlımıza kadar dokunabiliyor. Güney'de şu sıralar kuzu etinin kg'su 9 EURO, yani 18 YTL civarı iken; bizde 25-27 YTL civarıdır. Aramızdaki fiyat farkı % 40-50 arası olunca, haliyle Kuzey'in et talebi, neredeyse büyük ölçüde Güney'den karşılanmaya başlıyor.
Peki neden?
Bana göre, bu konudaki aksaklığı çözmek için eşzamanlı değerlendirmemiz gereken 3 temel sebep-sonuç dinamiği var. Bunlar;
1-Arz eksikliği (arz-talep bozukluğu) ve buna bağlı konjonktürel etkiler.
Bunun en büyük sebebi, bugüne kadar tarım-hayvancılıkta uygulanan yanlış motivasyonlar sonucunda piyasanın büyükbaş hayvancılığa kayması ve küçükbaş hayvancılığın cazibesini kaybetmesidir.
Yani, yanlış teşvik-motivasyon mekanizmalarının yarattığı bir sapma ve bu sapma etrafında oluşan saadet zincirleri ve nihayetinde Güney rekabetinin de devreye girmesi ile bir çok küçükbaş hayvan yetiştiricisinin (gebe hayvanlarını bile keserek) sektörü terk etmesi ile arz yönünde başlayan sıkıntılar vardır.
Burada tabii, üreticilerle (satıcılar)-büyük alıcılar (kasap..vs) arasında uzun süre üreticiler aleyhine oluşan "kar paylaşımında" da sorun olmuştur. Yani, küçük ölçekli bir sürü üreticinin, uzun süre büyük alıcıların tespit ettiği, domine ettiği fiyata mahkum kalması da küçük ve dağınık üreticiler üzerinde sıkıntı yaratmıştır.
Yıllar içinde, bezen üreticiler sektörü terk etmiştir, halbuki o vakitler sorun "derin olmayan, rekabeti baskılayan büyük alıcılar"da idi. Bu yapısal bir sorundu aslında.
Bizde vadeli işlemler piyasası olmadığı için, hayvancılıkta öngörülebilir ve istikrarlı bir piyasa oluşmuyor (alıcı-satıcı arasında), dolayısıyla çoğu zaman üreticiler konjonktürel refleksler gösteriyor, tepkiler veriyor. Mesela, şu sıralar üreticiler Kurban Bayramına yönelik pozisyon alıyorlar. Dolayısıyla, piyasaya arz yönlü ilave bir baskı daha geliyor.
Bizzat Tarım Bakanlığı'nın organizasyonu ile vadeli işlemler piyasası oluşturulabilir. Bu şekilde, üreticiler de, alıcılar da daha istikrarlı ve öngörülebilir bir piyasada buluşabilir, oluşan fiyatlar her iki tarafa da doğru sinyaller verebilir.
2-Sektörün direkt girdi maliyetlerindeki artış ve sektördeki yapısal bozukluklar.
Son dönemde, kuraklık maliyeti hayvancılığın tüm girdilerinde önemli artışlara neden olmuştur. Tabii, diğer ülke genelini ilgilendiren girdi maliyetleri de artmıştır. Bilahare, tane üretimindeki yanlış motivasyonlar (toprakların kullanımında başlayan yanlışlıklar) hayvancıları kaba yem üretiminden uzaklaştırıyor ve küçükbaşta bile hazır yeme dayalı (tabii son dönemde kuraklığında etkisi var) bir yetiştiricilik ortaya çıkıyor.
Sektörde girdi maliyetlerinin artması, haliyle sektöre özgü maliyet enflasyonu ve fiyat artışını gündeme getiriyor. Bu maliyet artışı da, arzın azaldığı bir konjontürde haliyle "canlı et fiyatlarına" yansıyor.
3-Sektördeki ithalat yasakları ve yasağın yarattığı sapmalar.
Hem içerdeki arz-talep dengesini sağlamak hem de Kuzey'de bilhassa küçükbaş canlı hayvan fiyatlar yükselince, haliyle bu artışı fiyatlarına yansıtmak istemeyen "kasap, restoran, et sanayi..vs " et talebini Güney'den karşılıyor. Zaten talebin düştüğü bugünlerde bunu fiyatlara yansıtmak çok zor.
Dolayısıyla, sadece bireysel vatandaş değil (ki onların Güney'den perakende alımlarında sağlık sorunu yok), toptan ticaret bağlamında "et ticareti ile uğraşan ve eti girdi olan sektörler" talebini Güney'e kaydırıyor ve ortaya önemli bir ticaret sapması çıkıyor.
Bu donmuş et ve tavuk pazarı içinde geçerlidir, çünkü Kuzey'den yasak olduğu için giremeyen ürün, haliyle Güney üzerinden piyasaya giriyor. Donmuş et piyasası için kendi elimizle ticaret sapması yaratıyoruz.
Kapıları kapatmayı düşünmüyorsak, hem içerdeki arz-talep dengesini sağlamak, hem de Güney'den kaynaklanan ticaret sapmasını minimize etmek için,"canlı hayvan, taze et, donmuş et (hatta tavuk)" ithalatına da izin vermemiz gerekir. Aksi halde, hem özel sektör hem de devlet kaybetmeye devam edecektir.
|