|
Yaklaşık 2 haftadır yazamıyorum.
Bu ayrılıklar artık biraz da alışıldık ayrılıklar oldu.
Malum, kemoterapi zamanları, gündemden, belki biraz da hayattan kopuk geçen zamanlar.
3 ay kadar önce, bu köşeden, bu ayrılıkların sebebini paylaştığımda, süreç henüz yeni başlamıştı.
İlk kemoterapinin sonunda başlamıştım yazmaya.
Şimdi yavaş yavaş sona yaklaşıyor tedavi.
Ve sadece kötü haberleri değil, iyi haberleri de mutlaka paylaşmak gerek.
Nerdeyse 6 aylık sürenin yarısına gelindiğinde yapılan ilk testlerin sonucu, oldukça olumlu çıktı.
Şimdi geriye kalan 3 kür tedavi tamamlandıktan sonra bu yorucu süreç de sona ermiş olacak.
Ve bu aslında sizin sayenizde.
Kıbrıs küçük yer.
Haberler çoğu zaman oldukça hızlı yayılıyor. Henüz daha biopsi aşamasındayken başlayan yoğun destek, sonuçlar çıkıp, lenf kanseri teşhisi konduktan sonra da artarak devam etti.
Gelen yüzlerce elektronik posta ve telefon, kocaman bir ailenin içinde olduğumu hissettirdi herzaman bana.
Bu öyle bir destek ki, hiç tanışmadığınız yüzlerce kişiyle, en tanıdık oluyorsunuz.
Örneğin, bu süreç içinde Sevgili Mustafa Anlar, ki, kendisiyle bu vesileyle tanıştık, popüler paylaşım sitelerinden facebook'ta bir grup oluşturmuş.
Çok kısa bir süre içinde 650'yi aşkın üye sayısına kavuşan bu grupta, sürekli güncellenen aktif bir destek, hep yanımdaydı.
Uzun zamandır görüşmediğim arkadaşlarım, en yakındakiler ve hiç tanışmadıklarım, hepsinin de gösterdiği sıcaklık aynıydı.
Bu öylesine önemli ve büyük bir şans ki, sadece bunun farkındalığı bile, her türlü acıyı ve sıkıntıyı anlamsızlaştırıyor.
Yoksa mevsimin bahara döndüğü bu en güzel zamanlarda evde kapalı kalmak ve hiç tanıdık olmayan acılara alışmak, bu kadar kolay olmazdı.
İnsanın hiç tanımadığı kişilerle bu kadar değerli ve derin bir paylaşım yakalayabilmesi mutlaka çok güzel bir duygu, ama, hayatın kendi koşulları içinde, izini kaybettirdiği herkese yeniden kavuşması da o kadar değerli birşey.
Bazen hiç sebepsiz, sırf hayatın kendi çizdiği yola kendinizi kaptırdığınızdan, dönüp sağınıza solunuza bakmak aklınıza gelmez.
Bu koşuşmaca içinde de mutlaka birşeyleri kaybedersiniz.
Bazen değerli dostları, bazen de değerli geçecek zamanları.
Bu süreç içinde, son 10-12 yıldır hiç görüşemediğimiz eski dostlarla, zamanın bıraktığı yerden, yeni bir bağ kurduk.
İlk gençlik yıllarında bıraktığımız paylaşımlar, hâlâ aynı tatta ve daha da önemlisi, hâlâ aynı hesapsız, çıkarsız sıcaklıkta.
Hayatımda eksik yok artık.
Zamanın eksilttiği herşey ve herkes geri geliyor.
Ve ben kolay kaybetmemek gerektiğini bir kez daha öğreniyorum.
Sırf bir "geçmiş olsun" desteği, insanın hayatta ne kaçırdığını da anlatabiliyor, çoğu zaman.
Ne kadar seçici davransak da çoktan seçmeli bir seçicilik içinde sıralanıyor, hayatımız.
Ve bazen diğer şıklar, işaretli olanlardan daha anlamlı dahi olabiliyor.
Sanırım, insanın hayatında tutmak istediklerine daha sıkı sarılması gerekiyor.
Çünkü, zaman geçip gittikçe, neyi tuttuğumuzu bile unutabiliyoruz, bu koşuşmaca içinde.
En fazla unuttuğumuz da ne kadar yaşadığımız değil, ne kadar farkında olduğumuz yaşamanın.
|